FRANSIZ BASINI VE TÜRK-ERMENİ MESELESİ

Yazı: ermenisorunu.gen.tr  ///  14.02.2015

Yazar: HİCABETTİN SARI
Danışman: PROF.DR. ALİ İHSAN GENCER
Yer Bilgisi: İstanbul Üniversitesi / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı
Konu: Tarih; Türk İnkılap Tarihi

Doktora Tezi (2003)

Özet: “II. Meşrutiyet’in ilanı ile Osmanlı Devleti’nde mutlak monarşi yıkılmış ve anayasal monarşiye geçilmiş, sansür ve gizli polis lavedilmiş, ilân edilen genel afla hapishanelerden tutuklular serbest bırakılmış, çeteler teslim olmuş, sürgünler dönmüş, eski rejimin suiistimalci kadrolarından aziller, tasfiyeler, sürgünler, tutuklamalar ve hatta suikastler ile hesap sorulmuş ve de birlik ve ilerleme ideali ile bir yeniden yapılanma ve toparlanma dönemine girilmiştir. Osmanlı Devleti’nde Ermenilerin de içlerinde bulunduğu farklı milletler sorunlarına çözüm umudu olan Meşrutiyet’i sağladığı gelişmelerden duydukları büyük sevinçle gerçek bir bayram havasında olan coşkulu kutlamalarla karşılamışlar ve geçmişi unutarak kardeşçe, dostça birbirlerini kucaklamışlardır. Hürriyet rejimine geçildikten kısa bir süre sonra seçimler yapılmış, Osmanlı Devleti’ndeki her milletin temsilcileri parlamentoya girerek sorunlarını en yüksek düzeyde çözme imkanını bulmuştur. Ve hürriyet kahramanı kabul edilen Genç Türkler rejimin yöneticiliği yerine bekçiliğini üstlenerek köşelerine çekilmişlerdir. Avrupa ve özellikle Fransa yakından izlediği II. Meşrutiyet’in ilanını sevinçle karşılamışsa da kısa bir süre içinde Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahalede zorlanmaya başladığının farkına varmıştır. Çünki yeni rejimin bekçileri Genç Türkler teslimiyetçi değil, ülkelerinin milli çıkarlarını koruma konusunda hassastırlar. Osmanlı Devleti’nin güçlü olmasını Makedonya’daki yayılmacılık politikaları için büyük bir engel gören Bulgaristan ve Yunanistan Osmanlı Devleti’nde anarşinin devamlılığından yana oldukları için gelişmelerden memnun olmamıştır. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa topraklarında Makedonya halkları ile Arnavutlar ve Asya topraklarında Ermeniler, Kürtler ve Araplar kendi özel çıkarları ve beklentileri doğrultusunda ajitasyonlarını kesmeyip sürdürmüşlerdir. Genç Türk politikası, ırk ve din farkı gözetilmeksizin bütün Osmanlıların aynı hak ve görevlere sahip olması, birlik ve ilerlemedir. Ancak Türkler dışında Osmanlı Devleti’nde bütün milletler çoktan ayrılıkçılık rüzgârına kapılmışlardır. Irkların kardeşliği ve kanun önünde eşitliği ülküsünde olan Genç Türkleri bu ideallerinden dolayı II. Meşrutiyet’in ilanında alkışlayan Ermeniler, Meclis’te temsil hakkı kazanmış ve kabinelere bakanlarını sokmuş olmalarına karşın geleneksel millet sisteminde kendi yasalarına sahip olmaktan ve bağımsızlığa ya da ayrılıkçılığa giden bir politika izlemekten yanadırlar. Ve Dış Ermenilerin kışkırtması, Kürt saldırılarına karşı yeterince korunmamaları, Anadolu’da hüküm süren açlıkta mağduriyetlerine çözüm bulunmamış olması ve sıkıntılarının vaatlerle geçiştirilmesi gibi sebeplerle Ahrar Grubu içinde yakın zamana kadar kendilerine dost eli uzatmış olan İttihat ve Terakkicilere karşı cephe almışlardır. 1908 sonbaharında Avusturya-Macaristan Bosna – Hersek’ i ve Yunanistan Girit’i ilhak etmiştir. Bulgaristan da bağımsızlığını ilân etmiştir. Osmanlı Devleti yeni bir devrimden çıktığı ve kaotik ve kritik bir dönem yaşadığı için askerî bakımdan bu tecavüzlere karşı koyacak güçten yoksundur. Kendine Meşrutiyet’e geçmesi dolayısıyla yakınlaşmış gözüken ve esasen Berlin Antlaşması ile de toprak bütünlüğüne güvence vermiş olan Avrupa’ya başvurmayı çare olarak görmüş ama Avrupa’nın cevabi tutumu Osmanlı Devleti’ni yalnız bırakmak olmuştur. Bu şoktan sonra 13 Nisan 1909’da başkent İstanbul’da İttihatçılara ve yeni rejime karşı geliştirilen bir karşı darbe Makedonya Ordusu tarafından askerî bir harekâtla bastırılmış, Abdülhamit düşürülmüş ve yerine Mehmet Reşat Sultanlığa getirilmiştir. Karşı darbeyle eş zamanlı olarak, Adana’da, Osmanlı Devleti’nin son uğradığı toprak kayıplarından cesaret alan Ermenilerin kışkırtmasıyla kanlı olaylar başlamış ve Doğu’da bazı bölgelere yayılmıştır. Başkent İstanbul’da yeni hükümet kurulduktan sonra bu olayların üzerine hem mağdurlara yardım hem suçluların yargılanması olarak gidilmiştir. “Beş Büyükler” Adana olaylarını çok geniş bir biçimde ve dokunaklı ifadelerle kamuoyuna aktarmıştır. Adana Ermeni olaylarından sonra Osmanlı Devleti iç siyasetinde sıkıyönetimler, iç ve dış borçlanmalar ve de Arnavutluk, Makedonya, Mezopotamya ve Kürdistan ayaklanmaları yaşanılmıştır. Ekim 1912’de Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Karadağ Osmanlı Devleti’ne saldırmışlardır. Amaçları Osmanlıları Avrupa topraklarından, Balkanlardan atmaktır. 23 Ocak 19I3’te İttihatçılar bir hükümet darbesinde bulunmuşlardır. Balkan Savaşları sonunda saldıran devletlerin birbirlerine düşmesinden istifade edilerek Edirne Temmuz 1913’de kurtarılabilinmiştir. Ancak Osmanlıların Avrupa’dan atılması ideali gerçekleşmiş ve sıra Avrupalılar için Ermeni Meselesi’ne gelmiştir. Ermeniler Osmanlı Devleti’nin iç ve dış sorunlarından istifade ederek Avrupa desteği ile Doğu Anadolu için Makedonya’ daki reformların benzerlerini uzun bir süre dayattıktan sonra Osmanlı Devleti’ni 8 Şubat 1914’te bir ıslahat antlaşmasını imzalamak zorunda bırakmışlardır. Ne var ki Avrupa’da İttifak ve İtilâf Blokları arasında silâhlanma yarışı sıcak savaşa dönüşmüştür. Osmanlı Devleti, 1900’lerden itibaren Almanya’nın askerî ve ticarî etkisinde olması, İtilâf Devletleri safına katılma girişiminin red edilmesi sebebiyle önce tarafsızlığını ilân etmişse de sonra Alman kampına geçmiş ve de Ermeniler için kabul ettiği ıslahat antlaşmasını uygulamadan kaldırmıştır. Osmanlı Devleti’nin 23 Ekim 1914 baskın saldırısı ya da Rusya’nın 1 Kasım 1914’teki genel saldırısıyla Birinci Dünya Savaşı’na girmesi üzerine Ermeniler 800 yıl birlikte barış içinde yaşadıkları Türklere ihanet ederek galip çıkacaklarına ve kendilerine bağımsız bir devlet sağlayacaklarına inandıkları İtilâf Kampı’nda büyük bir sadakatle yer almışlar ve bu kampın üyesi devletlerle tam bir iş birliğine gitmişlerdir. Osmanlıların, Rus ve Ermenilerle savaşları 3 yıl 50 gün sürmüştür. Trabzon – Kızılırmak – Adana çizgisinde bağımsız Büyük Ermenistan kurmak amacında olan Ermeniler kendilerine bağımsızlık vereceklerine inandıkları Rus ordusuna her türlü yardımda bulunmuşlar ve askeri başarılarında büyük rol oynamışlardır. Osmanlı ordusundan firar ederek Rus ordusuna katılmışlar ve cephede her yerde Ruslara istihbari bilgiler vermişler, Ermeni gönüllü alayları kurmuşlar ve bunlarla Rus ordusuna öncülük ve casusluk yapmışlar ve savunmasız Türk – Müslüman sivil halka soykırım, yağma, talan, tecavüzde bulunmuşlar, birçok yerde isyanlar çıkartmışlar ve de baskın ve sabotajlarla Osmanlı ordusunu cephe gerisinde arkadan vurmaya çalışmışlardır. Türkler anavatanlarım Rus işgaline karşı koruma mücadelelerinde Ermenilerin bu ihanetlerinden çok güç durumda kalmışlar ve askeri nedenlerle Nisan – Mayıs 1915’te aldıkları kararlar doğrultusunda savaş bölgelerine yakın yerlerdeki Ermenileri güney bölgelerine yerleştirmişlerdir. Bu göç uygulaması sırasında Ermenilerin can, mal ve namus güvenlikleri ve de yolculuk, yiyecek ve konut ihtiyaçları için gereken bütün tedbirleri almıştır. Fransız basını konuda büyük bir protesto kampanyası açmış ve haberlerinde Ermenileri saldırganken mazlum, Türkleri de mazlumken saldırgan göstermiş, Ermenilerin aleyhine bir tek kelime geçmemiştir. Rus Devrimi’inden sonra Rus askerleri cephelerden çekilince ve Osmanlılar Ruslarla 18 Aralık 1917’de ateşkes imzalayınca bu kez Ermeniler tek başlarına Doğu Anadolu’yu istilâya kalkışmışlar ve büyük bir kırım yapmışlardır. Bu istilâ, 18 Aralık 1917 – 30 Ekim 1918 tarihleri arasında sürmüş olan bir Osmanlı – Ermeni Savaşına yol açmıştır. Bu savaş sırasında Osmanlı Ordusu önce Doğu Anadolu’yu Baku’ya kadar Ermeni işgalinden kurtarmışsa da sonra İtilâf Bloku’nun savaşta üstün konuma geçmesi nedeniyle geri çekilmiştir. Bazı hükümleri lehlerinde kaleme alınmış olan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Ermeni propagandası tırmanışa geçmiştir. Ermeniler İtilâf Devletlerinden kendilerine verdikleri sözleri tutmalarını istemişlerdir. Gerçekte ise İtilâf Devletlerinin savaş öncesi ve savaş sırasında imzaladıları gizli antlaşmalarda Ermenilere ayrılmış bir pay yoktur. Ermeniler hem Doğu’da hem Güney ve Güneydoğu’da da Fransa ile birlikte 1918 Aralık ayında ve 1919 yılında Türklere karşı savaşmışlar, Müslüman Türk yerleşim merkezlerine baskınlarda, yağma, ırza tecavüz, işkence ama özellikle katliamlarda bulunmuşlardır. Amaçlan bölgeyi Türklerden temizleyerek tamamen Ermenileştirmektir. Öte yandan Paris Barış Konferansı’nda da üye olarak kabul edilmek için gösterdikleri bütün çabalar ancak dinlenilmeleriyle sonuçlanmıştır. Kurtuluş Savaşı mücadelelerine Türkler zorunlu olarak Ermenilerden başlamışlardır. Doğu Anadolu’da Ermeni istilâsı ve kırımı 28 Eylül Türk karşı saldırılarıyla püskürtülmüş ve Gümrü Anlaşması ile Doğu Anadolu itibariyle Ermeni meselesi çözümlenmiştir. Bu ara Sevr Anlaşması imzalanılmışsa da Türk milliyetçileri tarafından hiç önemsenilmemiş ve kurtuluş mücadelelerine kendilerini daha fazla vermelerine yol açmıştır. Kilikya cephesinde Türkler Fransız ve Ermenileri yenmişler ve Fransızları bölgeyi boşaltmak zorunda bırakmışlardır. 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile Ermeni meselesi Güney ve Güneydoğu Anadolu olarak kapanmıştır. İşgal boyunca yaptıkları insan hayaline sığmayan mezalimleri sebebiyle paniğe kapılan Ermeniler kitleler halinde Kilikya’dan Suriye’deki Fransa işgal bölgesine göçmüşlerdir. Ayastefanos ve Berlin Anlaşmaları ile Avrupa’nın diplomatik gündemine oturtulmuş olan ve Osmanlı Devleti’nin son 50 yılına damgasını vuran ve çöküşünde de önemli bir faktör oluşturan Ermeni meselesi yapılan savaşlarla Türkiye’nin doğusu ve güneyi itibariyle çözümlenildikten sonra Türkiye’nin kaderini belirlemek için toplanan Lozan Barış görüşmeleri sırasında yeniden gündeme getirilmek istenmiştir. Ermeniler durumu lehlerine çevirebilmek, en azından Osmanlı topraklarında kendilerine milli bir yurt edinebilmek için canla başla çalışmışlarsa da Türk delegasyonunun masa başı zaferleriyle hüsrana uğramışlar ve Lozan Barış Anlaşması’nda isim olarak bile geçmemişlerdir. Lozan Barış Anlaşması’nda Ermenilerin “Azınlık Hakları” genel başlığında yeni Türk kodlarına tabiyetlerine karar verilmiş ve Ermeni Meselesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından bir problem olmaktan çıkarılmıştır.”