AGOS’TAN AYNI NAKARAT

Yazı: ermenisorunu.gen.tr  ///  14.02.2015

Agos gazetesinin bugünkü sayısında Elif Atalay’ın “Fukara Perver Cemiyeti’nin İzinde Topkapı” başlıklı yazısını okumak mümkün. Atalay, yazısında 1908 yılında kurulan ve hâlâ faaliyet gösteren Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin kısa bir tarihçesi üzerinden Topkapı semtinin sosyopolitik analizini yapmayı deniyor ve bu analizini şu cümlelerle sonlandırıyor: “Topkapı Fukara Perver Cemiyeti’nden bugün resmî olarak yardım alanlar 296’sı Müslüman, 4’ü Ermeni vatandaş olmak üzere toplam 300 kişi. İlk yıllarında cemiyetten faydalananların Müslüman ve Müslüman olmayan oranı yüzde 50 iken, günümüzde yüzde 2’yi dahi bulamayan, dengesizlik olarak bile bahsedilemeyecek bir kayboluş söz konusu… Aynı zamanda bugün resmî yollarla açılım adı altında oluşturulmaya çalışılan sosyal entegrasyonu; ortak alan-mekan kullanımı, duygu birliği ile doğal yollardan gerçekleştirilmiş bir toplum yapısının yok ediliş hikayesi bu.”

Atalay’ın vardığı sonucu kelimelere döküş şekline ek olarak yazısında sıkıntılı birkaç nokta daha var. Atalay, Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin kurucularından olan Onnik Mardirosyan’ı “unutulmuş bir kahraman”, “vefasızlığımıza kurban gitmiş bir kimse” şeklinde sunuyor. Bunu yaparken Mardirosyan ismini diğer kuruculara kıyasla son derece ön plana çıkarıyor ve geri kalan kurucu isimleri Mardirosyan’la ilintili olarak şikayet ettiği kayıtsızlığa tabi tutuyor. Atalay ayrıca bilinçli yahut değil, Topkapı Fukaraperver Cemiyeti toplumda son derece iyi tanınan, adı sıkça duyulan bir cemiyetmiş ama bu tanınmışlıkta Mardirosyan’ın hakkı yenmiş gibi bir izlenim yaratıyor. Mardirosyan’ın tanınmadığı doğru; fakat cemiyetin kendisinin ne kadar tanındığı sorusunu sormadan önce Mardirosyan üzerinden Türkiye’deki Ermeniler ve gayrimüslimler hakkında bir tahlil yapmanın, hatta bu tahlil denemesini doğrudan bir sonuca bağlamanın ne kadar tutarlı bir yaklaşım olduğu da sorgulanmalı.

Topkapı Fukaraperver Cemiyeti nedir?
Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nadir Özbek’in çalışmalarına dayanarak Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin 1908 yılında kurulan Osmanlı Fukaraperver Cemiyet-i Hayriyyesi’nin Topkapı şubesi olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Şehremini’deki Topkapı Kulübü binasında faaliyete başladığını ve kurucularının Gureba-yı Müslimin Hastanesi doktorlarından Galib Hakkı Bey, aynı hastanenin eczacıbaşısı Nafiz Bey, Hakkı Efendi ile Cemil, Bodos ve Onnik Efendiler olduğunu biliyoruz. 1913’te Osmanlı Fukaraperver Cemiyet-i Hayriyyesi’nin kendini feshetmesiyle müstakil hale gelen cemiyetin esas amacı Topkapı ile civar mahallelerde muhtaç ve fakir durumdaki halka yardım etmek.

Sivil niteliği ön planda bir yardım cemiyeti
Cemiyetin kuruluşu, Nadir Özbek tarafından analitik bir şekilde ele alınıyor ve sosyal değişim üzerinden açıklanıyor. Özbek’e göre söz konusu dönemde benzerlerine sıkça rastladığımız bu türden cemiyetlerin kuruluşunu anlamak için daha ileri seviyede eğitim görmüş yeni bir tabakanın ortaya çıkmış olduğunu, giderek daha fazla ağırlık kazanan bu tabakanın resmî, yarı-resmî ve sivil ortamlarda kimliklerini tesis etme ve topluma benimsetme amacı taşıdığını akılda tutmamız gerekir. Özbek aynı zamanda her ne kadar başta İttihat ve Terakki ile yakın ilişkiler içinde olsa da cemiyetin sivil niteliğinin ön planda olduğunu, bu yüzden de 1913’ten sonra bu tür cemiyetlerin Hilal-i Ahmer bünyesine katılma zorunluluğu kararının bu cemiyet için geçerli olmadığını yazar.

Nasıl bir yaklaşım?
Nadir Özbek’in de belirttiği gibi Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin kuruluşunu ve faaliyetlerini anlamlandırabilmek için onu tarihsel bir bağlamda, benzer cemiyetleri de göz önünde bulundurarak konumlandırmak gerekir. Seçilmiş kişilerden hareketle önceden belirlenmiş argümanlara cemiyetin varlığı ve faaliyetleri üzerinden zemin arayan bir analiz, bugün hâlâ görev yapan cemiyetin hakkını verebilmek için herhalde uygun bir yaklaşım olarak kabul edilemez.