|
Ermeni sorununu
tamamen ortadan kaldıran Lozan Anlaşması'nda itilaf devletleri
tarafından yüzüstü bırakılan ve Türkiye'deki taleplerini gerçekleştirme
şanslarını kaybettiklerini anlayan Ermeniler, yeniden Rusya'ya
dönmüşlerdir. Türklerle tarihi düşman saydıkları Rusya'nın
sıcak denizlere inme politikasını hesaba katan Ermeniler,
bu ülkenin her ne şart altında olursa olsun Ermenileri koruyacağını
sanmışlardır. Bu düşünce üzerine bir program yapan Ermeniler,
şu ilkeler üzerine çalışılmasını kararlaştırmışlardır:
- Sovyet Ermeni Cumhuriyeti'nin
içerideki rejimden ayrı olarak, ekonomi ve kültürünü pekleştirmek.
- Bütün dünyaya dağılmış
bulunan Ermenilerin milli duygu, dil, din, kültür ve amaçlarını
yaşatmak ve korumak.
- Avrupa devletlerinde
ve Milletler Cemiyeti'nde Ermeni istek ve iddialarını sürdürmek
ve bunun için fırsat kollamak.
- Ermeni halkı ve göçmenleri
için hayır kurumlarının yardımlarını sağlamak; anasız ve
babasız çocukları yetiştirmek, muhtaç ve hasta olanlara
gereken yardımı yapmak.
Bu
programı uygulamak ve Avrupa'da yaşayan Ermenilerin katkılarını
sağlayabilmek için bir örgüt kurulması düşünülmüş; ancak bazı
çevreler, komitelerin yeniden işe karışmalarından çekinmişlerdir.
Buna rağmen Taşnak Komitesi, "Birleşik ve Bağımsız Ermenistan"
isteklerini sürdürmüştür.
Cumhuriyetin kurulmasından sonra Sovyet Rusya ile Türkiye
Cumhuriyeti arasında 17 Aralık 1925 tarihinde bir saldırmazlık
paktı yapılmıştır. Bu pakt 20 yıla yakın yürürlükte kalmış,
ancak 2. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine Sovyet Rusya
Dışişleri Bakanı Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi'ne nota vererek,
anlaşmanın geçersiz olduğunu bildirmiştir.
Eşzamanlı olarak, ABD'deki Ermeni diasporasının bazı güçlü
isimleri bu ülkenin başkanı Harry S. Truman'a bir dilekçe
vermişlerdir. Taşnak komitecilerinin verdirdiği ve eski hesapların
karıştırılmaya çalışıldığı dilekçede; dönemin ABD Başkanı
Voodrov Wilson'ın 1920'de sınırlarını çizdiği Ermenistan haritasının
yeniden kabul edilmesi için ABD'nin Birleşmiş Milletler'e
öneri götürmesi istenmiştir.
Sovyet Rusya, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Ermenilerle ilgili
yeni bir politika izlemeye başlamıştır. Bu politikaya göre;
Sovyet Ermenistan Cumhuriyeti'nde toplanmak üzere bütün dünyadaki
Ermeniler ayaklandırılacak, Türk düşmanlığı düşüncesi yeniden
alevlendirilecek ve böylece Doğu Anadolu Rusların eline geçecekti.
Bu amaçla yoğun bir propaganda çalışmasına girişilmiş, Sovyet
Rusya rejiminin iyilikleri sayılıp dökülmüş ve Sovyet Ermenistan'ındaki
Ermenilerin mutluluğu abartılarak yayılmıştır. Yine aynı amaca
uygun olarak, diaspora Ermenilerini aldatmak bulundukları
ülkelere ajanlar gönderilmiş, Ermeni dernekleri kurulmuştur.
Ermeni davasının bir insanlık ve adalet sorunu olduğu ileri
sürülerek, büyük devletlerden bu konuda aracı olmaları istenmiştir.
Sözü edilen süreçte yürütülen bazı çalışmalar şunlardır:
1945 yılı Aralık ayında ABD'nin başkenti Washington'da,
Ermeniler tarafından "Adalet" isimli bir Amerikan
komitesi kurulmuştur. Komünist eğilimli şahısların kurduğu
bu komite, bir bildiri yayınlayarak Anadolu'nun Doğu bölgelerinin
Ermenistan Cumhuriyetine geri verilmesi ve Wilson tarafından
çizilen Türk-Ermeni sınırının uygulanmasını istemişlerdir.
Eçmiyazin (bugünkü Vagrsabat: Erivan'ın batısında)
Katogikosu VI. Kevork Çörekçiyan, SSCB Devlet Başkanı Stalin,
ABD Başkanı Truman ve İngiltere Başbakanı Atlee'ye birer muhtıra
vermiştir. Bu muhtıralarda, eski iddialar tekrarlanılarak,
Doğu Anadolu vilayetlerinin Sovyet Ermenistan'ına katılması
istenmiştir.
Rusya'nın Suriye ve Lübnan'daki çalışmaları ise şöyledir:
Sovyet Rusya, Suriye ve Lübnan'ın zayıf yönetiminden yararlanarak
bu ülkelerdeki Ermeni çalışmalarının yoğunlaşmasını sağlamış,
Ermenilere yardım perdesi arkasında onları kışkırtmıştır.
Sovyet Rusya diplomatları tarafından yönetilen bu çalışmalar
için Halep, Şam, Beyrut ve daha bir çok yerde merkezler açılmıştır.
Aynı çerçevede, öğretmeleri Rusya Ermenilerinden oluşan birçok
okul açılmış, bu okullara ajan olarak subaylar da sokulmuştur.
Bütün bu çalışmaların sonucunda 30 bini Lübnan'da olmak üzere
100 bin kişilik bir Ermeni örgütü meydana getirmiştir. Sovyet
Büyükelçisi Solod, Moskova eğilimli Ermeni Hrant Devyan başkanlığında
bir komünist partisiyle Şam'da "Ermeni Dostlar Derneği'ni
kurmuştur. Suriye ve Lübnan'daki bu örgütler, "bağımsız
bir Ermenistan kurmak vaadiyle Anadolu'nun doğusunu Sovyetler
Birliği'ne bağlamak" amacını gütmüşlerdir.
1946 yılı Ocak yılında Beyrut'a gelen bir Sovyet diplomatı,
Lübnan ve Hatay Ermenileri temsilcileriyle ayrı ayrı konuşmuş
ve onlara Sovyet Rusya'nın direktiflerini bildirmiştir.
Lübnan Ermeni Komitesi, 16 Mayıs 1946'da BM Güvenlik
Konseyi'ne bir telgraf çekerek "Bir buçuk milyon Ermeni'nin
öldürülmesiyle sonuçlanan olaylar sırasında Türkler tarafından
istila edilen topraklarımıza ve zorla alınan mallarımıza karşılık
adı geçen topraklarımızın Sovyet Ermenistan'ına katılmasını
istiyoruz" demiştir.
Paris'te faaliyet gösteren Ermenistan savunma komitesi,
1946 yılı Haziran ayında Fransız Dışişleri Bakanlığı ile birlikte
dört büyük devletin dışişleri bakanlarına birer muhtıra vererek,
Kars ve Ardahan'ın Sovyet Ermenistan'ına katılmasını istemiştir.
Sovyet Rusya, dışarıdaki Ermenileri kandırmaya çalıştığı
gibi, içerideki Ermenileri de çeşitli yollardan etki altına
almaya çalışmıştır. Bu çerçevede, 20 Şubat 1946'da Moskova'daki
Politeknik Okulu'nun salonunda Ermeni heyeti delegelerine
Ermeni İlimler Akademisi muhabir üyelerinden Civenof'un bir
konferans vermesi sağlanmıştır. Civenof konferansta, Van,
Bitlis, Elazığ, Erzurum, Sivas ve Trabzon illerinin Ermenistan'ın
sınırları içinde bulunduğunu savunarak Ermenilerin toptan
öldürülmelerinden söz etmiş ve Avrupa'daki büyük devletleri
bu olaya seyirci kalmakla suçlamıştır. Rusların Ermenilere
gösterdiği ilgiyi öven Civenof, Sevr Antlaşması gereğince
Ermenilere verilen Doğu Anadolu illerinin daha sonra Türklerin
saldırısına uğradığını ve Taşnaksutyun komitecileri tarafından
imzalanan Gümrü Antlaşması'yla Türklerin eline geçtiğini söylemiştir.
Milli Ermeni Konseyi, 17 Haziran 1946'da "Ermeni
Haklarını Savunma Derneği" isimli bir Amerikan derneğine
New York'ta 800 kişilik bir ziyafet vermiş; burada Türkler
tarafından zorla ele geçirildiği iddia edilen Doğu Anadolu
illerinin Sovyet Ermenistan'ıyla birleştirilmesi amacıyla
dünyaya dağılmış bulunan 1.5 milyon Ermeni'nin BM kuruluna
başvurması kararı verilmiştir.
29 Temmuz 1946'da Erivan'da bir basın toplantısı düzenleyen
İngiliz-Sovyet derneği delegelerinden Bochon, Sovyet gazetecilerine
şöyle demiştir: "Ermeni tarihini bilen her İngiliz, Ermenilerin
çektiği ıstırabı bilir ve onlara sempati duyar. Bu yakınlığı,
memleketimize dönünce İngiliz kamuoyunun genel görüşü haline
getirmeye çalışacağız."
Amerika'daki Ermenilerin Konseyi, 1946 yılı Eylül ayında,
"Ermeniler ne istiyor?" başlıklı bir broşür yayınlamıştır.
Broşürde, Ermenilerin nüfuslarının çoğaldığı ve Türkler tarafından
ele geçirilen toprakların boş olduğu iddia edilerek şöyle
denmiştir: "Ermeniler topraklarının kendilerine geri
verilmesi için yalnız adaletin yerine getirilmesini istiyorlar."
Türk-Ermeni Sorunu Savunma Komitesi, 15 Ağustos 1946'da
BM'deki 21 milletin delegelerine bir mesajla başvurarak, Ermeni
iddialarını BM gündemine getirmeye çalışmıştır.
24 Nisan 1965'te Fransa'daki Ermeni Kilisesi'nde Mon
Senyör Manukyan'ın yönetiminde bir dini tören yapılmıştır.
Aynı günün akşamında bir yürüyüş düzenleyen Eski Muharipler
Derneği, Fransa'daki Meçhul Asker Anıtı'na bir çelenk koymuştur.
Ertesi gün de Notia Dome Kilisesi'nde bir başka ayin düzenlenmiştir.
"Ermeni Ölülerini Anma Günü" olarak ilan
edilen 24 Nisan 1969'da, İngiltere'de yaşayan genç Ermenilerden
oluşan bir grup, Türk elçiliğinin önünden geçerek Türkiye'yi
protesto etmişlerdir.
Türk düşmanlığı, Amerika üniversitelerinde de kendini
göstermiştir. Agop Kevorkyan ismindeki bir Ermeni zengini,
New York Üniversitesi'ne 30 milyon TL bağışlamak suretiyle
üniversitenin "Doğu Enstitüsü"nü kapattırarak yerine
"Ermeni Dili ve Tarihi Enstitüsü"nü kurdurmuştur.
Latin Amerika'daki Ermeniler, 24 Nisan 1965'te Brezilya'nın
Sau Paulu kentinde Yer Değiştirme Kanunu'nun çıkarılışının
50. Yıldönümü dolayısıyla bir gösteri düzenlemişlerdir. Aynı
gün, Brezilyalı Ermeniler tarafından kaleme alınan "1915
Ermenilerin Macerası" isimli piyes sahnelenmiştir.
Türkiye Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın ABD'yi ziyaret
ettiği 2 Nisan 1967'de The New-Times Gazetesi'ne Ermeni iddialarını
savunan bir ilan yayınlanmıştır. Amerika Milli Ermeni Komitesi
tarafından verilen ilanda; Ermeni sorununun BM gündemine alınması
istenmiştir.
Cumhurbaşkanı Sunay'ın Paris gezisi sırasında da bu
kez Fransa'daki Ermeniler gazete yoluyla propaganda yapmışlardır.
Hrant Samuel imzasıyla yayınlanan makalede şöyle denilmiştir:
"Paris Ermenileri, General Sunay'ı misafir ederek vatanına
karşı hürmet ve saygılarını açıklamışlar; Türk Cumhurbaşkanı'na
karşı tezahüratta bulunmuşlardır. Yalnız şurasını belirtmek
isteriz ki, bu, Ermenilerin Türkiye'den bir istekleri yok
demek değildir. Durmadan haklı davamıza, sükunet içinde ve
siyasi yollardan yürüyerek mücadele edecek ve bir çözüm yolu
bulmaya çalışacağız."
Avrupa gezisine çıkan Patrik I. Horen, Kıbrıs'ta Makarios
ile görüşmüştür. Bu görüşmenin hemen ardından Kıbrıs basınında
kışkırtıcı yayınlar başlamıştır. Bu sırada merkezi Lübnan'da
bulunan Ermeni Ramgavar Partisi, kuruluşunun 45. Yıldönümü
dolayısıyla yayınladığı bir bildiride; ulaşmak istedikleri
amacın "Ermenilere ait olup, Türkler tarafından ele geçirilen
toprakları saptamak; Ermenilerin bağımsızlık ve hürriyet çabalarını
yine hür ve demokratik bir anlayış içinde gerçekleştirmek"
olduğunu açıklamıştır.
Ermeni komitecileri, kendi varlıklarını ve çıkarlarını
koruyabilmek için, bulundukları ülkelerde yürüyüş, konferans
ve protestolar yaparken, İstanbul Ermeni Patriği Başpiskopos
Şinork Kalusyan, bu tür olaylara karşılık olmak üzere 6 Şubat
1967 ve 4 Nisan 1967'de dünya kamuoyuna birer açıklama yapmıştır.
Kalusyan açıklamasında, Lozan'dan sonra "Ermeni Sorunu"
diye bir şeyin kalmadığını ve gelişmeleri üzüntüyle karşıladığını
belirtmiştir.
Lübnanlı Müslüman ve Hıristiyan Araplar, 1969 yılında
sözde Ermeni katliamının 54. Yıldönümünü birlikte anmışlardır.
Lübnan hükümeti, yas tutmaları için 24 Nisan'da Ermeni memurlarına
izin vermiştir. 24 Nisan 1969'da Türkiye ve İsrail aleyhinde
gösteriler yapılmıştır.
Ermenilere yapıldığı iddia edilen katliamın 60. Yıldönümü
dolayısıyla Fransa, Amerika, Almanya ve Yunanistan'da büyük
gösteriler yapılmıştır. Bu gösteriler öncesinde söz konusu
ülkelerin hükümetleri Türklerin korunmasına yönelik tedbirler
almak zorunda kalmışlardır(1).
1965'ten sonra, çeşitli ülkelerdeki Ermenilerin Türkiye
aleyhine başlattıkları karalama kampanyasıyla dünya ve Türkiye
kamuoyunda varlığını hissettiren sözde Ermeni Sorunu, 1970'li
yıllardan itibaren yurtdışındaki Türk temsilciliklerine yönelik
terör eylemlerine dönüşmüştür.
Gurgen (Karekin) Yanikan adlı bir yaşlı Ermeni'nin 27 Ocak
1973'de Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar
ile Konsolos Bahadır Demir'i katletmesiyle başlayan "Bireysel
Ermeni Terörü", 1975'den itibaren "Örgütlü Ermeni
Terörü"ne dönüşmüştür. Türkiye'nin dış temsilciliklerine
yönelik Ermeni saldırıları, 1980'den sonra yoğunluk kazanmıştır.
Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39'u silahlı,
70'i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110
terör olayı gerçekleştirmişlerdir.
Bu saldırılarda 42 Türk diplomatı ile birlikte 4 yabancı hayatını
kaybetmiş, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu şahıs da yaralanmıştır.
1984'ten sonra Ermeni terörü sahneden çekilmiş; yerini, bir
süredir işbirliği içerisinde oldukları bölücü terör örgütü
PKK'ya bırakmıştır.
1. Dünya Ermeni Örgütleri Kongresi, Paris'te 3 - 6
Eylül. 1979 tarihinde toplanmıştır. Terör örgütü ASALA'nın
önemli bir güçle katıldığı ve etkin rol oynadığı Kongre, Fransa'daki
Ermeni ihtilâlci güçler üzerinde etkili olmuştur. Bu kongrenin
amacı; "dünyadaki Ermenilerin bir fikir ve bir bayrak
altında toplanması, siyasi ortamın değerlendirilerek toprak
taleplerine yönelinmesi" şeklinde özetlenebilir.
21-28 Nisan 1980 tarihini Kızıl hafta olarak ilan eden
PKK ile Ermeniler, 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme
günü olarak birlikte andılar. 8 Nisan 1980'de Lübnan'ın Sidon
kentinde ortak bir basın toplantısı düzenleyen PKK ve ASALA,
bu çakışlarının tepkiyle karşılanması üzerine ilişkilerini
illegal alanda gizli olarak yürütme kararı aldılar. Bu toplantının
ardından 09 Kasım 1980'de Türkiye'nin Strazburg Başkonsolosluğuna,
19 Kasım 1980'de ise THY'nin Roma bürosuna yönelik saldırılar
PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenildi.
1983 Lozan Kongresi, önemli gelişmeler sonucunda toplanmıştır.
Terör büyük boyutlara vardırılmış, dünya kamuoyu giderek Ermenileri
ve teröristleri kınama durumuna gelmiştir. Özellikle toplu
katliam şekline varan eylemler, Ermenilere en yakın ve destekçi
devletleri bile tedirgin etmeye başlamıştır. Kongre, "Ermeni
siyasi görüşlerini birleştirmek ve tek doğrultuda hareket
etmelerini sağlamak" amacıyla böyle bir ortamda toplanmıştır.
ASALA'nın katılmadığı, şiddet yanlılarınınsa azınlıkta kaldığı
kongre sonunda; Taşnak ve ASALA'da bölünmeler görülmüştür.
7-13 Temmuz 1985'de Sevr'de toplanan ve adına "III.
Dünya Ermeni Örgütleri Kongresi" denilen kongrede ise
temel amaç, hazırlanan "Ermeni Anayasası"nın kabulü
olmuştur. Kongrede, Ermenileri dünya çapında temsil edecek
bir "Birliğin" oluşturulmasına çalışılmıştır. ASALA'nın
katılmadığı ve yoğun eleştirilere uğradığı kongrede, Taşnakların
temsil niteliği uzun tartışmalara sebep olmuştur.
04 Haziran 1993'te Batı Beyrut'taki PKK merkezinde,
Hınçak Partisi, ASALA ve PKK'nın katıldığı bir toplantı gerçekleştirilmiştir.
6-9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut'taki iki ayrı kilisede
düzenlenen toplantılarda Türkiye'yi yakından ilgilendiren
önemli kararlar alınmıştır. Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu
ve Ermeni parti yetkililerinin yanı sıra 150 civarında gencin
katıldığı toplantılarda şu kararlar alınmıştır:
- Şimdilik Türkiye'ye karşı
sakin tutum gösterilmelidir.
- Ermeni toplumu gittikçe
büyümüştür ve ekonomik yönden güçlenmektedir.
- Geliştirilen propaganda
faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykırım daha
iyi bilinmeye başlanmıştır.
- Ermenistan devleti kurulmuştur;
atalarının intikamını alacaklardır ve her geçen gün toprakları
genişlemektedir.
- Başta ABD olmak üzere, diğer
batılı ülkelerin de Karabağ'da sürdürülen savaşta Ermenileri
haklı bulmuşlardır; bu fırsat iyi değerlendirilmeli ve Karabağ'da
savaşan Ermeni gençlerine yenileri katılmalıdır.
- Türkiye'de (PKK terör örgütü
ile yapılan mücadele kastedilerek) iç savaş devam edecektir;
ekonomi sıfır noktasına gelecektir; vatandaş baş kaldıracaktır.
- Türkiye bölünecektir.
- Türkiye'de Kürt devletinin
kurulacaktır.
- Ermeniler, Kürtlerle olan
ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini
desteklemelidirler.
- Bugün Türklerin elinde olan
topraklar, yarın Ermenilerin eline geçecektir.
- Bu arada, Lübnan ve diğer
ülkelerdeki Ermeni Parti ve kuruluşlarına Ekim-Kasım-Aralık
1992 ayları içinde toplanan paranın büyük bölümü ile Yunanistan'dan
veya Yunanistan aracılığı ile temin edilen silahların ve
paranın kalan bölümü ile alınan gıda maddelerinin, Karabağ'da
savaşan Ermenilere ulaştırmak üzere Ocak 1993 ayı başlarında
hava yolu ile Ermenistan'a gönderildiği bilinmektedir.
1984'ten
sonra Türkiye'ye yönelik terör hareketlerini PKK'ya bırakan
Ermeni komiteleri, sözde iddialarını Ermeni diasporası aracılığıyla
sürdürmeye devam etmişlerdir. ABD'nin bazı eyaletleri ve Ermenileri
destekleyen başta Fransa gibi Avrupalı ülke parlamentolarından
"sözde Ermeni Soykırımı"nı kabul eden yasaların
çıkmasını sağlamışlardır. Bu süreç halen devam etmektedir.
KAYNAK:
(1) Sakarya, Em. Tümg. İhsan, Belgelerle Ermeni Sorunu, Gnkur.
Basımevi, Ankara 1984, 2. Baskı, sh. 439-474.
|