|
Ermeni
Sorunu ve Türk Arşivleri
*Doç.Dr
Yusuf SARINAY
Devlet Arşivleri Genel Müdürü
Bazı
ülkelerde tarihçilere bırakılması gereken geçmiş olaylar
siyasî alana taşınmakta ve maalesef bilimin objektif
sınırları içinde değerlendirilmesi gereken tarihî olaylar,
siyasî çıkarların ve ideolojik tutumların katı önyargılarına
kurban edilmektedir. Örneğin bazı ülkelerde böyle bir
yaklaşımla ele alınan Ermeni sorununun, tarihin asıl
kaynaklarına inilerek değerlendirilmesi gerekir. Bu
konuda karar vermeden önce başta Türk arşivleri olmak
üzere diğer ülke arşivlerinde mutlaka araştırma yapılarak
objektif bir yaklaşım sergilenmelidir. Aksi hâlde objektif
kaynaklara dayanmayan kanaatler ile sübjektif yaklaşımlar
uluslar arasında küllenmiş düşmanlıkları yeniden canlandırmaktan
başka bir işe yaramamaktadır. Tarihin yanlış yorumlanmasına
ve siyasal amaçla kullanılmasına karşı objektif belgeleri
sunmak biz arşivcilerin en önemli görevleri olmalıdır.
Halbuki
Ermeni soy kırım iddiaları bugüne kadar doğruluğu ispatlanmamış
olan hatırat türü sübjektif bazı yayınlara dayanmaktadır.
Bunların
başında, Aram Andonian isimli bir Ermeni tarafından
1920 yılında yazılan "Naim Bey'in Anıları; Ermeni
Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmî Türk Belgeleri"
adlı kitap gelmektedir. Bu kitapta yer alan ve Talat
Paşaya atfedilen telgrafların, bir soy kırım suçlusu
yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgeler olduğu, Osmanlı
Arşivi'nde yapılan incelemeler sonucu ispatlanmıştır.
Bir başka kitap Amerikan Büyükelçisi olarak 1913-1916
yılları arasında 26 ay İstanbul'da görev yapmış olan
Henry Morgenthau'nun Hatıratı'dır. Heath W. Lowry, H.
Morgenthau'nun bu kitabı yazma amacının savaş karşıtı
Amerikan kamuoyunu etkilemeye yönelik olduğunu belirtmekte
ve bu kitapta yer alan Ermeni soy kırım iddiasını bilimsel
metotlarla çürütmektedir. Kitabın hazırlanmasında önemli
rol oynayan Morgenthau'nun tercümanı Schmavonian ve
katibi Agop S. Andonian'ın Avrupa'da bulunan Ermeni
örgütleri ile iş birliği içinde Osmanlı Devleti aleyhine
casusluk yapan kişiler olduklarına dair Osmanlı Arşivlerinde
önemli belgeler bulunmaktadır. Diğer bir kitap ise Arnold
Toynbee tarafından yazılan "1915-1916 Osmanlı İmparatorluğu'nda
Ermenilere Yapılan Muamele" olarak bilinen ve 1916
yılında yayınlanan "Mavi Kitap"tır. İngiliz
Hükümeti tarafından hazırlattırılan bu kitap savaş propagandası
amacıyla kaleme alınmıştır.
Ermeni
iddialarına dayanak olan ve sık sık dile getirilen diğer
bir kaynak ise. I. Dünya Savaşı sonrası kurulan Osmanlı
Divan-ı Harb Mahkemeleri'dir. Bu mahkemeler İstanbul'u
ve Osmanlı topraklarını işgal etmiş olan İtilaf devletlerinin
ortak düşmanı olan İttihat ve Terakki mensuplarını mahkum
etme çabası sonucunda kurulmuşlardır. Bu mahkemelerde
ispatlanmamış tek taraflı suçlamalar yer almaktadır.
Yukarıda
bahsedilen sübjektif eserlerin dışında, Ermenilerin
asılsız soy kırım iddialarını delillendirebilecekleri
kayda değer bir belge bulunmamaktadır. Nitekim işgal
döneminde İngilizler İstanbul'da ve Malta'da tutuklu
bulunan kişiler hakkında suç kanıtlarının bulunabilmesi
için Osmanlı arşivlerinde konu ile ilgili araştırma
yapmışlardır. Araştırma sonucunda tutuklular hakkındaki
suçlamaları ispat edebilecek nitelikte hiçbir delili
mahkemeye sunamamışlardır.
İngiliz
hükümeti kendi arşivlerinde ve ABD'nin (Washingtondaki)
arşivlerindeki raporlar üzerinde de araştırmalar yapmış,
ancak yine hiçbir sonuca ulaşamamıştır.
Bu
nedenle arşivlere inilme zorunluluğu vardır ve arşivlere
dayalı bilimsel çalışmalar önyargı ve yanlı bilgilendirilmeden
kaynaklanan taraflı siyasî yaklaşımları ortadan kaldıracaktır.
Başta
Ermeni sorunu olmak üzere Türk arşivlerinde araştırma
yapmadan yazılacak bir bölge ve dünya tarihinin eksik
kalacağının bilinciyle, modern arşivciliğin ana ilkesi
olan "açıklık prensibini temel dayanak kabul eden
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, araştırmacılara
sunulan hizmetlerde çağın gereklerine uygun yeni düzenlemeler
yapmıştır. Bu çerçevede;
Başbakanlık
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü başta Ermeni sorunu
olmak üzere birçok konuda tasnif çalışmalarını hızlandırarak,
tamamlamış ve araştırma hizmetine sunmuştur.
Türkiye'ye
yasal yollardan girmiş yabancılar ve bunların vekilleri
araştırma yapacakları arşivlere veya arşivlerin bağlı
bulunduğu idareye bizzat veya posta ile müracaat edebileceklerdir.
Müracaat eden kişilere aynı gün araştırma izni verilmektedir.
Müracaatlar, yurt dışından T. C. büyükelçilik've başkonsoloslukları
aracılığıyla da yapılabilecektir.
Tasnif
edilmiş ve son işlem tarihi üzerinden otuz (30) yıl
geçmiş arşiv malzemesi hiçbir kısıtlama olmadan araştırma
ve incelemeye açılmaktadır.
Araştırmacılara
bir iş günü içerisinde verilen belge, defter veya dosya
sayısı artırılmıştır.
Araştırmacılar,
araştırma ve incelemeleri esnasında arşiv yönetiminin
uygun göreceği mahallerde portatif yazı makinesi veya
bilgisayar kullanabilecektir.
Yine
dünya bilim çevrelerine ve bilim adamlarına kolaylık
sağlamak, bilginin paylaşılmasını ve öğrenmenin önündeki
engelleri azaltmak maksadıyla internette bir web sayfası
açılmış ve bilgisayar ortamında belge kataloglarımız
yayınlanmıştır. Bu konudaki talep, istek vb. "http://www.devletarsivleri.gov.tr."
adresinden temin edilebilir.
Osmanlı
dönemi arşiv belgelerinin mikrofilme alınması ve elektronik
ortama aktarılması çalışmaları 2001 yılında başlatılmış
olup, araştırma hizmetlerinin elektronik ortamda verilmesi
hedeflenmiştir.
Bu
düzenlemelerle, Türk arşivlerini çağın gereklerine uymasını
sağlayarak kolay ulaşılabilir bir arşiv haline getirmek
amaçlanmıştır. f
Türk
arşivlerinin temel ilke olarak kabul ettiği "açıklık
prensibi" doğrultusunda Ermenistan, Rusya ve Ermeni
Patrikhanesi ve bağlı kiliselerdeki arşivlerinde bulunan
konuyla ilgili belgelerin de açılması ve meydana gelen
olayların tarihçiler tarafından objektif bir şekilde
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Osmanlı
Arşivlerinde genel olarak Ermeni sorunu ve tehcir uygulaması
ile ilgili Sadaret Evrakı, Zaptiye Nezareti, Yıldız
Sarayı Evrakı, Meclis-i Vükela Mazbataları, Şurayı Devlet,.
Dahiliye Nezareti ve bağlı kuruluşları (Emniyet-i Umumiye
ve Şifre Kalemi vb.) ile Hariciye Nezareti'ne ait fonlarda
yüzbinlerce belge , bulunmaktadır.
Nitekim
Osmanlı arşiv belgeleri objektif bir şekilde değerlendirildiğinde,
Osmanlı Devleti'nin son elli yılına damgasını vuran
Ermeni sorununda dönemin büyük devletlerin desteği ile
Ermeni Komitacılarının 1890'lı yıllarda başlattıkları
terör olaylarının Birind Dünya Savaşı içinde silâhlı
isyana kadar vardığı görülecektir.
Osmanlı
hükümeti sevk ve iskân uygulamasını o günün şartlarında
bir kanuna dayandırmış, keyfî bir uygulamaya gitmemiştir.
Öncelikle İçişleri Bakanlığı 24 Nisan 1915 tarihinde
Ermeni Komite merkezlerini kapatarak, komite ele başlarının
tutuklanması için emir vermiş, İstanbul'da 2345 Ermeni
komitacı tutuklanmıştır. Ancak olayların giderek tırmanması
ve Van olayları üzerine, 27 Mayıs 1915 tarihinde. "Vakt-i
Seferde İcraat-ı hükümete karşı gelenler için cihet-i
askeriyyece ittihaz olunacak tedbir hakkında kanun"
kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Osmanlı hükümeti
bu yasayı çıkararak halkın güvenliği ve cephe gerisinin
emniyeti bakımından gerekli görülen yerlerdeki halkı,
savaş alanından uzaklaştırma ve güvenlikli bölgelere
sevk etme kararı almıştır.
Bu
kanunla askerî yetkililere; asayişi bozan silâhlı saldırgan
ve direnişçileri, casusluk ve vatana ihanet eden köy
ve kasaba halkını tek tek veya toplu hâlde başka yerlere
sevk ve iskân etme yetkisi veriliyordu. Dört maddelik
olan bu kanun tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya
yönelik, şiddete karşı yetki kanunudur. En önemli özelliği
ise, kanun metninde herhangi bir etnik veya dinî grubun
belirtilmemiş olmasıdır. Ayrıca kanunda tehcir kelimesi
geçmemekte sadece "diğer mahallere sevk ve iskân"
ibaresi kullanılmaktadır.
Diğer
taraftan çıkarılan sevk ve iskân kanununun uygulanması,
idarecilerin yorum ve kabiliyetlerine bırakılmamış,
uygulamada idarecilerin neyi nasıl yapacaklarına dair
kararlar alınmıştır.' Bu amaçla çıkarılan kanun ve talimatnamelerle
sevk ve iskânın nasıl yapılacağı ayrıntılarıyla hükme
bağlanmıştır. Buna göre: göçe tâbi tutulan ahali, kendilerine
tahsis edilen bölgelere rahat bir şekilde, can ve mal
emniyetleri sağlanarak nakledilecektir. Yeni evlerine
yerleşene kadar iaşeleri göçmenler ödeneğinden karşılanacaktır.
Eski malî ve iktisadî durumları göz önünde tutularak
kendilerine emlâk ve arazi verilecek, muhtaç olanlara
hükümetçe mesken inşa edilecek, çiftçi ve zenaat erbabına
tohumluk ve alet temin edilecektir. Geride bıraktıkları
taşınabilir mal ve kıymetler kendilerine uygun şekilde
ulaştırılacaktır. Ermenilerin boşalttıkları şehir ve
köylerdeki gayrimenkulleri tespit ve kıymetleri takdir
edildikten sonra bu köylere yerleştirilecek muhacirlere
tevzi edilecektir. Muhacirlerin zeytinlik, dutluk, bağ,
dükkân, fabrika, depo gibi gelir getiren yerleri müzayede
ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine
ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir.
Ayrıca
Osmanlı hükümeti göçün düzenli ve güvenli bir şekilde
uygulanması ve sevk edilen Ermenilerin can ve mallarının
korunması amacıyla mümkün olan önlemleri almak için
büyük çaba harcamıştır. Ermenilerin sevki esnasında
meydana gelen suistimalleri incelemek üzere, Temyiz
Mahkemesi ile Şuray-ı Devlet üyelerinden ve ceza mahkemeleri
başkanlarından Eylül 1915 tarihinde soruşturma komisyonları
oluşturup Anadolu'ya gönderilmiştir.Hükümet özellikle
can ve mal emniyetinin üzerinde önemle durmuş ve gerekli
tedbirlerin alınması için devamlı talimatlar vermiştir.Bu
konularda suç işleyenler veya ihmali görülenler sıkıyönetim
mahkemelerine sevk edilmişlerdir. Suçlu bulunarak mahkemeye
verilen 1397 kişi çeşitli cezalara çarptırılmıştır.
Tehcir
sırasında İstanbul'dan Dahiliye Nazırı Talat Paşa tarafından
taşra yöneticilerine gönderilen talimatlar ve hükümet
tarafından alınan kararlar oldukça dikkat çekicidir.
Bu talimatlarda;
1-
Sevk edilen Ermenilerin canlarının korunması ve iaşelerinin
sağlanması, suistimali görülen görevlilerin görevlerinden
alınmaları ve Divanı Harbe teslim edilmeleri,
2-
Katolik, Protestan ve hasta Ermenilerin sevk edilmemesi,
3-
Devlete ihanet etmeyen ve Komitelerle ilişkisi olmayan
Ermenilerin sevk edilmemesi,
4-
Kimsesiz ve muhtaç Ermenilerin iaşesinin temin edilmesi,
5-
Sevk edilen Ermenilerin mallarının muhafaza edilmesi
ve geri dönüşlerinde mallarının kendilerine nasıl iade
edileceğine dair nizamname (1915),
6-
Ermenilerin sevkleri sırasında iaşelerinin temini ve
güvenlikleri için muhacirin tahsisatından para tahsisi
yapılması,
7-
Kullanılmakta olan emlâkin Ermeniler geldikçe boşaltılarak
sahiplerine iadesi,
8-
Ermenilerin geri dönüşlerinde kolaylık gösterilmesi
ve ihtiyaçlarının sağlanması,
9-
Gayrimüslim çocukların akrabalarına veya cemaatlerine
teslim edilmesi,
10-
Ermenilerin geri dönüşlerinde uygulanacak esaslarla
ilgili nizamname ve talimatlar konularında binlerce
belge bulunmaktadır.
Belgelerden
de anlaşılacağı gibi yapılan sevk ve iskân plânlı ve
siyasî amaçlı değil, askerî ve güvenlik nedeniyledir.
Zaten Mayıs 1915 yılında başlatılan tehcir, 25 Kasım
1915 tarihinde geçici olarak, 24 Ekim 1916 tarihinde
de tamamen durdurulmuştur. Osmanlı Devleti'nin aldığı
kararlara baktığımızda bu tedbiri geçici olarak aldığını
görmekteyiz. Katliam yapmak amacında olan bir yönetimin
iaşe, can güvenliği, malların muhafazası ve iadesi,
ihmali görülen ve suç işleyen görevlilerin görevlerinden
alınmaları, cezalandırılmaları vb. konularda bu kadar
hassas davranması mümkün müdür?
Ayrıca,
Ermeni olaylarının arttığı ve tehcirin yapıldığı dönemlerde
dahi Ermenilerden Osmanlı merkezi yönetiminde üst düzey
görevlerde bulunan pek çok kişi bulunmaktadır.
Katliâm
uygulama niyeti ve kararlılığında olan bir devletin
merkez yönetiminde bu kadar görevliyi çalıştırması mümkün
müdür?
Böyle
bir anlayış ve hareket tarzı içinde bulunan bir devletin
1.500.000 Ermeniyi soy kırıma tâbi tuttuğu gibi bir
iddia, bilimsel dayanaktan ve tarihî gerçeklerden uzaktır.
Zira Osmanlı Devleti'nin resmî nüfus sayımlarında 1.500.000
Ermeninin yaşamadığı bilinmektedir. Nitekim 1893 yılında
yapılan nüfus sayımında Osmanlı devletinde 1.001.4139.
1914 nüfus istatistiklerinde ise 1.1161.169 Ermeni yaşamaktadır.
1897 yılında Fransız hükümeti tarafından yayınlanan
sarı kitapta Osmanlı devletinde yaşayan Ermenilerin
miktarı 1.475.000 olarak gösterilmektedir.
Ayrıca
Osmanlı Hükümeti Ermeni iddialarının araştırılması için
Birinci Dünya Savaşı'nda taraf olmayan İspanya, Hollanda.
Danimarka ve İsveç'e gönderdiği notalarla bu ülkelerden
ikişer hukukçu gönderilmesini istemiştir. Bu notalarda
tarafsız hukukçuların oluşturacağı komisyonun Ermeni
iddialarını tahkik etmesi istenmiştir.
Sadrazam
Salih Paşa da 17 Mart 1920 tarihinde Fransa, İtalya
ve İngiltere Yüksek Komiserliklerine verdiği notada,
bu olaylar hakkında karma bir komisyon oluşturularak,
soruşturma açılması teklifini tekrarlamıştır.
Ne
yazık ki bu girişimler İngilizlerin müdahalesi üzerine
sonuçsuz kalmış, ilgili ülkeler temsilci göndermeyi
reddetmiş, dolayısıyla konunun soruşturulması engellenmiştir.
Osmanlı devletinin bu girişimi, gerçekleştirmiş olduğu
sevk ve iskan işlemlerinde, uluslar arası hukuk çerçevesinde
yanlış bir şeyin bulunmadığını ortaya koyan, kendisine
olan özgüvenin önemli bir göstergesidir. Eğer bu komisyon
kurulsa idi. günümüzde Türk ulusuna yönetilen asılsız
ithamlar gerçek muhatabını bulacak, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'ne
yönelik bu gerçek dışı iddialar da o zaman tarihin derinliklerine
gömülebilecekti.
Başbakanlık
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan
"Ermeniler Tarafından Yapılan Katliâm Belgeleri
(1914-1921) adlı iki ciltlik kitap Ermeni komitelerinin
518.105 Türk'ü öldürdüklerini belgelerle ortaya koymaktadır.
Türkiye
Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün özdeyişiyle "Tarih
yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Tarih yazan, yapana
sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, maalesef, insanlığı
şaşırtacak bir mahiyet almaktadır."
|