|
Atatürk'e
Atfedilen Ermeni İddiaları
*Dr.Şenol
KANTARCI
*Ermeni Araştırmaları Enstitüsü,Ankara ve Atatürk Üniversitesi,Erzurum
Giriş
Yazar
çalışmasında, Ermeniler ve Ermeni yanlısı bir çok kalemin
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal
Atatürk'e yönelik olarak ortaya attıkları birtakım iddiaların
doğruluğu-yanlışlığı ve bilimsel olup olmadıkları üzerine
bir araştırmayı amaçlamıştır.
Araştırma
yöntemi olarak öncelikle Atatürk'e yönelik iddialar
tespit edilmiştir. Bu aşamadan sonra tespit edilen iddialara
karşı tez olabilecek veya bahsi geçen iddiaları destekleyecek
materyallerin araştırma safhasına geçilmiştir.
Yapılan
kaynak taramasından sonra konu ile ilgili olabilecek
ana materyallerin araştırmasına geçilmiş bunun için
arşiv ve kütüphanelerde çalışmalar yapılmıştır. Başbakanlık
Cumhuriyet Arşivi'nde konuyla doğrudan ilgili orijinal
belgelere ulaşılmıştır. Ayrıca Türkiye Büyük Millet
Meclisi Zabıt Cerideleri ortaya atılan bir takım iddiaların
doğru olup olmadıklarını öğrenmek için incelenmiş ve
sonuçları bu çalışmada sunulmuştur.
Araştırmada
ortaya çıkan ana bulgularda, Atatürk'e l yönelik bir
çok iddia olmasına rağmen bu iddiaların tutarsız olduğudur.
Atatürk'e
Yönelik Birinci İddia
Atatürk'e yönelik iddialar, Ermeniler tarafından değişik
platformlarda sık sık dile getirilmiş ve bunlar propaganda
amacıyla ortaya atılmıştır.(-maktadır.) Konu hakkındaki
ilk hata veya kasıt, Paul du Veou adlı Fransız yazarın
1938 yılında Paris'te yayınladığı "Le Desastre
d' Alexandrette, 1934-1938" adlı kitabının 121
.ve 122. sayfasının dipnotuna koyduğu ifadeden kaynaklanmıştır.
Paul du Veou'ya göre Mustafa Kemal 27 Ocak 1920 tarihinde
istanbul'da Divan-ı Harb-i Örfi de şahitlik yapmış ve
bu şahitliğinde Türklerin Ermenileri katlettiğini söylemiştir.
Fransız
yazar Paul du Veou, bahsi geçen alıntıyı muhtemelen
İstanbul'un işgalde bulunduğu yıl olan 1919-1920'de
itilaf devletlerinin denetiminde Ermenilerce Fransızca
olarak çıkartılan Le Bosphore ve La Renaissance gazetelerinde
"Declaration de Mustafa Kemal" ismiyle yayınlanmış
olan gerçek dışı haberden etkilenerek ve doğru olup
olmadığını tahkik etmeden alarak kitabının dipnotuna
koymuştur.
Paul
du Veou'nun kullandığı dipnotu daha sonra Ermeni papazı
Jean Naslian da kullanmıştır.
"Hiçbir
zaman ellerini kana bulamamakla iftihar eden Mustafa
Kemâl, suçu birkaç kişiye yükleyerek 28 Ocak'ta divan-ı
harb'de aşağıdaki itirafta bulunmuştur" diyen Naslian,
Mustafa Kemal'i daha sonra kurulacak mahkeme üyesi olan
ve gaddarlığından dolayı 'Nemrud Mustafa' ismiyle veya
'Nemrud Mustafa Paşa Divan-ı Harbi' adıyla anılan 'Süleymaniyeli
Mustafa Paşa'yla da karıştırmıştır. Adı geçen Papaz'ın
kitabı basılmadan önce durumu öğrenip söz konusu ifadenin
bir hata olduğu kendisine yine bir Ermeni yazarı Guerguerian,
tarafından ihtar edilmiş ve kitaptan çıkarılması gerektiği
bildirilmişse de. bu yapılmamıştır.
Benzer
hatalar, bir yıl farkla yani 27 Şubat 1919 veya 28 Ocak
1920 tarihli olarak daha bir çok Ermeni yazar tarafından
tekrarlanmıştır.
"...Yukarıda
zikrettiğimiz Guergian'dan sonra yine bir Ermeni yazar,
James Tashjian da, yazdığı makalesinde 'Nemrud Mustafa'
ile Mustafa Kemal Atatürk'ün Ermeni yazarlarınca karıştırıldığını
ve bu hata üzerinde ısrar edildiğini belirtmiştir. Yine
New York'ta oturan bir Amerikalı Papaz'da 1967'de Beyrut'ta
yayınlanmış olan Massis haftalığında bu yanlışlığı düzeltici
bir makale yayınlamıştır."
İddia
edilen İstanbul'daki bu mahkeme şahitliğini çürüten
en önemli bir diğer nokta ise, Mustafa Kemal Atatürk'ün.
27 Ocak 1920'de Ankara'da olmasıdır. Yani teknik açıdan
dahi Mustafa Kemal'in İstanbul'da bu mahkemede ifade
vermesi imkânsızdır.Mustafa Kemal'e atfedilen bu iddiayı
çürüten bir diğer husus ise Mustafa Kemal'in şahitlik
yaptığı iddia edilen 27 Ocak 1920'de adı geçen Divan-ı
Harb'in kurulmamış olmasıdır. Mustafa Kemal 27 Ocak
1920'de yukarıda da ifade edildiği üzere bir çok kişi
ile birlikte Ankara'dadır.
Atatürk'e
Yönelik İkinci İddia
Mustafa Kemal'e atfedilen diğer bir husus ise güya 1926
yılında Los Angeles Examiner gazetesine verdiği demeçtir.
Bu konu Ermeniler tarafından değişik yerlerde, yayınlarında
tekrarlanmış hatta Ermeni lobisi tarafından ABD Kongresine
taşınmış ve bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır.
Örneğin 1985 yılında ABD Temsilciler Meclisi'ndeki konuşmasında
T. M. Ü. Lehman. Atatürk'ün soy kırımın meydana geldiğini
kabul ettiğini hatta diğer Türklerce de kabul edilmesi
gerektiğini söylediğini belirtmiştir. Benzer bir diğer
konuşma ise ABD Senatosunda Senatör Levin tarafından
1994 yılında yapılmıştır. Oysa adı geçen röportajın
tamamıyla düzmece olduğu Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkkaya
Ataöv tarafından hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde
Another Falsification "Statement" (1926) Wrongly
Atributed to M. Kemal Atatürk (Ankara: Sistem Ofset,
1988) adlı eserde kanıtlanmıştır.
Prof.
Dr. Ataöv'ün eserinde belirttiği gibi. Atatürk böyle
bir beyanatı vermemiştir. Zira:
1.
Atatürk'ün tüm söylev ve demeçleri birden fazla sayıdaki
resmi ve yarı-resmi statüdeki yayınlarca kayıt edilmiştir.
Bunlar arasında adı geçen gazetedeki demeç bulunmamaktadır.
2.
Atatürk'ün demeç verdiği öne sürülen Hilderband adlı
İsviçreli gazetecinin Türkiye'ye geldiğine dair bir
kayıt olmadığı gibi, İsviçre resmi makamlarınca verilen
belgelerde bu isimde birinin var olduğuna ilişkin herhangi
bir ize rastlanmamıştır .
3.
Atatürk'ün başka yabancı basın kuruluşlarına verdiği
demeçler yukarıda anılan gazetenin iddia ettiklerinin
tam tersine bilgiler içermektedir.
4.
Adı geçen yayın bahse konu olan olayla ilgili olarak
birçok kişi ve yer isimleriyle tarih hataları içermektedir.
Atatürk'e
Yönelik Üçüncü İddia
8 Ekim 2000 tarihli Yeni Bin Yıl gazetesinde ortaya
atılan bir diğer Ermeni iddiasında ise Mustafa Kemal
Atatürk'ün 24 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde
yaptığı konuşmada, Jön Türk liderlerinin soy kırım politikalarını
kınadığını belirtilmiştir. TBMM'nin açılışının ertesi
yani 24 Nisan 1924 Cumartesi günü Mecliste beş celseli
bir oturum yapılmış ve bu oturumda Mustafa Kemal Paşa
sadece beşinci celsede konuşma yapmamış, diğer ilk dört
celsede kürsüye çıkarak uzun konuşmalar yapmıştır. Mustafa
Kemal Paşa'nın konuşma yaptığı ilk üç celse açık görüşmeler
şeklinde olmuş, dördüncü celse ise gizli olarak yapılmıştır.
Mustafa
Kemal Paşa yaptığı oldukça uzun konuşmalarında Mondros'tan
1920 yılı Nisan ayına kadar gelişen olayların (siyasi,
askeri) genel bir değerlendirmesini yapmıştır.
Bu
oturumda yapılan açık ve gizli celselerde, Mustafa Kemal
Paşa'nın bütün konuşmaları çok dikkatli bir şekilde
tetkik edilmiş ancak, 8 Ekim 2000 tarihli Yeni Bin Yıl
gazetesinde bahsedilen şekliyle hiçbir cümleye rastlanmamış,
hatta tam aksine Mustafa Kemal Paşa'nın ittihat ve Terakki
düşmanlığı yapılmasını doğru görmediğine dair sözler
sarfettiği, Ermeniler ve Ermeni sorunu ile ilgili olarak
da aşağıda verilen beyanatları açıkladığı görülmüştür.
Cemal
Paşa tarafından kendisine çekilen telgrafı okuduktan
sonra bu telgrafa yazdığı cevabı Meclis kürsüsünden
okuyan Mustafa Kemal Paşa, İttihatçılık ve İttihatçılar
hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir:
"Biz
anasırı Gayrimüslime ile İtilaf Hükümetinin makasıdı
siyasiye tahtında gördükleri alelitlak İttihatçılık
düşmanlığını esas itibariyle doğru görmüyoruz. Sadece
devleti memleketi harabeye çeviren suistimal sahiplerine
karşıyız."
Zaten
24 Nisan 1920 tarihli Mustafa Kemal Paşa'nın konuşmaları
çok sıkı bir şekilde tetkik edildiğinde de iddia edilen
konuşmayı yapmadığı, aksine konuyla ilgili dikkat çekici
açıklamalar yaptığı tespit edilmiştir.
Atatürk'e
Atfedilen Yeni Bir İddia
Avrupa Parlamentosu'nun Dış İlişkiler Komitesi'nin 22
Kasım 2001 tarihinde açıklamış olduğu tasarısında Türkiye'nin
Avrupa Birliği üyeliği adaylığı ile ilgili olarak şu
açıklama yapılmıştır:
"Türkiye'nin
AB üyeliği adaylığı, birliğe bölgede çatışmalar konusunda
Türkiye'nin esnekliğini artırmasını garanti eden özellikle
Ermenistan açısından özel fırsatlar ve nedenler sunmaktadır.
Bu hem sınırın kapanması hem de 1915 soy kırımına bakışı
açısından böyledir. Ermeni soy kırımının Avrupa Parlamentosu
ve bazı üye ülkeler tarafından tanınması ve Türkiye'deki
rejimin Birinci Dünya Savaşından sonra soy kırımdan
sorumlu olanlardan bazılarını ağır bir şekilde cezalandırması
Avrupa Birliği'ne sorunun ele alınması için 1915 Ermeni
soy kırımı ile ilgili uluslar arası çok taraflı tarihçilerin
bir araya geleceği bir oluşumun kurulması gibi yapıcı
önlemler sunmasına imkân tanımaktadır."
Avrupa
Parlamentosu'nun bahsi geçen "Draff taslağında
yukarıda verilen paragrafına ise şöyle bir dipnot düşülmüştür:
"Soy
kırımın tanınması talebi, çoğunlukla Ermeni politikacılar
tarafından yapılmaktadır. Bildirildiği üzere Kemal Atatürk
10 Nisan 1921'de TBMM'de yaptığı konuşmada Jön Türkler
rejiminin Birinci Dünya Savaşı'nda Ermenilere karşı
soy kırım yaptığını söylemiştir..."
Atatürk'ün
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde böyle bir konuşma yapması
imkânsızdır.
2.
IV. 1337 (2 Nisan 1921) ile 30. IV. 1337 (30 Nisan 1921)
tarihleri arasında TBMM'nde on üç (13) oturum yapılmıştır.
1921 yılı Nisan ayı içerisinde TBMM'de yapılan bütün
oturumlar TBMM Zabıt Ceridelerinden okunmuş ve bu oturumların
hiç birisinde-gizli oturumlar da dahil olmak üzere-
TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın bulunmadığı tespit
edilmiş, dolayısıyla da konuşma yapmadığı görülmüştür.
Yapılan
inceleme sonucunda sadece 21. IV. 1337 tarihli 23. İçtima'ın
(oturum) 4. Celsesinde Mustafa Kemal Paşa'nın 5/2685
numaralı 3. XI. 1336 tarihli "Vilâyatı müstahlasa
ahalisine verilmiş olan tohumluk zehairin affı"
hakkında kanun lâhiyası gıyabında okunmuş ve yine 28.
4. 1337 tarihli 26. İçtima'ın 2. celsesinde Mustafa
Kemal Paşa'nın 27. IV. 1337 tarihli "Âzayi Kiramdan
bâzılarına mezuniyet itasına dair Divanı Riyaset Kararı'nın
okunduğu tespit edilmiş, Ermeni-Ermenistan konularında
herhangi bir beyanatın olmadığı görülmüştür.
Avrupa
Parlamentosunun böyle bir yanlış beyanı araştırıp incelemeden
her ne kadar taslak rapor dahi olsa resmi kayıtlarına
geçirmesi bir bakıma yadırganacak bir hadise de değildir.
Aynı durum ABD Parlamentosunda da sık aralıklarla kasıtlı
olarak Ermeni Lobisi tarafından yapılmaktadır. Örneğin,
gazete de çıkmış bir haber, doğruluğu araştırılmadan
Kongreye sunulmakta ve ısrarla kayıtlara geçirilmesi
istenmektedir.Sonra ki yıllarda ise kayıtlara geçirilen
bu haberler, resmî kongre belgesi olarak Ermeni propagandacıları
tarafından "kaynak 'Kongre Zabıtlarıdır!'"
diyerek kullanılmıştır (-maktadır).
Konuya,
Ermeniler tarafından itham altında tutulan Mustafa Kemal
Atatürk, kendi imzasıyla yayınladığı Büyük Nutku'nda
şöyle cevap vermiştir.
"Efendiler,
yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda
bir fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili
bazı durumları hatırlayalım. Şüphe edilmemek gerekirdi
ki, Ermeni katliâmı konusundaki sözler, gerçeğe uygun
değildi. Aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler
tarafından silâhlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan
cür'et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara saldırmakta
idiler. İntikam düşüncesiyle her tarafta insafsız bir
şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler.
Maraş'taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. Yabancı kuvvetleri
ile birleşen Ermeniler, top ve makineli tüfeklerle Maraş
gibi eski bir Müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi.
Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle
öldürmüşlerdi. Tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu
vahşeti yapan Ermenilerdi. Müslümanlar yalnız namuslarını
ve canlarını korumak için karşı koymuş ve kendilerini
savunmuşlardı. Yirmi gün süren Maraş katliamında, Müslümanlarla
birlikte şehirde kalan Amerikalıların, bu olay hakkında
İstanbul'daki temsilcilerine çektikleri telgraf, bu
faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya
koymakta idi.
Adana
ili içindeki Müslümanlar, tepeden tırnağa kadar silâhlandırılmış
olan Ermenilerin süngülerinin baskısı altında her dakika
öldürülmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı.
Canlarının ve bağımsızlıklarının korunmasından başka
bir şey istemeyen Müslümanlara karşı uygulanan bu zulüm
ve yok etmek politikası, medenî insanlığın dikkatini
çekecek ve onları insafa getirecek nitelikte iken, aksinin
yapıldığını iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme
gibi bir teklif nasıl ciddi olarak kabul edilebilirdi?
Atatürk,
olayı sadece sözde bırakmamış, Cumhurbaşkanı olduğu
dönemde de fiiliyatıyla söylemlerini pekiştirici faaliyetler
yapmıştır. Şöyle ki, işgal döneminde İngilizlerin baskısıyla
Osmanlı Hükümeti tarafından kurulan Divan-ı Harbi Örfilerde
masum oldukları halde idam edilmiş olanların ve Ermeni
teröristlerce şehit edilenlerin geride kalan aile fertlerine
Atatürk, Cumhurbaşkanlığı sırasında sahip çıkmış, onlara
ev vermiş ve maaş bağlatmıştır.
|