1915
Ermeni Tehciri
Propaganda ve Gerçek
Tevfik Ünaydın
Türkiye'nin
içinde bulunduğu ekonomik sıkıntının yarattığı ortam ve
buna bağlı önemli gelişmeler içerisinde Ermenilerin son
aylarda sürdürdükleri düşsel amaçlarına ilişkin etkinlikler
üzerinde pek durulmadı.Basından izleyebildiğimiz kadarıyla,
sözde Ermeni kıyımına ilişkin gelişmeler çerçevesinde
Fransız politikacılar bir süre önce Paris'in ortasına
diktikleri Ermeni anıtından sonra bu defa da I.Dünya Savaşı
sonunda Osmanlıya dikte ettirilen anlaşmanın imzalandığı
Sevr Sarayının önüne bir soykırım anıtı koydular. Öte
yandan International Herald Tribune gazetesinde, güçlü
Amerika Ermeni Asamblesinin bir dalı olan Ermeni Ulusal
Enstitüsü tarafından Ermeni soykırımını dünyaya tanıtmak
amacıyla 50 milyon dolarlık bir müzenin kurulmakta olduğu
haberi çıktı. Gene basından öğrendiğimize göre, Ermeniler
Avrupa ülkelerinde Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz'i Ermeni
toprağı olarak gösteren afişler dağıtmışlar. Afişlerde
Hindu-Müslüman çatışmasında ölenler de sözde Ermeni soykırımın
kurbanları olarak gösteriliyormuş.Basında ayrıca, bazı
Ermeni parlamenterlerin I.Dünya Savaşı sonrasında Kars
ve Ardahan'ı Türkiye'ye geri veren Türkiye-Rusya arasındaki
anlaşmanın iptali için Rusya Federasyonu nezdinde girişimde
bulunmak için kampanya başlattığı haberini gördük. Bu
arada NewYork Times gazetesinin 19 Mayıs kutlamaları nedeniyle
ABD'ndeki Türk kökenli bilim adamları ve akademisyenlerinin
verdiği bir ilanı, metinde Ermeni soykırımı konusunda
bilinen gerçeklerin inkar edildiği gerekçesiyle yayınlamayı
reddettiğini öğrendik.
Bu gelişmeler içerisinde bizi biraz olsun sevindiren
haber İsviçre'den geldi; Rum asıllı bir İsviçre milletvekilinin
İsviçre Meclisine sunduğu "Ermeni Soykırımı Tasarısı"
İsviçre Dışişleri Bakanı Joseph Deiss'in, "87 yıl
önce olduğu iddia edilen, aslı bilinmeyen bir olay için
Türkiye'yle olan ilişkilerimizi bozamayız" şeklindeki
akılcı konuşması üzerine reddediliyordu. Bu akılcı davranış
dileriz diğer ülkelere örnek olur.Buna benzer bir davranışı
daha önce Fransa Başbakanı Lionel Jospin de göstermiş,
ancak Başbakanın bu akılcılığı Fransız çıkarlarıyla
sınırlanmıştı. Hatırlanacağı üzere Jospin, Fransızların
Cezayir'de işlediği katliamın tanınmasına ilişkin olarak
Fransız Parlamentosuna sunulan tasarının, "bu sorunu
tarihçilere bırakalım" diyerek Mecliste görüşülmesini
önleyerek akılcı bir davranışta bulunmuş, ancak benzer
davranışı Ermenilerin soykırım iddialarının Fransa Parlamentosunda
görüşülmesinde göstermemişti. Bu akılcı davranışın ileride
sadece Fransız çıkarları için değil buna benzer tüm
durumlar karşısında da sergilenmesini dileriz.
Şunun
iyice bilinmesi gerekir ki, Ermeni halkına tarih boyunca
zarar veren olayların asıl sorumlusu "Büyük Ermenistan"
düşü peşinde koşan Ermenilerin kendileridir. Bu düşü
gerçekleştirebilmek amacıyla bazı ülkelerdeki çoğunluk
etkenliğinden de güç alarak düzmece gerekçelere, hilelere,
cinayetlere başvurmuşlar ve kendilerini kullanan güçlerin
oyunlarına alet olmuşlardır. Ermeniler giderek zayıflayan
Osmanlı İmparatorluğunu büsbütün çökertmek isteyen Rusların,
İngilizlerin ve Fransızların maşası olmuşlar, hüsrana
uğrayıp acı çekmişler ve gerçekleştiremeyecekleri düşleri
nedeniyle çektikleri acılar onları akılcı yola yönlendireceğine
tam tersine kinlerini pekiştirmiştir. Tarihsel süreç
Ermenilerin bu ülkelerin çıkarları için oyuna geldiklerini,
sadece taşeron olarak kullanıldıklarını, ancak onların
hiçbir zaman Ermenilerin düşlerini gerçekleştirmelerine
gönüllü olmadıklarını göstermiştir.
Ermenilerin soykırım savlarının düzmece verilere dayandığını
gösteren çok sayıda Türk ve yabancı belge ve yapıt var.
Önde gelen tarafsız tarihçilerin düzmece Ermeni savlarını
çürüten görüşlerini tekrarlamaya gerek yok. Burada sadece
olaylarıngerçek yönünü kanımca açık bir şekilde gösteren,
olayların birkaç tanığının ve olaylarla o zaman yakından
ilgilenmiş bazı kimselerin düşünceleri ve değerlendirmeleri
özetlenerek aktarılmak istenmiştir. Ancak, Ermeni iddialarının
daha iyi anlaşılabilmesi ve değerlendirilebilmesi bakımından
önce Ermeni sorununun propaganda malzemesi olarak kullanıldığını
kanıtlayan, gerçek durumu aydınlatan, güvenilir kaynaklara
dayalı
bazı bilgileri ana hatlarıyla ve çok özet olarak aktarmakta
yarar var .
Ermeniler 1915 sözde Ermeni soykırımında önceleri 3
milyon Ermeni'nin öldüğünü ileri sürdüler. Bu sayı daha
sonra 2,5 milyona, arkasından 2 milyona indirildi ve
sonunda 1,5 milyonda karar kılındı. Sadece bu rakam
tutarsızlığı Ermeni savının ne kadar dayanaksız ve keyfi
olduğunu gösterir. Oysa, 1914 yılında Venedik'te bizzat
Ermeniler tarafından bastırılan bir harita ve eki tabloda,
Osmanlı İmparatorluğundaki Ermeni nüfusu, 1.200.000'i
Osmanlı Asya'sında olmak üzere, toplam 1.400.000 olarak
gösterilmiştir. 1914 yılında Van'da Fransız Konsolosu
olan M.Zarceski, hükümetine 1914'teki tüm Osmanlı İmparatorluğu'ndaki
Ermeni nüfusunun 1.015.800 olduğunu bildirmiştir.Osmanlı
yönetimi tarafından o zaman saptanan Ermeni nüfusu 1.300.000'dir.
Nitekim her 100 bin kişiye 1 milletvekili esasına göre
yapılan seçimlerde Osmanlı Meclisi'ne 13 Ermeni kökenli
milletvekili seçilmiştir. İngiliz kaynakları da Osmanlı
rakamlarına uymaktadır. Öte yandan Amerikan kaynakları
1914 yılında Türkiye'nin doğusunda yerleşik Ermeni nüfusunu
850.000 dolayında göstermektedir. 1919 yılında Istanbul'da
bulunan İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe Lord
Curzon'a gönderdiği raporunda ( 24 Mayıs 1919),1919
yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun doğu ve güneydoğudaki
Ermeni nüfusunun 913.875 olduğunu belirtmiştir.Osmanlı
Dahiliye Nezareti belgelerine göre de ülkenin güney
bölgelerine göç ettirilen Ermenilerin sayısı ise 703.000'dir.
Ancak, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Yusuf Halaçoğlu'nun
Osmanlı belgelerinde yaptığı son bir araştırma ise zorunlu
göç uygulanan Ermenilerin sayısının bu rakamın da altında
olduğunu göstermektedir ( 438.758 kişi). Ayrıca şu hususu
da belirtmek gerekir ki, Ermenilerden hasta olanlar
ile Katolik ve Protestan Ermeniler, ordu mensubu Ermeniler,
bazı tüccar ve sanatkarlar göçten muaf tutulmuşlardır.
O zamana ait bilgi ve belgelere göre,göç ettirilen Ermenilerin
de büyük çoğunluğu göç yerlerine ulaşmış, geçici olarak
buralara yerleşmiştir.
Görülüyor ki, gerek Ermenilerin kendi kaynaklarının,
gerek kendilerinin güvenebilecekleri Batılı kaynakların
verdikleri rakamlara göre 1.5 milyon Ermeninin kıyıma
uğradığı savı hiçbir şekilde olası değildir. 1.5 milyon
Ermeni'nin öldürüldüğü yolundaki Ermeni savı kabul edildiği
takdirde tüm İmparatorluk topraklarında yaşayan Ermenilerden
daha fazla Ermeni öldürülmüş oluyor. Kaldı ki bu iddianın
benimsenmesi halinde bugün ABD ve Fransa'da yaşayan
Ermeni diasporasından da söz etmek herhalde mümkün olamazdı.
Bu kısa açıklama Ermeni iddialarının hiçbir bilimsel
veriye dayanmayan, sırf uluslararası kamu oyunun merhamet
duygularının sömürülerek kendi tezlerine sempati sağlamak
üzere üretilen düzmece rakamlara dayalı siyasal amaçlı
olduğunu göstermektedir.
Bazı çevrelerde ve özellikle Türkiye'de, Ermeni sorunu
konusunda Ermeni iddialarını destekleyen 30 bine yakın
kitap bulunduğu, buna karşılık Türk görüşünü yansıtan
ve destekleyen yapıtların çok az olduğu, dolayısıyla
Türkiye'nin davasını dünya kamuoyuna iyi anlatamadığı,
bu nedenle de Ermenilerin dünya kamuoyunun etkilemekte
daha başarılı olduğu görüşü ileri sürülmektedir. Bu
görüş yüzeysel olarak doğru görülebilir. Ancak kanımca,
yapıt çokluğu propaganda yönünden başarılı olsa bile,
aslında gerçeğin Ermeni iddialarının gerçek dışı, düzmece
iddialar olduğunu ve konunun propaganda amacıyla abartıldığını
gösterir. Önce Osmanlı zamanında, arkasından verdiği
ölüm kalım savaşında Türklerin Ermeni iddiaları ve bunları
destekleyen müttefiklerin yoğun propagandası ile uğraşacak
ne zamanı vardı ne de olanakları. Kaldı ki gerçek olmayan
iddialara karşı iddiaların yöneltildiği taraf ancak
savunma durumunda olabilir. Doğruları abartmak, çoğaltmak
olası değildir, ama yalanı istediğiniz kadar abartır,
istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz.
Şu hususu önemle vurgulamak gerekir ki, Ermeniler tarih
boyunca Türklerden zarar görmemiş, ülkeleri işgal edilmemiştir.
Ermenistan denilen yerler önce Perslerin, sonraları
İskender'in, daha ileri tarihlerde Romalıların, Bizans'ın
ve Arapların işgaline uğramış, Selçuklular ve Osmanlılar
ise bu yerleri Bizans'tan almışlardır. Geçmişte yaşadıkları
savaşlar ve işgaller sonucu çektikleri sıkıntılara karşılık
Ermeniler en müreffeh ve en saygın dönemlerini Osmanlı
İmparatorluğu döneminde yaşamışlardır. Fatih Sultan
Mehmet İstanbul'un 1453'te alınmasından sonra 1461 yılında,
Bursa'da bulunan Piskopos Yovakim'i İstanbul'a davet
etmiş, kendisine Patrik payesini vererek, onu Rum Patriği
ile aynı düzeye getirmiş ve Patriğin yetki alanı Ermenilerin
dışında Ortodoks olmayan Suriyeli Jakobitleri, Habeşleri,
Gürcüleri, Kaldeliler ve Koptikleri de içerir ölçüde
genişletilmiş ve güçlendirilmiştir. Zamanla Ermeniler
İmparatorluk içerisinde önemli mevkilere getirilmişler,
toplum yaşamında da sanatta, ticarette önemli yerler
işgal etmişlerdir. 17.asırda Latin misyonerlerin etkisiyle
bazı Ermeniler Katolik mezhebine geçmeye başlamışlardır.
Bu gelişme Ermeniler arasında büyük huzursuzluk yaratmış
ve Patrik Avatik'in zamanında Katolik Ermeniler diğer
Ermenilerin şiddet uygulamalarına maruz kalmış ve kendilerine
sağlanmış olan huzurlu yaşamlarını gene kendileri bozmuşlardır.
Tarihleri boyunca da hep böyle olmuştur.
Osmanlı
İmparatorluğunda tarihlerindeki en huzurlu ve müreffeh
bir yaşama kavuşmuş olan Ermeniler ne yazık ki Osmanlı
İmparatorluğunun gerileme döneminde Rusların, İngilizlerin
ve Fransızların siyasal amaçlarına alet olmuşlar, İmparatorluğu
içerden zayıflatmak için Hınçak ve Taşnak gibi komiteci
dernekler kurmuşlar, çetecilik faaliyetlerine girişmişler,
ülke için büyük sorun oluşturmuşlardır.
19.asırda Rusya, İngiltere ve Fransa'nın başka başka
amaçlarla kendilerini Osmanlıya karşı kullanmak istemelerinden
güç alan Ermeniler, içeride kendilerine tanınan hoşgörülü,
ayrıcalıklı tutumdan da yararlanarak İmparatorluğa karşı
haince komplolara girişmişlerdir. Bu gelişmeler içerisinde
I. Dünya Savaşı Ermeniler için elverişli bir ortam oluşturmuştur.
Adı geçen 3 devletin yardımlarıyla İmparatorluğun özellikle
doğusunda ve güneydoğusunda isyanlar çıkarmışlar, şiddet
hareketlerine girişmişler ve ülkenin batısından doğusuna
uzanan çeşitli yerleşim merkezlerinde gizlice kurdukları
silah depolarından sağladıkları silahlarla çete hareketlerine
girişmişler, Türk-Müslüman köy ve kasabalarını basmışlar,
katliam yapmışlar, ayrıca doğuda Ruslara karşı savaşan
Osmanlı ordusunu arkadan vurmuşlar, cepheye giden bazı
Türk birliklerini imha etmişlerdir.
Bu gelişmeler üzerine Ermeni tedhiş olaylarının yaşandığı,
savaş alanlarına bitişik doğu ve güneydoğudaki Ermeniler
ile olaylarla ilişkisi bulunan başka yerlerdeki bazı
Ermenilerin, her türlü koruma önlemlerinin alınması
da öngörülerek İmparatorluğun güney bölgelerine göç
ettirilmeleri zorunlu olmuştur. Ermenilerin bu nedenlerle
göç ettirilmeleri sırasında hastalık veya çetelerin
saldırıları, bu arada Ermeni çeteleri ile yapılan çatışmalar
nedeniyle meydana gelen ölümler için Ermeniler tarafından
sağlanan bilgilere dayanılarak ileri sürülen ölü sayısına
ilişkin rakamlar gerçek dışı, çok abartılı rakamlardır.
Ermeni göçünün Ermeni soykırımına dönüştürülmek istenmesinde
ve bu inancın dünya kamuoyunda yaygın hale getirilmesinde
Ermeni propagandasından daha da etkin olan 3 kişinin
Osmanlı aleyhtarı yoğun propaganda çabalarının önemli
katkısı olmuştur. Bunlar İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee,
1913-1916 yılları arasında İstanbul'da 26 ay görev yapan
ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau ve Alman Protestan
papazı Dr. Johannes Lepsius'tur.
I.Dünya Savaşı başladığında genç bir tarihçi olan Arnold
Toynbee İngiliz Enformasyon Dairesinde (propaganda kuruluşu)
görev almış ve Almanya, Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya
İmparatorluğu aleyhine İngilizlerin propaganda faaliyetlerini
yürütmüştür. Toynbee, Osmanlı Devleti aleyhine yürüttüğü
faaliyetlerde özellikle Ermeni kaynaklarından sağladığı
bilgileri kullanmıştır. Amaç Osmanlı Devletini içeriden
yıpratmak, Amerikan kamuoyunu etkileyerek ABD'ni savaşa
sokmaktı. Arnold Toynbee, Türk düşmanı, Ermeni dostu
olan Vikont James Bryce'ın büyük desteğini görmüş, ayrıca,
propaganda yayınlarına daha güçlü bir güvenilirlik sağlamak
için ABD'nin İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau'dan
aldığı ve çoğu Ermeni kaynaklardan sağlanan abartılı,
düzmece, kulaktan duyma bilgilerden yararlanmıştır.
Toynbee'nin 2 yıl süre ile yürüttüğü bu görevi esnasında
derlediği bilgiler ve belgeler 1918 yılında İngiliz
Hükümeti tarafından "Mavi Kitap" olarak yayınlanmıştır.
Toynbee daha sonra bu "Mavi Kitap" için kitabın
hükümetçe kendisinin bilgisi dışında "özel bir
amaçla"(propaganda) yayınlanmış olduğunu söylemiş
ve görevden ayrıldıktan sonra da bu görevi için "bir
centilmen görevi değildi" demiştir. Toynbee'nin
yürütmüş olduğu İngiliz propaganda faaliyetleri sonraları
bizzat İngilizler tarafından tenkit edilmiştir. Örneğin,
James Morgan Reid yazdığı " Atrocity Propaganda,
1914-1919" isimli kitapta "İngiliz vahşet
propagandası"nın yanlış raporlara ve düzmece bilgilere
dayandığını yazmış, ayrıca Toynbee'yi "propagandacı"
olarak tanımlamıştır. Ayrıca, savaş sonrasında yayımlanan
ve İngiltere'nin vahşet propagandasını konu alan kitaplarda
" Mavi Kitap" bu tür propagandanın baş yapıtı
olarak gösterilmektedir.
1913-1916 yılları arasında 26 ay süre ile İstanbul'da
görev yapan ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau Ermeni
kıyımı propagandasının yayılmasında ve etkin olmasında
önemli rol oynamıştır. New York'ta başarılı bir emlakçı
olan Morgenthau 1912 Başkanlık seçimlerinde Demokrat
Partinin mali işler komitesi başkanlığını yapmış, Başkan
Wilson da seçimden sonra kendisini İstanbul'a büyükelçi
olarak atamıştır. Morgenthau ABD'nin savaşa katılması
amacıyla Ermeni kaynaklarından sağladığı bilgilere dayanarak
raporlar yazmış, ayrıca bu bilgileri Toynbee'ye ve Alman
papazı Dr. Lepsius'a vermiş, onların yazdıkları kitapların
başlıca kaynağını oluşturmuştur. Morgenthau'nun büyükelçilikteki
Ermeni danışmanı Arşak K. Şmavonian, tercümanı ise Agop
S.Andonian isimli Türkiyeli bir başka Ermeni idi.Morgenthau
raporlarına aktardığı bilgilerin çoğunu bu Ermeniler
kanalıyla derlemiştir. Morgenthau'nun raporlarını Şmavonian
yazmış, tuttuğu günlükleri ve ailesine gönderdiği mektupları
ise tercümanı Andonian'a yazdırmıştır. Şmavonian, Morgenthau'nun
İstanbul'daki görevi bitince ABD'ye dönmüş ve Dışişlerinde
"özel danışman" olarak görev yapmıştır. Morgenthau
1918 yılında, ABD'nin savaşa girişini ve savaşa katkısını
haklı ve başarılı göstermek amacıyla "Ambassador
Morgenthau's Story" adlı kitabı yayımlamıştır.
Sözde Ermeni katliamı hakkında ana kaynak oluşturan,
özellikle yukarıda adı geçen 2 Ermeninin Büyükelçiye
verdiği abartılı, hatta uydurma bilgileri içerenbu kitap
Amerikalı gazeteci, yazar ve tarihçi Burton J. Hendrick
tarafından kaleme alınmıştır. Burton J. Henrick bu yazım
işi için kitabın tüm yayınları süresince %40 ücret hakkına
sahip olmuştur. Propaganda amaçlı bu kitap, Amerikan
kamu vicdanını etkilemek amacıyla yazar Hendrick'in
edebiyatçı kalemiyle daha da abartılı ve dramatik hale
getirilmiştir. Morgenthau'nun kitabını ve onun yazdığı
çeşitli belgeleri inceleyen Amerikalı bilim adamı Heath
Lowry " The Story Behind Ambassador Morgenthau's
Story" isimli kitabında, kitabın baştan aşağı kabaca
yazılmış yarı gerçeklerle,yalanlarla dolu olduğunu ayrıntılarıyla
ortaya koymuştur. Lowry bu kitabında, savaş esnasında
Associated Press muhabiri olarak Türkiye'de bulunmuş
olan gazeteci George S.Schreiner'in Morgenthau'ya yazmış
olduğu bir mektubundan da söz ediyor. Schreiner bu mektubunda
"dünya barışının Morgenthau'nun ki gibi çabalardan
bir şey kazanamayacağını, halkların olaylara doğru bakmaya
hakkı olduğunu, Morgenthau'nun İstanbul'da her şeyi
bilirmiş ve üstün bir güce sahipmiş gibi bir konumda
olmadığını, Morgenthau'nun bölgede yaşayan Ermenilerden
daha fazla Ermeni öldürdüğünü, kendisinin (Schreiner)
Ermeni meselesinde ABD Büyükelçiliğindeki görevlilerden
(Ermeni görevliler)daha bilgili olduğunu, gerçeğin er
veya geç ortaya çıkacağını ve kendisinin sınırlı olanaklarını
gerçeğin hizmetine sunduğunu " ifade ediyor. Schreiner
mektubunda ayrıca, " devletlerin isyanları bastırma
hakkına sahip olduğunu ve Türklerin halen dünyada pek
az sayıda mevcut centilmenlerden olduğunu Morgenthau'nun
da kabul edeceğinden kuşku duymadığını" belirtiyor.
Morgenthau kitabında 1.200.000 Ermeninin sürgün edildiğini,
bunlardan 600.000 kişinin öldüğünü ileri sürüyor. Kitabın
ne kadar abartılı ve gayri ciddi olduğunu sadece bu
rakamlar gösteriyor. Osmanlı İmparatorluğunun o zamanki
sınırları içerisinde 1.300.000 Ermeni yaşamaktaydı (
Batılı kaynaklara göre 1.3 -1.5 milyon). Tehcire tabi
tutulan bölgede yaşayan Ermenilerin sayısı ise bu rakamın
çok altındaydı. İstanbul, İzmir gibi metropol şehirlerdeki
Ermeniler ile Batı Anadolu'nun çoğu bölgelerinde yaşayan
Ermenilerin büyük bölümü tehcirden muaf tutulmuştur.
Gazeteci yazar Schreiner'in dediği gibi, Morgenthau
bunalım bölgesinde yaşayan Ermenilerden daha çok Ermeni
öldürmüş oluyor.
Morgenthau'dan aldığı bilgilerden yararlanan "Mavi
Kitap"ın derleyicisi Toynbee de, Osmanlı topraklarında
yaşayan 1.800.000 Ermeninin üçte birinin (600.000) göç
esnasında öldüğünü belirtiyor. Propaganda amacıyla yayımlanmış
olan gerek Morgenthau'nun kitabında, gerekse Toynbee'nin
derlediği " Mavi Kitap"ta Ermenileri desteklemek
amacıyla ileri sürülen abartılı 600 bin sayısı bile
bugün Ermenilerin ileri sürdükleri 1.5 milyon ölü sayısının
çok altındadır. Bu fark propaganda amacıyla ortaya atılan
düzmece haberlerin ne ölçüde doğru olabileceği! hususunda
bir başka güzel örnek oluşturmaktadır. Bu vesile ile
şunu da belirtmekte yarar var: 1918 yılında Ermeni delegasyonu
başkanı Bogos Nubar Paşa'nın Fransa Dışişleri Bakanlığında
özel yetkili bakan Gout'ya verdiği bir raporda da tehcire
tabi tutulan Ermenilerin sayısının 400 bin civarında
olduğu bildirilmiştir. Bu sayı Prof. Halaçoğlu'nun belgelere
göre saptadığı 400 bin rakamını da doğrulamaktadır.
Bu da soykırım iddialarında ileri sürülen birbirinden
çok farklı rakamların ne ölçüde inanılır olabileceğini
gösteriyor.
Bir Ermeni muhibbi olan Alman papazı Dr.Johannes Lepsius,
Ermeni Patriğini Osmanlı Devletine bağlılık göstermesi
için ikna etmek amacıyla geldiğini söylediği İstanbul'da
(Temmuz 1915) bir ay kalmış ve ABD Büyükelçisi Morgenthau
, Ermeni Patriği ve diğer bazı Ermeni kaynaklarından
duyumlara dayanan bilgiler almış ve bunları 1918 yılında
Paris'te yayınlanan "Le Rapport Secret du Dr.J.Lepsius"
kitabında aktarmıştır. Bu kitabın da gerçeği ne ölçüde
yansıttığı yukarıda verilen bilgiler ışığında kolayca
anlaşılır.
Zamanın İçişleri Bakanı Talat Paşa anılarında bu konuda
özetle şöyle diyor: "Ermenilerin önde gelen kişilerine,
Ermenilerin ihtilalci hareketlere giriştikleri, ordudan
kaçan Ermeni askerlerin memurları ve halkı öldürdükleri
bildirilmiş ve bunlara son verilmesi için kendilerinin
yardımcı olmaları istenmiştir. Buna karşın Muş, Bitlis
ve Van illerinde Ermenilerin kışkırtmalarıyla kanlı
ayaklanmalar başlamıştır. Bir süre sonra Van, Rusların
himayesindeki Ermeni gönüllü çeteleri tarafından işgal
edilmiş, kaçamayan Müslüman halk öldürülmüş, birçok
genç kız ve evli kadın evlerde toplanmış, bu evler genelev
gibi kullanılmıştır. Başka yerlerde de ayaklanmalar
olmuş, Müslümanlara karşı şehir, köy ve yollarda kıyımlar
yapılmış, cepheye gönderilen bazı askeri birlikler çeteler
tarafından imha edilmiştir. Bu durum karşısında daha
önce çıkarılan ancak uygulanmayan "Göç Kanunu"nun
uygulanmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine Türk
ve Ermeni kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar başlamıştır.
Göç sırasında Türk tarafında ihmali veya hataları görülenler,
suçlu bulunanlar şiddetle cezalandırılmıştır. Göç nedeniyle
ve ayaklanma yüzünden Ermeniler çok kayıp vermişlerdir.
Bunu itiraf etmek gerekir. Ancak, Doğu illerindeki Müslümanlar
da Ermeniler yüzünden büyük kayıplara uğramışlardır.
Rusların Van, Muş, Bitlis ve Erzurum'u işgali sırasında,
Rusların da itiraf ettiği gibi, Ermenilerin işlediği
zulüm ve cinayetler sonucu Müslüman halk aç ve çıplak
olarak göç etmiş ve göç esnasında 600.000 kişi ölmüştür.
Hükümet Ermeni göçü sırasında çıkan olayları önlemeye
çalışmıştır. Tarafsız bir mahkeme kurulduğu takdirde,
işlenen cinayetleri savunmaksızın bir gerçek olarak
ileri sürebilirim ki, olaylara bizzat Ermenilerin yol
açtığı ortaya çıkacaktır. Ben, gönderilmeleri sırasında
Ermenilere yapılan işlemleri ve olayları oldukları gibi
aktardım. Gerçeği söyleme cesaretini göstermek ve Ermenilerin
Müslümanlara yönelik cinayet ve zulümlerini itiraf etmek
sırası şimdi karşımızdakilerdedir."
Bu vesile ile Fransız tarihçi Georges de Maleville'in
"1915 Ermeni Trajedisi" adlı kitabından söz
etmek isterim. Yazar bu yapıtında olaylar için özetle
şöyle diyor: "İki çözüm vardı, biri Ermenileri
ileri göndermek (savaş alanı yönü); Ermeniler iki taraf
arasında kalır ve savaş esnasında ölürdü ama Türklerin
onuru bundan zarar görmezdi. Türkler bunun yerine en
acemice ama en insanca çözümü seçip Ermenileri geri
gönderdiler, ancak bunu beceriksizce yaptılar. Ne var
ki bir yok etme planı yoktu, soykırım hiç yoktu".
Yani yazar demek istiyor ki, Türkler şimdi o zamanki
iyi niyetlerinin cezasını çekiyorlar, Ermenileri savaş
alanına sürüp toptan ölümlerine yol açsalardı bugün
başları ağrımazdı. Rusya, İngiltere ve Fransa tarafından
1.Dünya Savaşı öncesinde ve savaş esnasında Osmanlı
Devletine karşı kullanılan Ermeniler hakkında bu devletlerin
bazı yetkililerinin Ermeni iddialarını çürüten çok sayıda
bilgi ve görüşlerinden, değerlendirmelerinden bazılarını,
Ermeni yalanını gösteren birkaç olayı buraya aktarmakta
yarar görüyorum: Sir Eyre Crowe (İngiliz Dışişleri Bakanlığı
genel sekreteri 1912-1925) şöyle söylüyor : Türklerin
Ermeniler aleyhine başlatmış oldukları Haçlı Seferinden
hiç kuşkusuz Ermenilerin kendileri sorumludur.
-İngiliz Askeri Haberalma Başkanı Tümgeneral Thwaites,
Lord Harding'e şöyle diyordu: Ermenilerin güvenilir
müttefikler olduklarını veya hak iddia ettikleri bütün
sempatiye layık olduklarını sanmak abestir.
- Tiflis'teki İngiliz Diplomatik temsilcisi Wardop Dışişleri
Bakanı Lord Curzon'a şunu yazıyordu : Hiç tereddüt etmeden
diyebilirim ki Müslümanların can ve mallarını Taşnakçı
bir Ermeni hükümetine emanet etmek insanlık açısından
kabili tavsiye değildir. Ermenilerin Müslüman yönetimi
altında daha güvenli olacaklarına, fakat Müslümanların
Ermeni yönetimi altında asla güvenlik içerisinde olmayacaklarına
inanıyorum.
- I.Dünya Savaşı sonrasında İstanbul'da bulunan ABD
yüksek komiseri Amiral Bristol şöyle diyor: Kilikya
olayları Türkiye'yi parçalama amacı güden müttefiklerin
planının bir kısmıdır. Kilikya'da katledilen ve Ermeni
intikam birlikleri tarafından köyleri yakılan yağmalanan
Türklerdir.
- I.Dünya Savaşı sonunda ABD'ne yapılan mandater olma
önerileri üzerine Başkan Wilson'un durumu yerinde incelemek
üzere 1919 yılında Anadolu'ya gönderdiği Amerikan Askeri
Misyonu'nun Başkanı general Harbord şunu yazıyordu:
Ermeni kan akıtmakta suçsuz değildir. Kürtler, Rus orduları
parçalanınca Bolşeviklere refakat eden Ermenilerin çok
sayıda Kürdü gaddarca öldürdüğünü söylemişlerdir. Erzurum
halkı da yüzlerce Türkün içinde yakılarak öldürüldüğü
binaları göstermiştir.
- Başka bir Ermeni yalanını da şu örnekte görmek mümkündür:
Ermeni Patrikhanesi 1877-1878 'de toplanan Berlin Kongresine
Türkiye'de 3 milyon Ermeni olduğunu bildirmiş, ancak
Ermenilerin vergi vermeleri söz konusu olduğunda bu
sayıyı 1.780.00'e indirmiştir.
-1918 yılında Erzurum'daki Rus Kuvvetleri Komutanı Albay
Tverdokbelov'un anılarından şunları öğreniyoruz: 26-27
Şubat gecesinde 3 bin dolayındaki Türk'ün Ermeniler
tarafından öldürüldüğünden ve Ermeni kökenli Rus subaylarının
bu katliama yardımcı olduklarından yakınmış ve öldürme
, ırza geçme, yağmalama olaylarının artması ve yakalananların
Ermeni kökenli subay ve erlerce serbest bırakılması
üzerine bir toplantı yaparak şunları söylemiştir: "Biz
burada Ermenilerin Rus üniforması altında feci cinayetler
işlemeleri için değil, Rusya'ya hizmet için kaldık.
Eğer Ermenilerin barbarca ve vahşice davranışları son
bulmazsa şehri terk etmemize izin verilmesinde ısrar
edeceğiz. Ermeniler Rus subayları aldatarak kıyım yaptılar.
Ermeni ileri gelenleri soykırımın önüne geçebilirdi."
- Savaş sonrasında Suriye'yi işgal eden ve 10 bin kadar
Ermeni gönüllü kullandığı bilinen Fransızların Suriye'deki
Genel Komutanı General Gourand 25 Kasım 1920'de Fransa'ya
gönderdiği ve İngiltere Dışişleri arşivinde bulunan
raporunda, "Ermenilerin Türkleri katlettiğini"
bildirir. İngiliz Dışişleri yetkilisi D.G.Osborne rapora
şu notu düşer:
"Evet, ancak Ermeniler ve sempatizanlarının yaydıkları
hikayeleri düzeltmek için artık çok geç".
-Bütün art niyetlerine karşın İngiltere Dışişleri Bakanı
Lord Curzon Lordlar Kamarasında şöyle diyordu:"Ermeniler
bazı kişi ve çevrelerin kabul ettiği gibi masum birer
kuzu değillerdir ve şu anda elimde Ermenilerce Türklere
karşı girişilen kanlı olayları gösteren belgeler bulunmaktadır.
- Doğrudan bizimle ilgisi bulunmayan, ancak Ermenilerin
soykırım savlarının saptırılmış gerçeklere, düzmece
belgelere ve yalanlara dayandığı görüşünü destekleyebilecek
bir yapıt da Gürcü yazar İlya Çavçadze'nin 1902 yılında
yayınladığı " Ermeni Bilginleri ve Feryat Eden
Taşlar"adlı yapıtıdır. Bu yapıtı konu alan Yrd.Doç.Dr.Nesrin
Sarıahmetoğlu'nun "Stratejik Analiz" Dergisinin
Aralık 2000 sayısındaki makalesinden öğrendiğimize göre,
İlya Çavçadze bu yapıtında, Ermenilerin Gürcü varlığını
yok saydıklarını, bu amaçla eski Gürcü anıtlarındaki
yazıları silip yerlerine Ermenice yazılar yazarak bunların
Ermeni yapıtları olduklarını göstermeye çalıştıklarını,
Ermeni söylencelerinde kendilerini dünyanın en eski
halkı olduklarını, çok eski zamanlardan beri Kafkasya'da
yaşadıklarını ileri sürdüklerini, bunun doğru olmadığını,
Ermeni adının da Kafkasya'da daha önce yaşamış olan
Ermeni adındaki başka bir kavimin adının benimsenmesiyle
ortaya çıktığını ileri sürmektedir.
- I.Dünya Savaşında ve öncesinde Osmanlı Devletine karşı
İngilizlerin azınlık politikasını yürüten ve bu alanda
çeşitli tertiplerin düzenleyicisi olan, Ermenilerin
kışkırtılması hususunda etkin rol oynayan İngilizlerin
Orta Doğu uzmanı Sir Mark Sykes 'ın Ermeniler hakkındaki
şu ilginç sözlerine bakalım : Ermenileri ( abominable-nefretlik)
olarak niteleyen Sykes; "Ermeni, en açık kalpli
insanda bile zaptedemeyeceği nefret ve tiksinti uyandırır.
Korkaklığı, yalancılığı ve en basit işlerde bile entrika
aşkı, tefeciliği ve hainliği öylesine bir kötü karakter
tablosu çizmektedir ki, ona acımak veya onun hakkında
dengeli bir karara varmak mümkün olmamaktadır".
Ayrıca, Anadolu'yu gezip gördüklerini Dar-ül-İslam adlı
kitabında yazan Sykes, "Ermeni patırtılarını utanç
verici serserilik olarak nitelemekte ve Avrupa güçlerinin
bu ajan provokatörleri koruduğunu belirterek, "bunlar
hak ettikleri gibi asılsalardı olaylar biran önce kapanırdı"
diyor ve Osmanlı İmparatorluğu dört bir yanda düşmanlarca
tehdit edilirken hükümetin içerdeki bir ihtilali hoş
karşılamamasının normal olduğunu" yazıyordu.
- Yukarıda verilen örnekleri bir hayli çoğaltmak mümkündür.Ancak
bu kadarı bile Ermeni iddialarının gerçekle ilgisi hakkında
sanırım yeterli bilgi vermektedir.
Öyle anlaşılıyor ki Ermenilerin düzmece düş uğruna amaçladıkları
yöndeki etkinlikleri sürüp gidecek ve aklı başında,
gerçekleri görebilen hakçıl siyasetçilerin var olmadığı
sürece Ermeni safsatası bizi rahatsız etmeyi sürdürecek.Önce
Osmanlıya sonra Türkiye Cumhuriyetine ve özellikle en
zayıf zamanlarında musallat olan bu illete karşı gecikmeksizin
önlemler alınması gerekiyor.
Bu konuda kısa süreli, geçici tutumlar yerine sağlam
temele dayalı, sürekli ve dünya kamuoyunu etkileyecek,
savımız ve savunmamız hakkında kuşku bırakmayacak saydam
bir düzen içerisinde çalışılması zorunludur. Böyle bir
düzenlemeyi sağlayacak gerekli önlemlerin alınmasının
güç olmayacağını düşünüyorum.
Kanımca, bir süre önce İstanbul'da konferans vermiş
olan Amerikalı bilim adamı Prof.Mc Carthy'nin önerdiği
gibi, uluslararası bir tarihçiler ve uzmanlar komisyonu
kurularak gerçeklerin belirlenmesi ve komisyonda birlikte
çalışılması için Ermenilere çağrıda bulunulması yararlı
olabilir. Böyle bir komisyonun alacağı sonuçların dünya
kamuoyuna duyurulması ve kabul ettirilmesi herhalde
çok kolay olacaktır.Ancak gerçeğin ortaya çıkacağı ve
ellerindeki propaganda kozunu kaybedecekleri endişesiyle
Ermenilerin böyle bir komisyona katılmaya gönüllü olmayacaklarını
sanıyorum. Nitekim bir süre önce Ankara'da yapılan tarihçiler
konferansına çağrılan Ermeni tarihçiler bahane ileri
sürerek bu toplantıya katılmamışlardır.
Prof. Dr.Yusuf Halaçoğlu'nun bir süre önce yayımladığı
"Ermeni Tehciri ve Gerçekler" başlıklı kitabında
belirttiği gibi, Osmanlı arşivleri bir çok kimsenin
ileri sürdüğünün aksine sözde Ermeni Soykırımı hakkında
araştırma yapacak bilim adamlarına tamamen açıktır.
Öte yandan Prof.Halaçoğlu'nun saptamasına göre, Ocak
1998-2001 yılı başına kadar son üç yıl içerisinde 52
ülke araştırmacıları tarafından 549 araştırma yapılmış
ve bunların içinde Ermenilerle ve özellikle tehcirle
ilgili herhangi bir araştırma yapılmamış veya bu konuda
izin talebinde bulunulmamıştır. Prof.Halaçoğlu, Amerikalı
ve Batılı tarihçilerden kurulacak bir ortak komisyonun
Türk tarihçileri ile birlikte konuyu bütün ayrıntılarıyla
incelemesinin de ilgili taraflarca kabul edilmesi hususunda
umutsuz görünmekte ve bunu kanıtlamak üzere 1919 yılında
Osmanlı Hükümetinin Batılı Devletlerden talep ettiği
ikişer tarafsız hukukçunun tehcir konusunu araştırması
teklifinin reddedildiğini anımsatmaktadır. Prof. Halaçoğlu
ayrıca, 1.5 milyon Ermeni'nin öldürülmüş olması halinde
bunlara ait toplu mezarların bulunmasının gerekeceğini,
ancak Ermenilere ait herhangi bir toplu mezarın bulunmadığını,
buna karşılık Ermenilerin katlettiği Türklere ait toplu
mezarların ortaya çıkarıldığını vurgulamaktadır.
Bu genel çerçeve içerisinde ayrıntılar dikkatle saptanarak
uzman kimselerce yürütülecek yöntemlerin biran önce
belirlenmesi ve uygulanması önem taşımaktadır. Çünkü
bir düşün ardından koşan Ermenilerin, kendilerini kullanan
güçlerin ve kendi aydınlarının emellerine araç olmayı
sürdürecekleri ve taşeronluk uğruna geçmişte uğradıkları
kayıpları, çektikleri acıları idrak edecek yeteneğe
kavuşmalarının, gerçeği görüp aklın sesini duymalarının
bir hayli uzun zaman alacağı anlaşılıyor.
Tevfik Ünaydın
|