OKUMA BİÇİMİ

Yazı: ermenisorunu.gen.tr  ///  23.02.2015

Siyaset ve akademi dünyası kendisini savaş dilinin iğvasina mi terk edecek yoksa diyalog için bir yol mu bulacak sorusunun cevabı yüz yıl önce başlayan savaşın ömrünü de belirleyecek.

1915 Olayları’nı okuma biçimleri üzerinde çok durulmadığı bir gerçek. Bu okuma biçimlerinin sarahate kavuşturulmasının sağlayacağı açıklığa aslında sadece akademik veya entelektüel alanda değil, sosyal ve siyasal alanda da ihtiyacımız var. Tartışmaların 100’üncü yılında konuşulacak başlıkların en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz akademik çerçevede sorgulanabilirlik olmalı. Konunun siyasi veçhesi öne çıkarılarak, AİHM ifadesi ile söyleyecek olursak “geçmişte yaşanmış birtakım tartışmalı olayların” tümünü aynı çuvala dolduramayız. Doldursak da bu çuvalın ağzını bile açmayı tüm dünyada yasaklayarak bütün tarihçilerin bu çuvalın içindekilerden çıkardığımız öznel sonuçlara iman etmesini bekleyemeyiz. İman kelimesini burada kasten tercih ettiğimizi vurgulayalım. Hâlâ tarihçilerden iman edercesine soykırım güzellemesi yapmaları veya yaşanan tüm acıları tamamıyla reddetmeleri beklenebiliyor. Konu bu kısır çekişmeden kurtarılarak doğal mecrasında tartışılmadıkça gerçekten konuşmaya başlamış olamayacağız. Niyet okumalarla, siyasi saldırganlıklarla, karakter suikastlarıyla günü kurtarmaya devam edeceğiz.

Ermenistan ile Türkiye arasındaki hem fiziksel hem de psikolojik bariyerler, üzerinden atlanabilecek kadar alçalıyor derken karşılıklı açıklamalar ve nihayet Ermeni tarafının bir süredir buzdolabında bekletilen protokolleri geri çekmesiyle yine yükseltildi. Kapalı tutulmaya devam edilen sınır, sıkılı tutulmaya devam eden yumruklar ve her iki tarafta da bir türlü geçmeyen duyma bozukluğu elbette kimi grupların işine yarıyor. Buna bir türlü çözüm yoluna giremeyen Azeri-Ermeni ilişkilerinin Türkiye kamuoyuna yansımalarını, AIHM davasını, Cumhurbaşkanının Ermeni tarafını 24 Nisan’da Çanakkale’ye davet etmesini ve uluslararası toplumun olası 2015 baskılarına karşı Türkiye’de zihinlerde kurulan defans derinliğini ekleyin.

Dışişleri Bakanlığı’nı takiben hükümetin liderliğini üstlenen Başbakan Prof. Ahmet Davutoğlu’nun hayata geçirme kararlılığında olduğu paradigma değişikliği, ilk boy fotoğrafını geçtiğimiz yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasını taşıyan 23 Nisan mesajıyla vermişti. Muhtemel söylem ve eylem değişikliği ne ölçüde sağlıklı bir arkta akacak bu aşamada, merak konusu. Birkaç hafta önce Başbakan’ın Hrant Dink’in ölüm yıl dönümünde verdiği mesaj Türk tarafında diyalog iradesinin bu yıl da sürdürüleceğinin bir göstergesi sayılabilir. Bunu takip edecek eylemler ve muhtemel gelişmeler karsısında Ermeni tarafının vereceği tepkiler bir bakıma konunun siyasi yönünü belirleyecek temel faktörler gibi görünüyor. Türkiye’de yaklaşan secimler ve Ermenistan tarafında sorumlu mevkideki siyasilere yöneltilen zorlayıcı ve sert tutumlar normalleşmeye ne kadar izin verecek, hep birlikte göreceğiz.

Her iki taraftaki diyalogdan ve normalleşmeden yana tavır geliştiren akademisyenleri ve siyasetçileri zor bir süreç bekliyor. 2015, bu zaten destabilize olan yolun, üzerinde yürünebilir bir yola mi iyiden iyiye izi kaybedilmiş bir savaş alanına mı dönüşeceğine karar verileceği bir yıl olacak gibi görünüyor. Sert ve tavizsiz söylemlerin ezici ve gündem oluşturucu etkisi ise sadece konuşmaya ve gerçeği aramaya çalışan aktörleri bastırıyor. Siyaset ve akademi dünyası kendisini savaş dilinin iğvasina mi terk edecek yoksa diyalog için bir yol mu bulacak sorusunun cevabı yüz yıl önce başlayan savaşın ömrünü de belirleyecek.