Kültür
Varlıklarının Savaş Sırasında Korunması: Ermenistan İşgali
Altındaki Azerbaycan Topraklarında Durum.
Eyüp Zengin - Vefaeddin İbayev
[ZENGİN, Eyüp. Dr., Kafkaz Üniversitesi, İktisadî ve İdarî
Bilimler Fakültesi, Öğretim Üyesi; Hukuk. (Bakü, Azerbaycan)]
[İBAYEV, Vefaeddin. Hukukçu, Azerbaycan Anayasa Mahkemesi,
Uluslar arası Hukukî Meseleler Şubesi Müdürü (Bakü, Azerbaycan)]
Giriş
Sanatsal,
tarihî, arkeolojik ya da kültürel açıdan önemli nesneler
taşıdıkları değer itibariyle diğer nesnelerden ayrı
bir kategori teşkil ederek geçmişle gelecek arasında
bir köprü oluştururlar. Kültür varlıkları olarak nitelendirilebilecek
bu nadide eserler tanık oldukları devir ya da temsil
ettikleri değerler konusunda bize bilgi ve ilham vererek
dünyaya başka bir gözle bakmamıza yardımcı olurlar (Özel
1998: 90).
Kültür
varlıklarının insanlık için önemi, onların gelecek kuşaklara
aktarılmasını gerektirmektedir. Bu durum kültürel varlığın
fiziksel olarak muhafaza edilmesi yanında, ait olduğu
mekânda korunması kavramını da gündeme getirmektedir.
Maalesef kültür varlıkları yüzlerce yıldan beri gerek
legal gerekse illegal yollarla el değiştirmiş, talan
edilmiş ve tahribata uğramıştır (Özel 1998: 9). Arkeolojik
kaynakların etkin bir biçimde korunması, bu kaynakların
yenilenemeyen ve bir daha yerine konulamayan sonlu kaynaklar
olduğunun kabulüyle mümkündür (Akipek 1999: 9).
Kültür
varlıklarına yönelik en ağır tahribatların savaş ve
işgal dönemlerinde gerçekleştirildiği bilinmektedir.
Savaşan taraflar, karşı tarafın sahip olduğu kültürel
varlıklara karşı - var olan kurallara rağmen - vandalizme
varan tahribatlar yapmakta bir sakınca görmemişlerdir.
İnsanlığın ortak mirası (Özel 1998: 28) olan kültür
varlıklarının korunması da uluslar arası hukukun ve
uluslar arası ceza hukukunun görev alanına girmektedir.
Bu
çalışmada, savaş sırasında kültürel varlıkların korunması
konusu, Azerbaycan-Ermenistan savaşı sonrası Ermeniler
tarafından işgal edilen Azerbaycan topraklarındaki durum
özelinde incelenecektir.
Savaş
ve Kültür Varlıkları
Yüzyıllar
boyunca savaşan tarafların birbirlerinin kültür varlıklarını
yok etmeleri ya da zorla el koymaları olağan bir davranış
olarak süre gelmiştir. Kural olarak kazanan, savaşta
elde ettiği eşya üzerinde hukukî bir hakka sahip olduğundan,
yağmalama kültürel değişimin bir aracı olarak süre gelmiştir.
Bir tarafın düşman tarafa ait kültür varlıklarına sahip
olması çeşitli avantajları beraberinde getirmektedir;
İlkin kültür varlıklarını ele geçiren taraf kültürel
ve sanatsal olarak zenginleşmektedir. Bunun yanında
kültürel açıdan büyük değer taşıyan bazı objelere sahip
olmak, savaşı kimin kazandığını ispatlamakta ve barış
görüşmeleri zamanında politik bir silâh olarak kullanılmaktadır.
Ayrıca kültür varlıkları çok yüksek bir ekonomik değer
taşıdıkları için elinde bulunduran devlet tarafından
bir değişim aracı olarak da işlem görebilir (Özel 1998:
90).
Yapılan
savaşların bir de kültürel boyutları vardır: çeşitli
uluslar arası belgelere "tüm insanlığın kültürel
mal varlığı", "çağların ve medeniyetlerin
tanıklığı", "halkların kültür ve medeniyetinin
temel unsurlarından biri" gibi deyimlerle nitelendirilen
kültür varlıkları benzerine ender rastlanan ölçüde bir
yıkıma konu olmuştur (Öktem 1998: 129).
Kültür
Varlıklarının Ulusal ve Uluslar Arası Düzeyde Korunması
Kültür
varlıkları başta olmak üzere tüm kültür varlıklarının
bir bütün hâlinde ulusal ve uluslar arası düzeyde birbirine
paralel olarak ciddî bir şekilde korunmasını hedef alan
uluslar arası bir iş birliği sağlanması fikri, insanlık
tarihi açısından oldukça yeni bir fikirdir. Zira, bu
tür bir yaklaşım, yirminci yüzyıl başlarında, Birinci
Dünya Savaşı arifesinde ortaya atılmış, iki dünya savaşı
arası dönemde ilk kuruluşu gerçekleştirilmiş ve özellikle
de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler
Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO)'nun 4.11.1946'da
kurulmasıyla, somut bir çözüm yoluna gidilmiştir (Tezcan
1996: 428). Savaş sonrası düzenlemelerde, silâhlı çatışmaya
taraf olsun olmasın tüm devletler bakımından yeniden
yapılanan toplumun esaslı hedeflerinden biri, çatışma
sebebiyle zarar gören kültür malının onarılması ve gelecekte
doğal yollarla ya da insan eliyle gerçekleşecek yıkımdan
korunması olarak belirlenmiştir. UNESCO'nun doğuşu işte
bu fikre dayanmaktadır (Akipek 1999: 274). Bu kuruluş
bünyesinde yapılan düzenlemeler içinde özellikle, 14.5.1954
tarihli Silâhlı Bir Çatışma Hâlinde Kültür Varlıklarının
Korunmasına Dair Sözleşme ve Ekleri ile 17.11.1970 tarihli
Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet
Transferinin Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle
İlgili Sözleşme ve 16.11.1972 tarihli Dünya Kültürel
ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme sayılabilir
(Tezcan 1996: 428).
Ayrıca
bölgesel düzeyde daha etkin bir sisteme sahip olan Avrupa
Konseyi bünyesindeki kültür alanında yapılan sözleşmelerden
başta tüm Avrupa Konseyi ülkelerinin imzaladığı 19.12.1954
tarih ve 18 no’lu Avrupa Kültür Sözleşmesi ile Arkeolojik
Kültür Varlıklarının Korunmasına İlişkin 26. 5. 1969
tarih ve 66 no’lu Avrupa Sözleşmesi ve bu sözleşmeyi
revize eden Arkeolojik Kültür Varlıklarının Korunmasına
İlişkin 16.1.1992 tarih ve 143 no’lu Avrupa Sözleşmesi
ile bu korumanın ceza hukuku boyutunu somutlaştıran
Kültür Varlıklarına Yönelik Suçlara İlişkin 23.5.1985
tarih ve 119 no’lu Avrupa Sözleşmesi başta olmak benzeri
sözleşmelerle, çevre ve hayvanların korunması alanında
yapılan çalışmalarla UNESCO'nun evrensel faaliyetleri
bir bakıma, Avrupa düzeyinde Avrupa Konseyi tarafından
gerek kendi üyesi olan ve gerekse gözlemci konumunda
olan devletlere dönük olarak daha da pekiştirilmelidir
(Tezcan 1996: 429).
Silâhlı
Bir Çatışma Hâlinde Kültür Varlıklarının Korunmasına
Dair 1954 La Haye Sözleşmesi
Kültür
varlıklarının uluslar arası plânda korunmasını düzenleyen
ilk belge Silâhlı Bir Çatışma Hâlinde Kültür Varlıklarının
Korunmasına Dair La Haye Sözleşmesi’dir (Civelek 1995:
63-91). 1950'de toplanan 5. UNESCO Genel Konferansı'nda
İtalyan Delegasyonu'nun bir taslağıyla gündeme gelen
konu, Hollanda'nın davetiyle 21 Nisan-14 Mayıs 1954'te
La Haye'de toplanan bir konferansta ele alınmış ve bir
sözleşme ile sonuçlanmıştır. Sözleşmeye, bir Uygulama
Tüzüğü ve iadelere ilişkin bir Protokol eklenmiş ve
üç tane tavsiye metni kabul edilmiştir. Ek Protokol,
Sözleşme'den bağımsız olarak taraf olunabilecek bir
belgedir (Protokole taraf olmadan Sözleşme'ye taraf
olmak da mümkündür). Uygulama Tüzüğü ise Sözleşme'nin
mütemmim cüzü niteliğindedir. Bu metinler bir bütün
olarak savaş zamanında kültür varlıklarının korunmasına
dair bir kod olarak kabul edilebilir. 7 Ağustos 1957'de
yürürlüğe giren Sözleşme'nin getirdiği en önemli yenilik
ve kolaylık, daha önce muğlak ve çok çeşitli deyimlerle
ifade edilen olguları "kültürel varlık" ortak
paydasıyla kapsayan ilk belge oluşudur. 1954 La Haye
Sözleşmesi, bir bakıma 1949 Cenevre Sözleşmelerinin
muadilidir. 1949 Sözleşmeleri insan varlığını ön plâna
çıkararak onu korumaya yönelirken, 1954 La Haye Sözleşmesi
insanın yaratıcı dehasından ortaya çıkan değerleri korumayı
amaçlamaktadır. Hüküm ve düzenlemeler arasında da uluslar
arası ve dâhilî tartışmalar ayırımı, güvenli alanlar
gibi konularda bir koşutluk göze çarpmaktadır (Öktem
1998: 100-104).
Sözleşmenin
1. Maddesi üç kültür varlığı kategorisi tespit etmekte
ve soyut tanımlarla yetinmeyip çok sayıda örnek vermektedir.
Maddenin (a) Bendine göre dinî veya lâik mimarî, tarihî
anıtlarla sanat anıtları, arkeolojik değerdeki yerler,
bütünü itibariyle tarihî ya da sanatsal önem taşıyan
yapı toplulukları, sanat eserleri, el yazmaları, kitap
ve başkaca tarihî, sanatsal ya da arkeolojik değer taşıyan
eşya ile bu tür servetlerden oluşan bilim koleksiyonlarıyla
önemli kitap, arşiv, röprodüksiyon koleksiyonları ve
emsali gibi milletlerin kültür mirasında önemli yeri
olan menkul ve gayrimenkul varlıkları kültür varlıkları
kapsamında ele alınmıştır. Aynı maddenin (b) Bendi,
söz konusu varlıkların koruma ve sergilemeye hasredilmiş
müze, büyük kütüphane, arşiv deposu gibi binalar ve
bu varlıkları silâhlı çatışma hâlinde korumaya yönelik
yapılmış sığınaklar da kültür varlığı sayılmıştır. Nihayet,
maddenin (c) Fıkrası söz konusu varlıkları büyükçe sayıda
içeren ve "anıt merkezler" olarak bilinen
merkezleri de kültür varlıkları arasına dâhil etmiştir
(Öktem 1998: 138).
Sözleşme,
saydığı kültür varlıklarını genel ve özel nitelikte
iki koruma çemberi içine almaktadır:
Genel
Koruma Çemberi:
Sözleşme'nin
I. Bölümünde düzenlenmiştir (M.1-7) Birinci Maddede,
korumaya tâbî kültür varlıklarının tanım ve sayımının
ardından İkinci Maddede söz konusu kültür varlıklarının
"korunması, emniyet altına alınması ve bunlara
saygı gösterilmesi" gerekliliğinden söz edilmektedir.
Sözleşmeye taraf devletler, kültür varlıklarının emniyet
altına alınması için gerekli tedbirleri barış zamanından
itibaren hazırlamaya (M. 3) ve savaş zamanında işgal
altındaki ülkede bazı kültür varlıklarının korunması
için işgal idaresinin millî idare ile iş birliği ederek
imkân ölçüsünde gerekli koruma önlemlerini alacağını
taahhüt etmektedirler ( M. 5/2).
Buraya
kadar sayılan genel yükümlülükler, görüldüğü gibi pozitif
niteliktedir ve taraf devlete bazı eylem ve işlemleri
gerçekleştirme ödevi vermektedir. Bunların yanında taraf
devletler, "yapmama" ve "kaçınma"ya
dayalı negatif yükümlülükler altına da girmektedirler.
2. Maddede anılan "saygı gösterme yükümlülüğü"
4. Maddenin 1. Bendinde açıklanmaktadır. Taraf devletler,
gerek kendi ülkelerinde gerek diğer sözleşmeci devletlerin
ülkelerinde bulunan kültür varlıkları ile bunların korunma
tesislerini ve civarlarındaki yerleri silâhlı bir çatışma
hâlinde tahribe ya da bozulmaya maruz bırakabilecek
maksatlar için kullanmaktan sakınmak ve bu mallara karşı
her türlü düşmanca davranıştan kaçınmak suretiyle bu
varlıklara saygı göstermeyi taahhüt etmektedirler. "Her
türlü düşmanca davranıştan kaçınmak" oldukça geniş
bir ifadedir ve savaş harekâtı sırasında başvurulabilecek
tüm yöntemlere, tüm bombardıman şekillerine ve hatta
nükleer silâh kullanımına teşmil edilebilir. 4. Madde,
kültür varlıklarının müsaderesini ve her türlü zararla
karşılık vermeyi yasaklamaktadır.
Özel
Korumaya İlişkin Hükümler:
Sözleşme'nin
İkinci Bölümünde yer almaktadır. 8. Maddeye göre, silâhlı
bir çatışma hâlinde menkul kültür mallarının muhafazasına
mahsus sınırlı sayıda sığınak, anıt merkezleri, büyük
önem taşıyan başlıca gayrımenkul varlıklar koruma altına
alınabilirler. Ancak bunlar, büyük endüstri merkezinden,
bir hava alanından, bir radyo istasyonundan, millî savunma
hizmetinde çalışan bir kurumdan, önemlice bir liman
yahut demir yolu istasyonundan yahut bir ulaştırma yolu
gibi hassas bir nokta teşkil eden her hangi askerî hedeften
gereği kadar uzak bir mesafede bulunmalı ve askerî amaçla
kullanılmamalıdır (M. 8§1, a, b). Yeri ne olursa olsun,
bombardımandan her hâlde zarar görmeyecek şekilde inşa
edilmek kaydıyla, menkul varlıkların korunmasına mahsus
sığınaklar da özel koruma altın alınabilirler (M. 8/2).
Kültür varlıklarından biri sayılan bir askerî hedef
civarında bulunuyor ise, ilgili devlet savaş zamanında
bu hedefi kullanmayacağını ve bu hedefe ilişkin faaliyetlerini
başka yere nakledeceğini taahhüt ederse, söz konusu
kültür varlığı koruma altına alınabilir (Öktem 1998:
139).
Kültür
varlıkları, UNESCO nezdinde tutulan bir Sicile tescil
edilmelerinden itibaren özel koruma altına girerler.
Tescilin kabulüyle birlikte ilgili kültürel varlığın
askerî kullanımdan çıkarılması zorunluluğu doğar ve
sözleşmeci taraflar özel koruma rejiminden yararlanan
bu varlıklara karşı, aşağıda bazı istisnalar dışında
her türlü tecavüz hareketinden sakınma yükümlülüğü altına
girerler (M. 9). Özel koruma altına alınan kültür varlıkları,
Sözleşme'nin 16. Maddesinde belirtilen özel bir işaretle
donatılacak ve uygulama Tüzüğü'nde belirtildiği gibi
milletler arası denetime açık tutulacaktır (M. 10).
Özel koruma altındaki kültür malları nakledilirken de
16. Maddede belirtilen özel işareti taşırlar (M. 12).
Özel koruma altına alınan kültür varlıklarını taraflar
askerî amaçlarla kullanırlarsa, bunların dokunulmazlıkları
kalkar (Öktem 1998: 129).
Azerbaycan
Kültür Varlıkları
Azerbaycan
halkı binlerce yıl içinde sayısız tarih ve kültür abideleri
yaratmakla dünya medeniyetini zenginleştirmiştir. Sayısız
tarihî, kültürel ve arkeolojik abideler Azerbaycan'ın
doğal müze gibi tanınmasına sebep olmuştur. Tarihî ve
kültürel abidelerin tekrar yapılamayacak olması, yüksek
bediî-estetik seviyesi, millî özellikleri Azerbaycan
halkının, onun medeniyetinin derin tarihî köklere bağlılığını
gösteren temel unsurlardır.
Lâkin
Azerbaycan'ın elverişli jeo-stratejik mevkii ve zengin
doğal servetleri bir taraftan bu arazide medeniyetin
gelişmesi için zemin yaratsa da, diğer taraftan yabancı
ulusların devamlı bu toprağa göz dikmesine, ona sahib
çıkmak isteğine sebep olmuştur. Yalnız bu cihet Azerbaycan'ın
zaman zaman silâhlı çatışmalar, anlaşmazlıklar ocağına
çevrilmesine sebep olmuştur. Tarih ağır darbeler vurmuş,
kültürel varlıklarının dağıtılmasına, talan edilmesine
sebep olmuştur.
Azerbaycan
arazileri üzerinde “Büyük Ermenistan” yaratmak hülyasında
olan Ermeniler elverişli şartlar ortaya çıktığı zaman
öz niyetlerini hayata geçirmeye çalışmış, Azerbaycan
arazilerinde silâhlı çatışmalar, anlaşmazlıklar çıkarmış,
bu gün Ermenistan olarak isimlendirilen arazilerde yaşayan
Azerbaycanlıların ata yurtlarından ayrı kalmasına, bu
arazilerdeki Azerbaycan'a ait tarihî, kültürel ve arkeolojik
abidelerin bir bölümünün dağıtılıp mahvedilmesine, bir
bölümünün ise “Ermenileştirilmesi”ne “nail” olmuşlardır.
Azerbaycan
halkına miras kalan tarihî ve kültürel abidelerin korunması
için, Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığının barış yolu
ile düzeltilmesi, Azerbaycan arazilerinin işgalden kurtarılması
şarttır. Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığı neticesinde
Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sinin işgal altına
alınması, bir milyondan fazla Azerbaycan vatandaşının
“kaçgın” ve “mecburî köçkün” olarak çadırlarda yaşaması
ile birlikte işgal altındaki arazilerde Azerbaycan halkının
geçmişini ve bu gününü aksettiren abideler plânlı surette
mahvedilmiş, dağıtılmış, “Ermenileştirilmiş”dir. Ermeniler
işgal ettikleri arazilerde Azerbaycan'ın millî özelliklerini
taşıyan tezahürleri mahvetmekle, onları sahte yollarla
değiştirip “Ermenileştirmek”le köklü ve ezelî Azerbaycan
topraklarına sahip çıkmak istemektedirler. Ermenistan-Azerbaycan
anlaşmazlığı Azerbaycan ve Azerbaycanlılar için büyük
önem taşıyan, millî ruhu, millî özellikleri özünde aksettiren
binlerce tarihî, kültürel, İslâm ve arkeoloji abidelerinin
yok edilmesine sebep olmuştur.
Ermeni
İşgali ve Tarihî ve Kültürel Varlıklar
Ermenistan-Azerbaycan
anlaşmazlığının Azerbaycan kültürüne vurduğu darbenin
ağırlığını hissetmek için bazı faktörleri görmek gerekmektedir.
Anlaşmazlık
neticesinde, Ermeni işgali altında kalan topraklarda
Azerbaycan halkına ait 500 kadar tarih-mimarlık, 100'den
fazla arkeolojik abide, on binlerce eseri olan 22 müze,
dört resim galerisi, 4.6 milyon kitap ve el yazması
saklanan 927 kütüphane, 808 kulüp, 10 kültür ve dinlenme
parkı, 85 müzik ve güzel sanatlar okulu, 20 kültür sarayı,
4 devlet tiyatrosu kalmıştır (1).
1992
yılında “Kafkasya'nın Konservatuarı” diye bilinen Şuşa'nın
işgal edilmesi sadece Azerbaycan kültürünün değil, genellikle
bütün dünya kültürünün problemi olarak kabul edilmelidir.
Çünkü Şuşa'da sadece Azerbaycan kültür ve ince sanatının
değil, bütün Şark ve dünya kültürünün gelişmesinde hizmetleri
olan büyük sanatkârlar yetişmiştir. Şuşa kurulduktan
kısa bir müddet sonra ekonomik ve kültürel yönden Azerbaycan'ın
mühim şehirlerinden biri durumuna gelmiştir.
Burada
sanatkârlığın birçok sahaları yüksek düzeyde gelişmiştir.
Şuşa mimarlık yönünden de Azerbaycan için önemlidir.
Şuşa şehrindeki abidelerin büyük tarihî ve kültürel
önemini göz önüne alan Azerbaycan hükûmeti 10 Ağustos
1977 tarih ve 280 no’lu kararıyla Şuşa şehrini tarih
ve mimarlık açısından sit alanı olarak ilân etmiştir
(ASA 1987, X: 579). Şuşa'nın zengin tarihî mimarlık
mirasından, şehir plânlaması, sanat abideleri, sokak
ve meydan ansambları, evleri dikkati çekmekteydi. Bu
abidelerden kale duvarları, kale dâhili kasırlar, Penaheli
Hanın Sarayı, Kara Böyük Hanın burcu, Şuşa'nın esas
kale kapısı olan Gence Kapısı, Han kızı Natevan'ın evi,
Hacı Kulu'nun saray tipli malikânesi, Esed Beyin evi,
Zöhrabbeyov'ların evi Azerbaycan mimarlık tarihinin
güzel örnekleridir (ASA 1987, X: 578).
Şuşa'da
1982 yılında M.P. Vagif'in anıt mezarı, 1985 yılında
Üzeyir Hacıbeyov'un abidesi yapılmıştır.
Şuşa,
bunlarla birlikte, her zaman İslâm abideleri ile zengin
olmuştur. Burada büyük tarihî öneme sahip olan “Yukarı
Mescid” yahut Gövher Gala adlanan Cuma Mescidi, Aşağı
Mescid, Mamay Mescidi, türbeler İslâm kültürünün abideleri
olarak korunurdu.
Azerbaycan'ın
en eski müzelerinden olan Şuşa şehrinin tarihî müzesinden
beş bin muhtelif eşya, buna bağlı olarak Karabağ tarihinin
özelliklerini bünyesinde barındıran kıymetli kaynaklar,
arkeolojik buluntular, eski el yazmaları, çeşitli devirlere
ait resmî belgeler toplanmıştı. Şuşa'daki Devlet Karabağ
Tarihî Müzesi’nde konu ile ilgili 1000'den fazla eşya
saklanmaktaydı. Burada, bunlarla birlikte profesyonel
ses sanatının temellerini atan büyük şarkıcı Bülbül'ün
(400 eşya), müzikolog ve ressam Mir Möhsüm Nevvab'ın
(100 eşya) hatıra müzelerinin varlıkları talan edilmiştir
(2).
Ermenistan-Azerbaycan
anlaşmazlığı başlamadan önce Fizuli şehrinde mimarlık
ve İslâm abidelerinden Ehmedalılar Türbesi, Baba Türbesi,
Mireli Türbesi, Fizuli şehrinde Hacı Elekber Mescidi
(19. yüzyıl), Karğabazar köyünde Hacı Giseddin Mescidi
(1862), Ehmedli köyünde mescit (18. yüzyıl), XVII-XVIII.
yüzyıl mimarlık abideleri olan kervansaraylar geçmişin
yadigârı olarak korunurdu (ASA 1987, X: 18).
Ermeni
işgalcileri tarafından şehir arazisindeki ilk insan
meskenlerinden olan meşhur Azıh ve Taclar Mağaraları,
Aluen Garakepek, Üzerliktepe abideleri, kurganlar askerî
amaçlarla kullanılmaktadır.
Laçın
şehrinde mimarlık örneklerinden Hocaz köyünde mağara–mabet
(5. yüzyıl), Cicimli köyünde Malik Ejder Türbesi (14.
yüzyıl), adsız türbe (17-18. yüzyıl), Zeyve köyünde
Kafir Kalesi (17. yüzyıl), Sultan Baba Türbesi, Şeyh
Ehmed Türbesi, adsız türbe (19. yüzyıl), Karıgışlak
köyünde mescit (18. yüzyıl), Hüsülü köyünde Hemze Sultan
ve Sultan Ehmed sarayları (18. yüzyıl), Hekeri çayı
üzerinde köprü (18. yüzyıl), Ağoğlan çayı üzerinde mabet
(19. yüzyıl), Gülebird köyünde türbe Azerbaycan'ın tarihî
abideleri olarak korunmaktaydı (ASA 1982, VI: 174).
Kelbecer
şehrinin Karagöl ve Zalha gölleri sahillerinde, Ayıçıngıllı
ve Peri Çıngıllı dağlarında kayalarda bulunan tasvirler,
M.Ö. III. binyıllık Tunç devrine aittir. Mimarlık abidelerinden
Hotaveng mabedi dikkat çekmekteydi (ASA 1982, VI: 335).
Kelbecer şehrinin, şehir tarihi müzesinde 13 bin eşya-halı,
değerli madenî eşyalar, altın-gümüş mamûlü süs ve kullanma
eşyaları, kadın ve erkek kemerleri, arkeoloji ve etnografik
materyaller, el sanatı örnekleri, Azerbaycan devletlerine
ait para-sikke materyalleri, maişet eşyaları, senetler
talan edilmiştir.
Zengilan
şehrinde Azerbaycan tarihi ve medeniyetinin en erken
dönemlerini aksettiren taş heykeller, açık hava müzesinin
yüzlerce sanat örnekleri, mimarlık abidelerinden Hacılı
köyünde dairevî burç, Memmedbeyli köyünde sekizgen türbe
(1304-1305), Şerifan köyünde kümbet (13. yüzyıl), Yeniköy
köyünde kümbet (14. yüzyıl) büyük tarihî ehemmiyet taşımaktaydı
(ASA 1982, VI: 317).
Gubadlı
şehrinin mimarlık abidelerinden Gavur deresinde mağara-mabet
(4 yüzyıl), Muradhanlı köyünde Kalalı Kalesi (5. yüzyıl
), Demirciler köyünde iki türbe (14. yüzyıl) ve mescit
(19. yüzyıl), Yazı düzünde Cavanşir Türbesi (14. yüzyıl),
Gürcülü köyünde türbe (17. yüzyıl), Hoca-Muradhanlı
köyünde küçük kale ve türbe (18. yüzyıl), Eliuşaglı
köyünde mağara-mabet, çeşme (19. yüzyıl), köyün yakınlarında
Göy Kale (5. yüzyıl), Lalezar Köprüsü (1867), Dondarlı
köyünde mescit (19. yüzyıl), Hacıbedel köprüsü muhafaza
edilmekteydi (ASA 1982, VI: 255).
Ağdam
şehri arazisindeki medeniyet abidelerinden Haçın Türbeli
köyündeki Kutlu Musaoğlu Türbesi (1314), Kengerli köyündeki
türbe (14. yüzyıl) şehrin en eski medeniyet abidelerindendir.
Papravend köyünde 18. yüzyıla ait çift minareli mescit
İslâm abideleri olarak tarihî öneme sahipti (ASA 1982,
VI: 106).
Ağdam
şehrinde Gıda Müzesi, Rahim Memmedov Adına Savaş Müzesi,
Gülablı köyünde tar sanatçısı Gurban Primov’un hatıra
müzesi eserlerle zengindi.
Cebrayıl
şehrinde mimarlık abidelerinden Sultan Allahverdi Hamamı,
Hudayalı köyündeki dairevî sekizgen türbeler (19. yüzyıl),
Şıhlar köyündeki dairevî türbe (14. yüzyıl), Hudaferin
Köprüsü Azerbaycan halkının tarihî ehemmiyeti olan abidelerindendir
(ASA 1982, VI: 407).
Ermeni
işgali neticesinde birçok müze dağıtılmış, sergilenen
eserler talan edilerek Ermenistan'a götürülmüştür. Bu
müzelerde Azerbaycan halkının tarihî ve medeniyeti ile
ilgili kıymetli eşyalar, resim, heykeltraşlık eserleri,
dünyaca ünlü Azerbaycan halıları, halı ürünleri (zili,
cicim, kilim, palas, sumah) nümizmatik materyaller,
tarihî senetler, Azerbaycan'ın görkemli şahsiyetlerinin
hatıra eşyaları, diğer kıymetli materyaller olmuştur.
Genel
olarak 40 binden fazla müze eşyası talan edilmiştir.
Şuşa, Laçın ve Gubadlı resim galerilerindeki seçkin
eserlerden Azerbaycan'ın görkemli ressamları Settar
Behlülzade'nin, Mikayıl Abdullayev'in, Toğrul Nerimanbeyov'un,
Salam Salamzade'nin, Maral Rehmanzade'nin, Büyükağa
Mirzezade'nin, Asef Ceferov'un ve başkalarının eserleri
talan edilmiştir.
Azerbaycan'ın
7 şehri – Ağdam, Laçın, Kelbecer, Fizuli, Cebarayıl,
Zengilan, Gubadlı - işgal edildikten sonra, bu şehirlerde
630 genel kütüphane mahvedilmiştir. Aynı şehirlerde
7 merkezî kütüphane, 9 çocuk kütüphanesi, 27 şehir kütüphanesi
ve 589 köy kütüphanesi, bu kütüphanelerin sahip oldukları
4 milyon nüshaya yakın muhtelif kitap mahvolmuştur.
Aynı zamanda Yukarı Karabağ, Şuşa ve Hocalı da dâhil
olmak üzere 254 kütüphane ve bu kütüphanelerde bulunan
14.769 adet kitap mahvolmuştur.
Genellikle
Ermeni işgali ile alâkalı 808 kulüp ve 927 kütüphane
müessesesine, 85 müzik okuluna, 22 müze ve onların şubelerine,
4 resim galerisine, 7 kültür ve dinlenme parkına, 4
tiyatro, 2 konser müessesesine 37 milyar manat (3) maddî
zarar verilmiştir. Dünya çapında öneme sahip, insanlığın
kültür mirasında, önemli bir yer tutan 20,5 milyar manat
değerinde 40 bin adet XI-XIX. yüzyıllara ait kıymetli
ve nadir müze eşyası dağıtılmıştır. 1852 medeniyet ve
güzel sanat müessesesi dağıtılmıştır ki, bunun da neticesinde
Azerbaycan devletine milyarlarca manat zarar verilmiştir
(4).
Taşınmaz
tarih, mimarlık, arkeoloji, güzel sanat abidelerinden
sadece Şuşa şehrinde 208 adedi devlet koruması altında
olmasına rağmen, bu eserlerin akıbeti belli değildir.
İnsanlık
tarihi için mühim ehemmiyet taşıyan Azık Mağarası (Fizuli
şehrinden 17 km. uzaklıkta Hocavend ilçesinde) işgal
altında olan arazide kalmıştır.
Yapılan
arkeolojik çalışmalar sonucunda, tahminen iki milyon
yıl önce ilk insanların burada yaşadıkları ortaya çıkmıştır.
İnsanların en eski yaşadıkları yer bu bölgedir. Azerbaycan
Hükûmetinin 21 Nisan 1969 tarih ve 158 sayılı kararı
ile Azık Mağarası Azerbaycan Cumhuriyeti İlimler Akademisi’nin
sit alanı ilân edilmiştir.
1992
yılında eski kervan yolunda Araz nehri üzerinde bulunan
on bir kemerli (7. yüzyıl), on beş kemerli (12. yüzyıl)
Hüdaferin köprülerinin İran İslâm Cumhuriyeti ile birlikte
restorasyonu için karar alınmıştır. Ancak Cebrayıl şehrinin
işgali bu kararın uygulanmasını engellemiştir.
Alban
medeniyetinin parlak örnekleri olan Hezine dağ (Kandzasar)
mabedi (13 yüzyıl), Beng-Amaras Alban manastırlarının
“Ermenileştirilmesi” için elverişli ortam oluşmuştur.
Tunç
devrinin Azerbaycan abidesi olan Hocalı kurganları 50
hektar sahada 100'den fazla kurganı ihata etmekteydi.
Eski devirlerde Hocalı kurgan sahası mukaddes yer sayılmış
ve muhtelif bölgelerden ölüleri defnetmek için oraya
getirmişlerdir. Bu kurganlar dağıtılmış, tarihî abide
gibi mahvedilmiştir. Hocalı şehrindeki Dairevî Mabet
(1356-1357) ve Türbenin (14 . yüzyıl) akıbeti ise belli
değildir.
Yapılan
Çalışmalar
Ermenilerin
işgal ettikleri arazilerde 603 taşınmaz tarih ve medeniyet
abidesi kayda alınmıştır. Son yıllarda Azerbaycan Cumhuriyeti
Devleti işgal altında bulunan topraklarındaki tarih
ve medeniyet abidelerinin muhafazası alanında hem ülke
içinde hem de uluslar arası âlemde önemli adımlar atmıştır.
Azerbaycan Kültür Bakanlığı tarafından 1996 yılı Ağustos
ayında Bakü'ye gelen UNESCO temsilcilerine işgal edilmiş
arazilerde bulunan maddî kültür abideleri hakkında bilgi
verilmiş, korunması gereken maddî servetlerin "Kültürel
Varlıkların Uluslar Arası Kayıt" listesine dâhil
edilmesi için listesi hazırlanmıştır. Bu listeye dâhil
olan servetler 1954 La Haye Sözleşmesi’nin özel muhafazası
altına girmektedirler.
Son
yıllarda üçüncü tarafların aracılığıyla Üzeyir Hacıbeyov'un,
Bülbül'ün ve şaire Natevan'ın Şuşa şehrindeki büstleri
alınmış, onların top mermilerine maruz kaldığı belirlenmiştir.
1998
yılında "Tarih ve Medenî Abidelerin Korunması"
hakkında Azerbaycan Cumhuriyeti kanunu kabul edilmiştir.
Kanunda, Azerbaycan'ın bütün tarih ve medeniyet abidelerinin
ehemmiyet derecelerine (dünya, ülke ve yerli ehemmiyetli
abideler) göre bölünerek onaylanmış, listeye ve devlet
kaydına alınması gerektiği göz önüne alınmıştır. Onların
üzerinde mülkiyet biçimleri belirlenmiştir. Abidelerin
bediî-estetik görkeminin değiştirilmesi, yok edilmesi
ve onlar için tehlike yaratabilecek tamir, inşaat, tasarrufat
ve diğer işlerin yapılmasına yasak getirilmiştir.
Genellikle,
abidelerin korunmasının devlet teminatı, abidelerden
istifade kuralları, eserlerin araştırılması, muhafaza
edilmesi, tamiri, restorasyonu, aslına uygun yeniden
inşası ilgili meseleler kesin bir biçimde açıklanmaktadır.
Uluslar
arası düzeyde Azerbaycan Cumhuriyeti'nin aktifliğinin
yükselmesi kültürel varlıklarının muhafazası için önemlidir.
İlk önce Azerbaycan üç mühim sözleşmeye imza atmıştır.
Millî Meclis bu sözleşmeleri onaylanmıştır. Bunlar “Silâhlı
Bir Çatışma Hâlinde Kültür Varlıklarının Korunmasına
Dair Sözleşme ve Ekleri” (La Haye, 1954), “Dünya Kültürel
ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” (1972),
“Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet
Transferinin Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle
İlgili Sözleşme” (1970)’dir. Sözleşmelerin şartlarına
göre işgalci taraf, Azerbaycan'ın maddî ve kültürel
varlıklarının korunmasını temin etmelidir.
Uluslar
arası hukukun genel kabul görmüş normlarına göre savaş
zamanı kültürel varlıkların talan edilmesi yasaktır.
“Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet
Transferinin Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle
İlgili Sözleşme” (1970)'nin genel prensibine göre bir
ülkeden diğerine zorla götürülen kültürel varlıklar
geri verilmelidir. Ermeni işgalciler, “Silâhlı Çatışmalar
Zamanı Kültürel Varlıkların Korunması Hakkında” La Haye
Sözleşmesi’nin hükümlerini açıkça ihlâl etmişlerdir.
La Haye Sözleşmesi sahibi ve menşeine bağlı olmadan
kültürel varlıkların muhafaza edilmesine dair prensipleri
açık bir şekilde ortaya koymuştur. Sözleşme, her hangi
silâhlı çatışma zamanı, hatta taraflardan biri veya
birkaçı savaş durumunu itiraf etmese bile, tatbik edilmelidir.
La
Haye Sözleşmesi’nin 18. Maddesinin 2. Bendine esasen,
ülke arazisi işgal edildiği ve hatta bu işgal hiçbir
mukavemetle karşılaşmadığı hâlde bile tatbik edilir.
Sözleşmeye esasen işgalci devlet işgal olunmuş arazilerde
kültürel varlıkların talan edilmesi veya kanunsuz olarak
sahiplenilmesinin, vandalizmin yasak olunması için her
türlü tedbirleri almalıdır. İşgalci devlet, işgal ettiği
arazilerin yetkili kurumlarının kültürel varlıkların
korunması yolunda yaptıkları çalışmaları korumalıdır.
Eğer yerli yetkili kurumlar kültürel varlıkları koruma
iktidarında değillerse, bu durumda işgalci devlet yerli
yetkili kurumlarla iş birliği içinde kültürel varlıkların
korunması için gerekli tedbirleri almalıdır (5).
23.
Maddeye uygun olarak UNESCO, Sözleşme hükümlerinin tatbiki,
kültürel varlıkların muhafazasının sağlanması için gerekli
teknik yardımı göstermelidir.
Azerbaycan'ın
işgal altında olan arazilerindeki tarih, medeniyet ve
arkeoloji abidelerinin kaderi ile ilgili son zamanlarda
Azerbaycan devleti, ayrı ayrı bakanlıklar tarafından
gerçekleştirilen faaliyetler ile canlanmıştır. Bu bakımdan
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının teşebbüsü ile
1998 yılının Aralık ayında İslâm Konferansı Teşkilâtı’nın
merkezi Türkiye'de bulunan İslâm, Tarih, Sanat ve Kültür
Araştırmaları Merkezi (IRCICA)'nin Bakü'de düzenlediği
“Kafkasya'da İslâm Medeniyeti” sempozyumunun mühim rol
oynadığını kaydetmemek mümkün değildir. Sempozyumun
bölümlerinde Kafkasya'da İslâm medeniyetinin kurulması
ve gelişmesinin muhtelif sebepleri ile ilgili müzakereler
yapılmış, fikir mübadelesi gerçekleştirilmiştir (6).
Bu tür faaliyetlerin düzenlenmesi Azerbaycan'ın ve bir
bütün olarak, Türk ve İslâm dünyasının problemlerinin
birlikte yapılan çalışmalarla halledilmesinde ileriye
doğru önemli adımlar olarak kabul edilmelidir.
26
Ocak 1999 tarihinde Paris'te UNESCO tarafından düzenlenen
"Kültürel Varlıkların Kanunsuz Çıkarıldığı ya da
Sahiplenildiği Durumlarda Onların Vatana Döndürülmesi"
Hükûmetler arası Komitesi’nin X. Toplantısı yapılmıştır.
Toplantıda Azerbaycan Kültür Bakanı Polad Bülbüloğlu
bir konuşma yaparak Ermenistan tecavüzü neticesinde
işgal edilmiş arazilerde Azerbaycan halkının kültürel
varlıklarının mahvedilmesi hakkındaki faktörleri inandırıcı
delillerle ispatlamıştır. Bakan konuşmasında Şuşa şehrinden
gizlice çıkarılmış üç abidenin - Şaire Natevan'ın, dâhî
bestekâr Üzeyir Hacıbeyov'un ve ölmez nağmekâr Bülbül'ün
düşman topları tarafından delik deşik edilmiş heykellerinin
fotoğraflarını ve bu abideler hakkında muhtelif dillerde
olan bilgi toplantıya katılanlara verilmiştir. Şuşa'daki
Gövherağa Mescidinin yakılması, başka tarihî abidelerin
dağıtılması hakkında video görüntüleri ve fotoğraflar
Ermeni vahşetini bir kez daha ispat etmiştir (7).
Öneriler
1)
İşgal altında olan topraklarda bulunan Azerbaycan'ın
kültürel varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli
teknik yardımın gösterilmesi ve 33. Maddede yer verilen
Sözleşme’nin hayata geçirilmesi ile ilgili meydana çıkan
problemlerin halledilmesi için UNESCO'ya başvurulmalıdır.
Bunu imkân derecesinde çabuk yapmak lâzımdır. Çünkü
işgal edilmiş arazilerde olan tarihî abideler Ermeniler
tarafından sahteleştirilmekte ya da mahvedilmektedir.
UNESCO'ya başvurularak işgal edilmiş arazilerde kültürel
varlıklar üzere Komiserin tayin edilmesine ve Sözleşme'nin
2, 3, 4, 5, ve 6. Maddelerine uygun onun kendi görevlerini
yapması sağlanmalıdır.
2)
İşgal edilmiş arazilerde medeniyet abidelerinin onarılması
ve korunması merkezi kurulmalı ve bunun için kompleks
tedbirlerin hayata geçirilmesine başlanmalıdır.
Millî
medeniyet ve tarihî abidelerin korunması amacıyla Azerbaycan
Cumhuriyeti UNESCO'nun nezdinde faaliyet gösteren ve
kültürel varlıkların korunması ile meşgul olan üç uluslar
arası teşkilâtla sıkı ilişkiler kurmuştur. Bunlar Uluslar
arası Müzeler Konseyi (International Council of Museums-ICOM-),
Uluslar arası Tarihî Yerler Konseyi (International Council
for Monuments and Sites- ICOMOS) – Hükûmet Dışı Uluslar
arası Kuruluşlar (NGO) ve Kültürel Varlıkların Korunması
ve Onarılması Meselelerinin Öğrenilmesi üzere Uluslar
arası Merkez (International Centre for the Study, Preservation
and Restoration of Cultural Property-ICCROM) hükûmetler
arası teşkilâtlardır. ICOM'un 1993 yılında Azerbaycan
Millî Komitesi kurulmuştur. ICOMOS ve ICCROM'a dâhil
olmak için şu anda görüşmeler devam etmektedir (8).
Azerbaycan Cumhuriyeti'nin her iki teşkilâta kabul edilmesi
medeniyet ve tarih abidelerinin korunması, onarılması
için büyük önem taşımaktadır.
Ancak
abidelerin korunması işinin çağdaş standartlara uygun
duruma getirebilmek için birçok problem halledilmelidir.
Örneğin Savunma Bakanlığında hem silâhlı çatışmalar
hem de ateşkes şartlarında kültürel varlıkların korunması
problemi ile meşgul olacak uluslar arası insanî hukuk
normlarının tatbiki için komisyonlar oluşturulmalıdır.
Bakanlıkta,
La Haye Sözleşmesi’nin metni ve temel prensipleri ile
bütün ordu mensuplarına bilgi vermek, orta ve yüksek
harp okullarında Sözleşme'yi eğitim programına almak,
Sözleşme ile ilgili özel ders kitapları hazırlamak gibi
meseleler plânlanmalı ve uygulanmalıdır.
Savaş
olması muhtemel bölgelerde Kültür Bakanlığı, müze, arşiv,
kütüphane, resim galerisi, diğer yerlerde saklanan medeniyet
servetlerinin korunması için acil durum plânı hazırlanmalı,
Sözleşme ile ilgili bilgi materyallerinin bu alanda
çalışanlara ulaştırılmasının biçim ve metotları işlenmelidir.
Ermenilerin eline geçen bütün müze eşyalarımız ve diğer
kaybedilmiş medeniyet servetlerimiz hakkında etraflı,
tam tafsilatlı bilgiler UNESCO, IFAR (International
Fondation For Art Research) Uluslar arası Sanat Araştırmaları
Fonu, İnterpol, ICOM, Sothepy's ve diğer müzayede merkezlerine
ulaştırılmalıdır ki bütün bu kurum ve teşkilâtlar onlardan
haberdar olsun.
3)
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 13 Haziran
1992'de benimsediği 764 sayılı kararı ile 1949 Cenevre
Sözleşmeleri'ni vahim bir şekilde ihlâl eden ya da bu
yönde emir veren kişilerin bireysel sorumluluklarından
bahsetmektedir. Eski Yugoslavya ülkesinde meydana gelen
olaylarla ilgili alınan bu kararın benzerinin Güvenlik
Konseyi tarafından tekrar alınması sağlanmalı ya da
bu karara uygun olarak işgal altında bulunan topraklarda
Cenevre Sözleşmelerini vahim bir biçimde ihlâl eden
Ermenileri yargı önüne çıkarmak için gerekli çalışmalar
yapılmalıdır. Eski Yugoslavya ülkesi ile ilgili kurulan
Mahkemenin statüsünde kültür varlıklarına ilişkin bir
düzenleme öngörülmüştür. "Savaş Kanunlarının ve
Teamüllerinin İhlâli" başlığını taşıyan 3. Madde
" Uluslararası Mahkeme, savaş hukukunu ve teamüllerini
ihlal eden kişileri koğuşturma yetkisine haiz olacaktır.
Söz konusu ihlâller aşağıdaki hususları içermekle beraber
bunlarla sınırlı değildir (...)” ifadesiyle başlayarak
bu ihlâllerin arasında "dine, hayır ve eğitim işlerine,
sanat ve bilimlere vakfedilmiş kurumlara, tarihî anıt
ve sanat ve bilim eserlerine kasten zarar verilmesi
veya bunların tahrip ve müsadere edilmesi" fiillerini
saymaktadır (Öktem 1998: 156). İşgal altındaki Azerbaycan
topraklarında bu sayılanların hepsi gerçekleşmiştir.
Bu eylemleri gerçekleştirenlerin cezalandırılmaları
gerekmektedir.
4)
Azerbaycan Avrupa Konseyi'nde gözlemci ülke statüsündedir.
Avrupa Konseyi'nin kültürel ve doğal varlıkların korunmasına
ilişkin hazırlamış olduğu sözleşmeleri imzalamalıdır.
Bu durum, kültür varlıklarının ulusal ve uluslar arası
düzeyde daha iyi korunmasına imkân verecektir.
Değerlendirme
Nispeten
ender rastlanan askerî zorunluluk hâlleri bir kenara
bırakılacak olursa, geçmişte silâhlı çatışma sırasında
görülen kültür varlıklarını tahrip vakalarının çoğunlukla
siyasî ve sosyal boyutu da vardır. Ülkeler bu bölgelerin
kültürel, dolayısıyla millî aidiyetini ispatlama veya
yok etme amacını gütmektedirler. Ermeni işgalcilerin
yaptıkları talan bu bölgelerdeki Azerbaycan millî varlığını
yok etme amacını taşımaktadır. Bu bölgede etnik arındırma
tamamlanmış, sıra kültürel arındırmaya gelmiştir. Ermeni
işgalcileri bu bölgede bulunan dinî ve millî özellikler
taşıyan Azerbaycan halkına ait millî ve dinî mal varlığını
kasıtlı olarak tahrip ve tahkir etmişlerdir.
Ermenistan'ın
tecavüzü neticesinde Azerbaycan'a vurulmuş zararı hesaplamak
mümkün değildir. Her şeyden önce, bu servetleri yeniden
yapmak mümkün değildir. Çünkü kültürel varlık ve abidelerin
elde edilmesi ve onarılması mümkün değildir. Bu durum,
yalnızca Azerbaycan halkının değil, bütün bir insanlığın
kaybı olarak değerlendirilmelidir.
Irkı
ve inancı ne olursa olsun, "insan" ruhunun
ürünü oldukları için "insanlığın ortak mal varlığı"
kapsamına giren kültürel varlıklar uluslar arası topluluğun
ortak sorumluluğu altında sayılmaktadırlar (Öktem 1998:
130). Yalnız bu yönden uluslar arası teşkilâtlar, yabancı
devletler kültürel varlıkların talan ve mahvedilmesine
karşı seslerini yükseltmelidirler.
9-11
Aralık 1997 tarihlerinde İslâm Konferansı Teşkilâtı'nın
Tahran'da yapılan 8. Zirve toplantısında kabul edilen
sonuç bildirisinde "işgal edilmiş Azerbaycan arazilerinde
arkeoloji, medeniyet ve tarihî abidelerin talan ve mahvedilmesinin
kınanması" olumlu bir durum olarak kabul edilmelidir.
İşgal
edilmiş Azerbaycan arazilerinde kalmış kültür ve tarih
abidelerinin kaderi ile bağlı problemlerle ilgili konferansların
düzenlenmesi, bu sahada muhtelif uluslar arası teşkilâtlarla
ilişkilerin genişletilmesi Azerbaycan kültürü ve bir
bütün olarak Türk-İslâm medeniyetinin, onun kültür ve
tarih abidelerinin muhafazası sahasında çalışılmalıdır.
Notlar
(1)
Bunun için bkz. Gaçkınlar Barede Kanunvericilik, İnsan
Hükukları ve Migrasiya Meselelerine Dair Uluslar arası
Konferans, 22-24, Bakı. Meruzeler Toplusu, Mart 1995-ci
il, 80.
(2)
Bunun için bkz Gaçkınlar Barede Kanunvericilik, İnsan
Hükukları ve Migrasiya Meselelerine Dair Uluslar arası
Konferans, (22-24, Bakı). Meruzeler toplusu, Mart 1995-ci
il, 81.
(3)
Azerbaycan Millî Bankası'nın hesaplamalarına göre 1993
yılında 1 ABD Dolarının karşılığı 92.79 manattır.
(4)
Bunun için bkz Gaçkınlar Barede Kanunvericilik, İnsan
Hükukları ve Migrasiya Meselelerine Dair Uluslar arası
Konferans, (22-24, Bakı). Meruzeler toplusu. Mart 1995-ci
il,.81-82.
(5)
Bkz. “Vvedeniye boyeılx deysviy”. Sbornik Qaagskiy Konvensiy
i inıx soglaşeniy. M., MKKK, 1995, c.41
(6)
“Mügeddes dinimizin tarihine ve menevi deyerlerine hesr
olunmuş möteber toplantı”, Azerbaycan 11 dekabr 1998-ci
il.
(7)
“İşğal edilmiş topraklarımızda ermeni vehşilikleri YUNESKO-da
ifşa olnur”, Azerbaycan 28 yanvar 1999-cu il.
(8)
“Azerbaycan'ın tarih ve medeniyet abideleri müharibe
ve ateşkes şeraitinde”, Azerbaycan 5 may 1998-ci il.
Kaynaklar
-
AKİPEK, Serap, (1999). Ulusal ve Uluslar
arası Hukuk Açısından Kültür Malları, Turhan Kitabevi,
Ankara.
-
ASA: Azerbaycan Sovyet Ensiklopediyası. Bakı,
1987, I-X cild.
-
“Azerbaycan'ın tarih ve medeniyet abideleri
müharibe ve ateşkes şeraitinde”, Azerbaycan 5 may 1998-ci
il.
-
CİVELEK, Jale, (1995). "Silâhlı Bir
Çatışma Hâlinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme
(1954 La Haye Sözleşmesi)”, Değişen Dünyada İnsan, Kültür
ve Toplum. F. Çelik'e Armağan, Engin Yayıncılık, İstanbul.
-
Gaçkınlar barede kanunvericilik, insan hügugları
ve migrasiya meselelerine dair uluslar arası konferans
(22-24, Bakı), Meruzeler Toplusu. Mart 1995-ci il.
-
“İşğal edilmiş topraklarımızda ermeni vehşilikleri
YUNESKO-da ifşa olnur”, Azerbaycan 28 yanvar 1999-cu
il.
-
“Müggedes dinimizin tarihine ve menevi deyerlerine
hesr olunmuş möteber toplantı”, Azerbaycan 11 dekabr
1998-ci il.
-
ÖKTEM, Emre, (1998) "Silâhlı Çatışma
Hâlinde Kültür Varlıklarının Korunması: Bosna Örneği",
Uluslar arası Politikada Yeni Alanlar-Bakışlar içinde,
Derleyen Faruk SÖNMEZOĞLU, Der Yayınları, İstanbul.
-
ÖZEL, Sibel, (1998). Uluslar Arası Alanda
Kültür Varlıklarının Korunması, Alkım Yayınları, İstanbul.
-
TEZCAN, Durmuş, (1996). "Arkeolojik
Kültür Varlıklarının Korunması ve Milletlerarası Ceza
Hukuku", AÜSBFD, Cilt: 51, No: 1-4, Ocak-Aralık
1996.
-
"Vvedeniye boyeılx deysviy". Sbornik
Qaagskiy Konvensiy i inıx soglaşeniy. M., MKKK, 1995,
c. 41.
Kaynak: KÖK
Araştırmalar KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi
Cilt II, Sayı 2, (Güz 2000), ss. 285-297.
www.koksav.org.tr
|