ÖLÜMÜNÜN 92. YILINDA ENVER PAŞA’YI ANMAK

Yazı: ermenisorunu.gen.tr  ///  14.02.2015

Enver Paşa’nın adı zikredildiğinde akla muhtemelen öncelikle felaketle sonuçlanan Sarıkamış Harekatı ve kendisine bu harekat üzerinden atfedilen çeşitli nitelikler (daha ziyade yöneltilen suçlamalar) gelir. Enver Paşa’ya “maceraperest”, “kendini beğenmiş” gibi sıfatlar yakıştıran bu tür değerlendirmelerde doğruluk payının ne olduğunu kesin olarak bilmek herhalde mümkün değildir; fakat zaten önemli olan da Paşa’nın bir kişilik analizini ortaya koymak değil, hareket ve seçimlerini onları şekillendiren tarihsel ve toplumsal koşulları da göz önünde bulundurarak anlamaya çalışmak.

Medyada yer verilmiyor

Geçtiğimiz günlerde, 21 Temmuz’da İttihat ve Terakki’nin bir başka lideri Cemal Paşa’nın suikastının 92. yılı gazetelerde yer almamıştı. Bugün gazetelerde Enver Paşa’nın ölüm yıldönümüne ilişkin haberlere rastlamak da mümkün değil. Anlaşılan o ki İttihat ve Terakki’nin “Üç Paşa”sı hakkında çoktan toplumsal bir kanıya varılmış ve anlamak yerine yargılamak yoluna gidilmiş, tarihimizin bu bölümü görmezden gelinmeye karar verilmiş.

“Hürriyet kahramanı”

Manastır Askerî Rüştiyesi, Soğukçeşme Askerî İdadisi ve Harp Akademisi’nin ardından 3. Ordu’ya katıldı, Manastır’da Osmanlı yönetimine karşı çıkan Makedon çetelerle çarpıştı. “Eşkıya takibi” olarak bilinen bu operasyonlarda yalnızca Makedon çetelerle değil, çeşitli Balkan devletleri tarafından desteklenmekte ve silahlandırılmakta olan Sırp, Bulgar, Yunan ve Arnavut unsurlara karşı mücadele etti. Enver Paşa için bu dönemin önemi Balkanlar’da giderek yoğunlaşan milliyetçilik akımının daha çok farkına varması ve Abdülhamid rejimine olan karşıtlığının giderek daha belirgin hale gelmesi oldu. Charles D. Haley’ye göre “Sultan’a karşı çıkma cesaretini gösteren ilk isimlerden” olan Enver Paşa, İttihat ve Terakki’yle olan bağlarını tesis ettiği ve kuvvetlendirdiği bu dönemin sonunda II. Meşrutiyet’in ilanına atıfla “hürriyet kahramanı” olarak anılmaya başlandı.

Bir dönüm noktası: Trablusgarp

92 sene önce, 4 Ağustos 1922’de Türkistan’da şehit edilen Enver Paşa bir asker olarak yetişti ve öldü. Bu asker hayatının ilk ciddi sınavı İtalyanların Trablusgarp’ı işgaliyle başladı. Trablusgarp’ta bir gerilla savaşı verilmesi gerektiğine inanan, buranın savunmasının bütün İslam dünyasının kendilerinden yerine getirmesini beklediği ahlaki bir görev olduğunu düşünen Enver Paşa, bu savaşta Arap birliklerini İtalyanlara karşı organize edip kışkırtma görevini üstlendi. Charles D. Haley, Trablusgarp savunmasının Enver Paşa’nın hayatında birkaç önemli anlamı olduğundan bahseder. Enver Paşa, öncelikle büyük devletlerin karşısında durulabileceğini bizzat görmüş, süregelen toprak kayıplarının durdurulması gerektiği yolundaki inancı kuvvetlenmiştir. Paşa ayrıca anında ve hızlı bir şekilde harekete geçmenin sağladığı başarılı sonuçlara tanık olmuş, halkın desteğinin ordular arasındaki güç dengesizliğini bile zaman zaman önemsiz kılabilecek bir unsur olduğunu deneyimlemiştir. Halk desteği, Enver Paşa’ya askerî ve siyasi arenalar dışında ve bunların ötesinde bir otorite ve güç kaynağının varlığını gösterir. Kimi araştırmacılar bu “aydınlanma”nın Enver Paşa’nın hayatında ve gelecekte aldığı kararlarda kilit rol oynadığını savunur. Hemen her araştırmacı, farklı mekan ve zamanlarda Paşa tarafından güçlü olduğu düşünülen desteğin aslında sanılandan çok daha zayıf olduğunu da belirtir.

Harbiye Nazırlığı ve Birinci Dünya Savaşı

Enver Paşa Balkan Savaşı’nın başlamasıyla Trablusgarp’tan ayrılır. Bulgarlara karşı düzenlenecek saldırıları organize etme görevini üstlenmeye niyetlidir; fakat mevcut hükümet buna pek yanaşır gözükmemektedir. Bu anlaşmazlık, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidarı ele geçirdikleri Bab-ı Ali Baskını’nın en önemli nedenlerinden biri olarak gösterilir. Enver Paşa’nın yükselişinin muhtemelen bu noktadan sonra doruğa ulaşır: Paşa kaybedilmekte olan Edirne’ye girerek, “Edirne Fatihi” unvanı alır, ardından Sultan Mehmet Reşad’ın yeğeni Emine Naciye Sultan ile evlenir ve hanedandan biri olur. Enver Paşa artık aynı zamanda Harbiye Nazırıdır. Bu dönemde orduda bir gençleşme ve reforma gidilmesi ile Alman etkisinin gözlemlenmesi, çoğunlukla Enver Paşa’nın 1909 yılında yaptığı Berlin askerî ataşeliği görevinde ateşlenen “Alman hayranlığı”nın etkisiyle açıklanır; fakat Osmanlı ordusunda generallik yapan Liman von Sanders’i Osmanlı’ya getiren ve Almanya’da askerî çevrelerde çok daha sağlam bağlantıları olan Mahmud Şevket Paşa’dan pek fazla bahsedilmez. Bunun sebebi muhtemelen bu “Alman hayranlığı” etiketini pekiştirme isteğidir ki Enver Paşa’ya söz konusu etiketi yapıştırma hevesinin özellikle Birinci Dünya Savaşı’nı kapsayan dönem çalışılır ve aktarılırken son derece yoğun olduğunu biliyoruz.

Enver Paşa’nın Almanlarla bir ittifak içinde olduğu, hatta ilk zamanlarda bazı İttihat ve Terakki mensuplarının bile bu ittifaktan bihaber olduğu bilinen bir gerçek; fakat bu ittifakı basitçe “Alman hayranlığı”yla açıklamak ne kadar yerinde olur, tartışılır. Zira literatüre göz attığımızda Enver Paşa’nın Trablusgarp günlerinin kendisinin Batı’ya olan nefret ve düşmanlığını körüklediğini, bunun da günümüze ulaşan hatıralarına yansıdığını görmek mümkün. Avrupalı bir arkadaşına yazdığı “Sizin medeniyetiniz bir zehir; ama insanı uyandıran türden” sözleri, Enver Paşa’nın Batı hakkındaki karmaşık duygu ve düşüncelerini herhalde iyi bir şekilde özetliyor. Paşa’nın Almanlarla kurduğu ittifak, Göben ile Breslau’nun Yavuz ile Midilli’ye dönüşerek Boğazlar’a girmesi ve böylece Enver Paşa’nın bizi “savaşa sokması”, savaşın ilerleyen yıllarındaki Sarıkamış faciasından sonra Paşa’ya yöneltilen suçlamaların en sık dile getirilenleridir muhtemelen. Paşa’nın bu faciadan Rus destekçisi Ermenileri sorumlu tutmak istemesi, bu yüzden bir tehcir kararına varılması ise alışılmış tarih yazımından aşina olduğumuz başka noktalar.

Rusya yılları: Nasıl yorumlanmalı?

Savaşın Osmanlı için mağlubiyetle sonuçlanacağının kesinleşmesinden sonra Enver Paşa Cemal ve Talat Paşa ile Odessa’ya, oradan da Berlin’e gider. İstanbul’da devam eden mahkemeler rütbelerini geri alıp kendisini gıyabında ölüm cezasına mahkum ederken Rusya’ya geçer. Enver Paşa’nın Rusya yılları ve Bolşeviklerle olan ilişkisi hayatının bir başka ilginç bölümünü oluşturur. 1920’de, ancak 3. denemesinde Rusya’ya gitmeyi başaran Enver Paşa’nın burada Ruslar tarafından “kullanıldığını” ifade eden araştırmacılar, Bolşeviklerin Paşa’nın Sovyet yönetimi altındaki Müslüman unsurları birleştirme, onların desteğini sağlama ve bu unsurları İngilizlere karşı kışkırtma amaçlı manipüle etmeye uğraştıklarını yazar. Bu değerlendirmeler biraz alçaltıcı bir tona sahip olsa da aslında Enver Paşa’nın nüfuzuna işaret etmeleri bakımından önemlidir. Bu dönemde aynı zamanda Enver Paşa’nın Anadolu’da devam etmekte olan Millî Mücadele’ye katılmaya istekli olduğu; fakat aralarında bir çekişme bulunduğu iddia edilen Mustafa Kemal tarafından engellendiği söylenir. Salahi R. Sonyel’e göre Mustafa Kemal’in Sakarya zaferi Enver Paşa’nın Bolşeviklerle olan ilişkisinde bir dönüm noktası oluşturur. Anadolu’yu Bolşevikleştirme planlarının artık mümkün olmadığını gören ve Mustafa Kemal’e yakınlaşan Ruslar, artık Enver Paşa’ya “ihtiyaçları kalmadığı” için Batum’da kendisine karşı isyanlar örgütler, bunun üzerine Moskova’ya dönen Paşa’ya karşı olaylarla herhangi bir alakaları yokmuş gibi gözükür ve destek sözü verirler. Dahası, sıkıntı çıkaran grupları toparlaması için Türkistan’a gitmesini isterler. Sonyel, Enver Paşa’nın bu noktada olaylardan haberdar olduğunu, fakat yine de Türkistan’a gittiğini yazar.

Böylece Enver Paşa’nın ilginç hayat hikayesinin bir başka bölümü başlar. Bastırması beklenen Basmacı birliklerine katılır; bu elbette sorunsuz bir süreç değildir, üç ay boyunca adeta esir hayatı yaşar. Kendi içinde farklılaşan bu son derece düzensiz birlikleri organize etmeye çalışır, Sovyet hakimiyetine karşı yerel otonomi fikriyle hareket eden gruba katıldığı dönemde Enver Paşa’nın Pantürkizm ve Turan ideallerinin canlandığı da zaman zaman dile getirilen bir görüş. Bu görüşe göre, örneğin Şuhnaz Yılmaz’ın ifadesiyle, söz konusu dönemde Enver Paşa komunizm, ulusacılık ve İslam unsurlarının bir araya gelerek ilginç bir sentez oluşturduğu bir fikir aşamasından geçti.

Enver Paşa, 4 Ağustos 1922’de Agop Melkovyan komutasındaki Bolşevik Ruslarla girdiği bir mücadelede havan topuyla hayatını kaybetti. Tacikistan yakınlarındaki Çeğen köyüne gömüldü. Süleyman Demirel’in Eylül 1995’te yaptığı Tacikistan gezisinde naaşının Türkiye’ye getirilmesi gündeme geldi. 3 Ağustos 1996’da İstanbul’a getirilen naaşı ölüm yıldönümünde Şişli’deki Abide-i Hürriyet Tepesi’nde Talat Paşa’nın mezarının yanına defnedildi.