II. MEŞRUTİYET’TEN CUMHURİYET’E HATIRALARDA ERMENİ SORUNU

Yazı: ermenisorunu.gen.tr  ///  14.02.2015

Yazar: GÜLTEKİN GENÇ
Danışman: Y.DOÇ.DR. OKTAY GÖKDEMİR
Yer Bilgisi: Dokuz Eylül Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı
Konu: Tarih

Yüksek Lisans Tezi (2007)

Özet: “Bu çalışma II. Meşrutiyet Dönemi’nde yaşanan Türk Ermeni ilişkilerine dönemin aydınlarının ne yönden yaklaştıklarını, bu kişilerin yazdıkları hatıralarından (anı) hareketle ortaya koymak amacındadır. Hatıralar ve hayat hikâyeleri (otobiyografiler) tarihçiler açısından önemli bilgiler içermektedirler. Bu tür eserler kişisel olduklarından ötürü özneldir ve objektif tarihçilik açısından bazı tehlikeleri taşımaktadırlar. Ancak her şeye rağmen hatıralar; geçmişin karanlık noktalarını aydınlatma ve bilinmeyen ayrıntıları meydana çıkarma konusunda modern tarih yazıcılığı açısından önemli kaynaklar olarak görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu açısından milliyetçilik ideolojisinin en yıkıcı düzeyde yaşandığı dönem II. Meşrutiyet dönemidir. II. Meşrutiyet, yine milliyetçiliğin etkileriyle ortaya çıkan Ermeni Sorunu’nun da derinleştiği bir dönem olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Hükümeti’nce kararlaştırılan Ermeni tehciri yaşandığı andan itibaren dillendirilmeye başlanmış ve Birinci Dünya Savaşı boyunca ve savaş sonrası en fazla konuşulan konulardan biri olmuştur. Tehcir ve uygulanması esnasında yaşanan olaylar savaşın bitmesiyle birlikte özellikle İttihatçılar aleyhine kullanılan temel propaganda malzemelerinden biri olmuştur. Dönemin anı yazarlarından, İttihatçı ve İttihatçılara yakınlığıyla bilinen kimileri Ermeni tehciri konusunda sorumluluklarının bulunmadığını ve Ermenilerin savaş döneminde isyan ve ihanet etmelerinden dolayı, tehcir edildiklerini anlatmaya çalışırken; özellikle İttihat ve Terakki’ye muhalif olan kişiler, anılarında Ermeni tehcirini İttihatçılara karsı en önemli kozlardan biri olarak kullanmaktaydılar. Döneme ait anılarını kaleme alan neredeyse tüm yazarlar, I. Dünya Savaşı içinde yaşanmış olan Ermeni tehcirine az ya da çok değinmişlerdir; bu da tehcirin ne denli önemli bir mesele olarak görüldüğünün bir göstergesi olmuştur.”