|
NUTUK’TA ERMENİ KONUSU
Genel Durum
ve Görünüş
...
Ermeni Patriği
Zaven Efendi de, Mavri Mira Hey’eti ile birlikte çalışıyor.
Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. (s.
2)
...
Milli kuruluşlar
siyasi amaç ve hedefleri
...
Vilayet-ı Şarkiye
Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin kuruluş amacı da (tüzüklerinin
2. maddesi), Doğu illerinde oturan bütün halkın dini ve siyasi
haklarının serbestçe kullanılmasını sağlayacak meşru yollara
başvurmak, bu illerdeki müslüman halkın tarihi ve milli haklarını
gerektiğinde medeniyet dünyası karşısında savunmak, Doğu illerinde
yapılan zulüm ve cinayetlerin sebepleri ile bunları işleyenler
ve sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yapılarak suçluların
sür’atle cezalandırılmalarını istemek. Yerli halk ile azınlıklar
arasındaki anlaşmazlığın giderilmesine ve eskiden olduğu gibi
iyi ilişkilerin sağlamlaştırılmasına gayret etmek, savaş durumunun
Doğu illerinde yarattığı yıkım ve yoksulluğa, hükümet nezdinde
teşebbüslerde bulunarak elden geldiğince çare aramaktan ibaretti.
(s. 3)
İstanbul’daki
yönetim merkezinden verilmiş olan bu direktife uygun olarak
Erzurum şubesi, Doğu illerinde Türk’ün haklarını korumakla
birlikte, Ermeni göçü sırasında görülen kötü davranışlarla
halkın hiçbir ilgisi bulunmadığını, Ermeni mallarının Rus
istilasına kadar korunduğunu, buna karşılık müslümanlara pek
gaddarca davranıldığını; hatta verilen emre aykırı olarak,
göçten alıkonan bazı Ermenilerin koruyucularına karşı yaptıkları
kötülükleri, güvenilir belgelerle medeniyet dünyasına duyurmaya
ve Doğu illerine dikilmiş olan hırs yüklü bakışları hükümsüz
bırakacak çalışmalar yapmaya karar veriyor (s. 3)
...
... Vilayat-ı
Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin kuruluşuna
yol açan asıl sebep ve düşünce, Doğu illerinin Ermenistan’a
verilmesi ihtimali oluyor. Bu ihtimalin gerçekleşmesinin
de Doğu illeri nüfusunda Ermenilerin çoğunlukta gösterilmesine
ve tarihi haklar bakımından onlara öncelik tanınmasına çalışanların,
ilmi ve tarihi belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmalarına
ve bir de müslüman halkın Ermenileri topluca öldüren barbarlar
olduğu iftirasının bir gerçekmiş gibi kabulüne bağlı olduğu
düşüncesi ağır basıyor. İşte bundan dolayıdır ki, dernek,
aynı gerekçeye dayanarak ve aynı yollardan yürüyerek tarihi
ve milli hakları savunmaya çalışıyor. (s. 4)
...
Kışkırtmalar
Efendiler,
Amasya’da görüşmelere başladığımız 20 Ekim günü, alınan bilgilerin
özeti şuydu: İstanbul’da, Hürriyet ve İtilaf Partisi, Askeri
Nigahban Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir blok kurdular.
Bu blokla, Ali Kemal ve Sait Molla gibi kimseler, azınlıkları
sürekli olarak Kuva-yı Milliye aleyhine kışkırtmaya başladılar.
Rum ve Ermeni patrikleri, Kuva-yı Milliye aleyhine İtilaf
Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği Zaven
Efendi, Neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla, son
Milli Mücadele hareketinden dolayı Ermenilerin göç etmekte
olduklarını ilan etti. (s. 178)
...
Çürüksulu
Mahmut Paşa’nın Demeci
...
Ayan üyelerinden
Çürüksulu Mahmut Paşa, “Bosphore” gazetesi yazarlarından birine,
siyasi durumumuzla ilgili bir demeç vermişti. Mahmut Paşa’nın
o tarihlerde, Barış Hazırlıkları Komisyonu üyesi olduğunu
da hatırlarsınız. Paşa’nın 31 Ekim 1919 tarihli Tasvir-i Efkar
gazetesinde yayınlanan demecini, 17 gün sonra Sivas’ta okudum.
“Ermenilerin aşırı isteklerine hak vermemekle birlikte,
sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasına razı oluruz”
ifadesi dikkatimi çekti. Doğu Anadolu’da Ermenistan lehine
toprak tavizlerinde bulunulacağına söz verme anlamı taşıyan
bu cümlenin, Barış Komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından
söylenmiş olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye ve hayretle
karşılanmaya değerdi. Bu sebeple 17 Kasım 1919 tarihinde,
Çürüksulu Mahmut Paşa Hazretleri’ne yazmayı yararlı saydığım
bir telgrafta, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı,
“Doğu Anadolu halkının pek haklı olarak, son derece üzgün
ve kırgın olduğunu belirttikten sonra, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin
kararları gereğince, milletin Ermenistan’a bir karış toprak
terketmeyeceğini ve hatta, eğer hükümet, böyle acı bir mecburiyete
boyun eğerse, milletin kendi haklarını bizzat savunmaya kararlı
olduğunu ve bunun bütün dünyaya ilan edilmiş bulunduğunu”
yazdım ve bu milli azim ve kararın herkesten önce, Barış Hazırlıkları
Komisyonu’nun sayın üyelerince bilinmesi ve ona göre hareket
edilmesi gereğini arz ettim. (s. 211)
...
Aldatıcı Söz
Vermeler, Ağır İftiralar
Efendiler,
İstanbul’dan gönderilen 19 Şubat 1920 tarihli yazıda, “İngiliz
Dışişleri Bakanlığı’ndan İstanbul’daki siyasi temsilciliğine
gelen ve siyasi temsilcilik tarafından da resmen hükümete
yapılan sözlü tebligatta, padişahlık başkentinin Osmanlı Devleti’nde
bırakıldığı bildirilmiş; fakat bununla birlikte, Ermeni katliamının
durdurulması ve Yunanlılarla bütün İtilaf Devletleri’nin kuvvetlerine
karşı olan tutumumuzun değiştirilmesi istenmiş; aksi takdirde,
barış şartlarının değiştirilmesinin muhtemel bulunduğu da
ayrıca ifade edilmiştir” denilmekte ve bazı hususlar, özellikle
“şikayete yol açacak en küçük olaylara bile meydan bırakılmaması”
tavsiye edilmekteydi.
Efendiler,
bu sözlü vaadin arkasındaki anlam ve maksat ne olabilirdi?
Yunanlıların, Fransızların ve daha başkalarının işgali altında
bulunan vatan topraklarından başka, İstanbul’un da alınması
kararlaştırılmıştı. Ancak, ileri sürülen şarta uyulursa, İstanbul’u
almaktan vazgeçeriz mi, denilmek isteniyordu? Yoksa, Yunanlıların,
Fransızların, İtalyanların işgalleri zaten geçicidir, İtilaf
Devletleri, yalnız İstanbul’u alacaktı, fakat teklif ettikleri
şarta uyarsak, onu da bırakacaklardır; anlamı mı çıkarılıyordu?
Veyahut da
Efendiler, İtilaf Devletleri Kuva-yı Milliye’nin işgal bölgelerinde,
işgal kuvvetlerine karşı kurduğu cepheleri bozdurmaya ve açtığı
savaşları, giriştiği hareketleri durdurmaya, İstanbul Hükümeti’nin
gücünün yetmeyeceğini çok iyi anladıklarından, Yunanlılar
da dahil olmak üzere, İtilaf Devletlerine karşı yapılan saldırının
önlenememiş ve aslı olmayan Ermeni katliamına son verilmemiş
olduğu bahanesiyle İstanbul’u da mı işgal etmek niyetindeydiler?
Daha sonraki
olaylar, bu son tahminin doğru olduğunu göstermiştir, sanırım.
Ne var ki, İstanbul Hükümeti’nin İngiliz temsilciliğinin teklifinden
böyle bir anlam çıkarmaya yanaşmamış, aksine ümide kapılmış
olduğu görülüyordu.
Efendiler,
yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir
fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları
hatırlayalım. Şüphe edilmemek gerekirdi ki, Ermeni katliamı
konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi. Aksine, güney bölgelerinde,
yabancı kuvvetler tarafından silahlandırılan Ermeniler, gördükleri
koruyuculuktan cür’et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara
saldırmakta idiler. İntikam düşüncesiyle her tarafta insafsız
bir şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler.
Maraş’taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. Yabancı kuvvetleri
ile birleşen Ermeniler, top ve makineli tüfeklerle Maraş gibi
eski bir Müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi. Binlerce çaresiz
ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte
bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi.
Müslümanlar yalnız namuslarını ve canlarını korumak için karşı
koymuş ve kendilerini savunmuşlardı. Yirmi gün süren Maraş
katliamında, Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların,
bu olay hakkında İstanbul’daki temsilcilerine çektikleri telgraf,
bu faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya
koymakta idi.
Adana ili
içindeki Müslümanlar, tepeden tırnağa kadar silahlandırılmış
olan Ermenilerin süngülerinin baskısı altında her dakika öldürülmek
tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Canlarının ve
bağımsızlarının korunmasından başka bir şey istemeyen Müslümanlara
karşı uygulanan bu zulüm ve yok etmek politikası, medeni insanlığın
dikkatini çekecek ve onları insafa getirecek nitelikte iken,
aksinin yapıldığını iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme
gibi bir teklif nasıl ciddi olarak kabul edilebilirdi?
(s. 260,261)
...
Doğu Cephemizde
Ermenilerle Savaş Başlıyor
...
Arzu buyurursanız
o günlerin doğu sınırlarımızdaki ciddi işlerine geçelim:
Yüksek hey’etinizce
de bilinmektedir ki, Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan beri
Ermeniler, gerek Ermenistan içinde, gerek sınıra yakın yerlerde,
Türkleri toplu olarak öldürmekten bir an geri durmuyorlardı.
1920 yılının Sonbaharında Ermenilerce yapılan zulümler dayanılmaz
bir kerteye geldi ve Ermenistan seferine karar verildik.
9 Haziran 1920 tarihinde, Doğu bölgesinde geçici seferberlik
ilan ettik. 15’nci Kolordu Komutanın Kazım Karabekir Paşa’yı
Doğu Cephesi Komutanı yaptık. 1920 Haziranında, Ermeniler,
Oltu’da kurulan, mahalli Türk yönetimine karşı hareketle,
o bölgeyi ele geçirdiler. Dışişleri Bakanılığı’mız tarafından
Ermenilere 7 Temmuz 1920’de bir ültimatom verildi. Ermeniler
aynı şekilde hareketlerine devam ettiler. Sonunda, seferberlikten
üç buçuk dört ay kadar sonra, Ermenilerin Kötek, Bardiz bölgelerinde
toplanan kuvvetlerimize taarruzu ile savaşa başlandı.
Ermeniler,
24 Eylül 1920 sabahı Bardiz cephesinden baskın şeklinde yaptıkları
genel bir taarruz ile başarıya ulaştılar. ... Ermeniler
geri püskürtülüp girdikleri bölgelerden atıldılar. Ordumuz
28 Eylül sabahı ileri harekete geçti. ...
Ordu, 29 Eylülde
Sarıkamış’a girdi, 30 Eylülde Göle işgal edildi. Fakat bazı
sebepler ve düşüncelerle 28 Ekim 1920 tarihine kadar, bir
ay, Sarıkamış-Laloğlu hattında kaldı.
...
Efendiler,
savaş alanında verilecek emri bekleyen Doğu Ordumuz, 2 Ekim
1920 günü Kars üzerine harekete başladı. Düşman, direnmeksizin
Kars’ı terketti. Kars 30 Ekimde tarafımızdan işgal edildi.
7 Kasım tarihinde birliklerimiz, Arpaçay’ına kadar olan bölgeyi
ve Gümrü’yü ele geçirdi.
Ermeniler,
6 Kasımda ateşkes ve barış için müracaat etmişlerdir. Biz
de ateşkes anlaşmasının maddelerini, Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla,
8 Kasımda Ermeni ordusuna bildirdik. 26 Kasımda başlayan barış
görüşmeleri 2 Ocak’ta son buldu ve 2/3 Ocak gecesi Gümrü Antlaşması
imzalandı. (s. 331-333)
Milli Hükümet’in
Yaptığı İlk Antlaşma: Gümrü Antlaşması
Efendiler,
Gümrü Antlaşması, Milli Hükümet’in yaptığı ilk antlaşmadır.
Bu antlaşma ile, düşmanlarımızın hayallerinde ta Harşit vadisine
kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bağışlamış oldukları
Ermenistan, Osmanlı Devleti’nin 1877 seferiyle kaybetmiş olduğu
yerleri, bize, Milli Hükümet’e terkederek aradan çıkarılmıştır.
Doğudaki durumlarda önemli değişikler olması yüzünden, bu
antlaşma yerine, daha sonra yapılan 16 Mart 1921 tarihli Moskova
ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşmaları geçerli olmuştur
(s. 333).
...
Türkiye’ye
Yapılan Barış Teklifleri Arasında Karşılaştırma
...
Kafkas sınırı:
Sevres’de:
Türk - Ermeni sınırının tayini Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’a
bırakılmıştır. Wilson, sınır olarak Karadeniz kıyısında Giresun’un
doğusundan başlayan, Erzincan’ın batı ve güneyinden, Elmalı,
Bitlis ve Van Gölü’nün güneyinden geçen ve birçok noktada
Birinci Dünya Savaşı’ndaki Türk - Rus Cephesini izleyen bir
hattı göstermiştir.
Mart 1921
teklifinde: Milletler Cemiyeti bir Ermeni yurdu kurulması
için doğu illerinden Ermenistan’a bırakılacak toprakların
tespiti için bir komisyon kuracak, Türkiye bu komisyonun kararını
kabul edecek.
Lozan’da:
Bu konu ortadan kaldırılmıştır. (s. 508, 509)
- Atatürk, Kemal; Nutuk, Yay.
Haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ata. Arş. Mrk., 2000
|