|
Osmanlı devletinin
ilk kuruluş yıllarında Ermeniler, genellikle Çukurova, Doğu
Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde küçük prenslikler ve beylikler
halinde ve dağınık durumdaydılar. İran, Bizans, Gürcü, Selçuklu
devletleri ve diğer küçük devlet ve beyliklerle karışmışlardı
ve bunların yönetimi altındaydılar.
Ermenilerin Osmanlılarla ilk ilişkileri, çok azınlıkta bulundukları
Anadolu'nun batı bölgesinde başlamıştır. Osman Gazi 1324 yılında
Bursa'yı devlete merkez yaptıktan sonra, Kütahya'daki Ermenilerin
çoğunluğu ve Ermeni ruhani reisliği Bursa'ya nakledilmiştir.
Fatih
Sultan Mehmet 1453'de İstanbul'u aldıktan sonra Ermenilerin
Bursa'daki ruhani başkanı Hovakim'i İstanbul'a getirmiş ve
1461'de yayınladığı bir fermanla Ermeni Patrikliği'ni kurdurmuştur.
Yavuz Sultan Selim'in 1514-1516'da Güney Kafkasya ve Doğu
Anadolu'yu fethetmesiyle buradaki Ermeniler de aynı cemaat
bünyesine alınarak İstanbul Patrikliği'ne bağlanmışlardır.
Tarihlerinde hiçbir devletten ve hükümdardan görmedikleri
ilgiyi Osmanlı devletinden gören Ermeniler, Türk milletine
samimi olarak bağlanmışlardır. Bu yüzden kısa bir süre içinde
çeşitli yerlerden İstanbul'a göçen Ermeniler büyük bir cemaat
oluşturmuş ve dünyanın en refah içindeki cemaatlerinden birisi
haline gelmişlerdir.
Fatih Sultan Mehmet'ten Sultan II. Mahmud'a kadar 350 yıllık
süre içinde Hıristiyanların ve dolayısıyla Ermenilerin dini
ve toplumsal işlerine kesinlikle karışılmamıştır. "Amira"
denilen bankerlerden, tüccarlardan ve devlet memurlarından
oluşan Ermenilerin yardımıyla; birçok okul, matbaa, kütüphane
açılmış, birçok Ermeni genci öğrenim yapmak ve sanat öğrenmek
üzere Avrupa'ya gönderilmiştir. Aynı dönemde bu haklardan
Rusya yönetimindeki Ermeniler yararlanamamışlardır.
Ermeni Patriği Nerses 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası'na
sunduğu mektubunda, "Şayet günümüze kadar Ermeni milleti,
millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini,
tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk
hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve
hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır.
Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde
buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi
ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete
yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini
görecektir." demektedir. Görüldüğü gibi Patrik Nerses,
Ermenilerin Osmanlı yönetiminde sahip oldukları haklar sayesinde
benliklerini muhafaza ettiklerini belirtmektedir.
Osmanlı devleti, Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile yapmayı vaadettiği
ıslahatları ilân etmiş, ancak gayrimüslimler verilen yeni
haklardan memnun kalmamışlardır. Tanzimat ile gayrimüslimlere
askerlik mükellefiyeti getirilmiş, devlet memuriyetleriyle
idari ve askeri okullara girmelerine izin verilmiştir. Buna
dayanarak Ermeniler, 1863'de yürürlüğe giren 99 maddeden oluşan
Ermeni Milleti Nizamnamesi'ni bir fermanla Babıâli'ye onaylatmışlardır.
Osmanlı yönetimindeki diğer gayrimüslim azınlıklar gibi Ermeniler
de her zaman birinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşler; askere
gitmedikleri gibi, özellikle ticari hayatta kilit noktaları
ellerine geçirmek suretiyle, toplum içinde ön plana çıkmışlar,
zengin olmuşlardır.
Devlete bağlılıkları, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta
iyi Türkçe konuşmaları, Ermenilerin devlete ait resmi veya
özel işlere atanmalarına sebep olmuştur. Bu bakımdan 16. yüzyılda
Ermeni asıllı Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen
devlet adamları, 18. yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray
kuyumcuları ve sonradan Darphane bakanları, Sasyan ailesinden
saray doktorları, 19. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane
bakanları, Dadyan ailesinden Baruthane bakanları devletin
en yüksek kademelerinde görevler yapmışlardır. 19. yüzyılda
ve Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeni dış işleri
görevlileri ve bakanlar bulunmaktadır. Ayrıca birçok Ermeni
de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık yapmıştır.
Ermeniler iddia edildiği gibi soykırıma uğrayan bir topluluk
değil, devletin her kademesinde, her meslekte önemli yerler
edinmiş bir grup olmuştur.
Osmanlı-Ermeni ilişkileri açısından en çarpıcı açıklamalar,
bizzat Türkiye'deki Ermeni cemaatinin önderlerinden gelmiştir.
Ermeni Patriği II. Mesrob, 22 Mayıs 1999 günü Hilton Oteli'ndeki
resepsiyonda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştır:
"3. Binyılın eşiğindeyiz. İnsanlık tarihinde yeni bir
dönemin başlangıcını kutlamaya hazırlanıyoruz. Bunun hepimiz
için büyük fırsat olduğunu düşünüyorum. Geleceğimizi kıtaların,
kültürlerin ve halkların birlikteliği düşüyle tayin etme fırsatı...
İnsan hayatına, kişisel hak ve özgürlüklere saygı, adil ve
her türlü şiddetten uzak bir dünya hepimizin ortak özlemi.
Önümüzdeki bu dönüm noktası yalnızca eşsiz bir fırsat değil,
aynı zamanda çetin bir sınav sunuyor bizlere. Geride bırakmaya
hazırlandığımız 2. Binyıl trajik olaylarla doluydu.
Yine de geride bıraktıklarımız arasında hep saygıyla yad edeceğimiz,
önümüzdeki binyıllarda da sevinçle kutlayacağımız nice olaylar
yok değil.
Tıpkı bugün kutladığımız gibi...
İstanbul Ermeni Patrikliği'nin kuruluşu tarihte eşine rastlayamayacağımız
bir olaydır.
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sekiz yıl sonra,
1461'de Batı Anadolu'daki Ermeni episkoposluğunu çıkardığı
bir fermanla İstanbul Patrikliği'ne dönüştürmesi Fatih'in
ve Osmanlı Sultanlarının gelecek vizyonu ve diğer dinlere
gösterdiği hoşgörünün çok açık bir örneğidir.
Tarihte bir dine mensup bir hükümdarın başka bir dinin üyeleri
için ruhani riyaset makamı tesis etmesi, ne Fatih'ten önce,
ne de sonra görüldü.
Yeni bir binyıla girerken dünyada yaşanan gerginlikleri, özellikle
yakın çevremizdeki savaş ortamını göz önünde bulunduracak
olursak, 538 yıl önce gerçekleşen bu olayın değerini, dinler
ve kültürler arası hoşgörünün önemini, sanıyorum daha iyi
kavrayabiliriz.
İmparatorluk sınırları içindeki Ermeni toplumunun hayatını
onun örf ve adetlerine göre düzenleyen Fatih Sultan Mehmet'i,
onun doğrultusunda ülkeye hizmet eden devlet adamlarını ve
1461'deki ilk İstanbul Ermeni Patriği Bursalı Hovagim'den
başlayarak bu makama sadakatle hizmet eden 83 patriğimizi
sevgiyle ve minnetle anıyoruz.
Biz Türkiye Ermenileri, ülkemizde yaşayan en kalabalık Hıristiyan
cemaati olarak 75. yılını coşkuyla kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti'nin
aydınlık geleceğine tüm kalbimizle inanıyor ve yarınlara ümitle
bakıyoruz."
Osmanlı Devletinde
Görev Alan Bazı Ermeniler (Tıklayınız...)
KAYNAK:
(1) Çarıkçıyan,Komidos; Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler
(1453-1953), İstanbul 1953.
(2) British Documents on Ottoman Armenians (4cilt), 1983,
1989, 1990,Türk Tarih Kurumu
(3) Göyünç, Nejat; Osmanlı İdaresinde Ermeniler, 1983-4)
(4) Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri
Sempozyumu, Atatürk Üniversitesi, 1985
(5) Türk Tarihinde Ermeniler (Tebliğler ve Panel Konuşmaları).
9 Eylül Üniversitesi,1985-6)
(6) Şimşir, Bilal; Osmanlı Ermenileri, 1986-7)
(7) Ataöv, Türkkaya; Osmanlı Arşivleri ve Ermeni Sorunu, 1989
|