|
MUHAMMED
REŞİD GÜLEŞER
Baba Adı: Abdullah
Anne Adı: Babibe
Doğum Yeri: Van
Doğum Tarihi: 1900
Ermeni mezalimi sırasında 15-16 yaşlarında Darü'l-Muallimin
öğrencisi olan bir gençtim. Bu sebeple olayları gayet iyi
hatırlıyorum. Birinci Cihan Harbi öncelerinde nüfusları 17.000
kişi olduğu söylenen Ermenilerle birlikte gayet iyi yaşıyor,
komşuluk ediyorduk. Biz onlara çok iyi muamele ediyorduk.
Meşrutiyet'in ilânıyla hürriyet, eşitlik ve adalet prensiplerini,
kendi lehlerine istedikleri gibi değerlendirerek şımarmaya
başladılar. Van'daki liderleri Aram Paşa adında birisi idi
ki, Sultan Hamid'in tahttan indirildiğini kendisine tebliğ
eden heyet içerisinde de bulunmuştu; Van'da yeraltı teşkilatı
kurmuşlardı. Şimdi Büyük Camii'nin yanı başında bir mahzenden
başlayarak, ta kale dibindeki eski şehire kadar uzanan tüneller
yapmışlardır. Öyle ki, bu tünellerden atlı olarak geçmek bile
mümkündü.
Bir gün bir tünelin, üstünün çökmesi üzerine bir nöbetçi tarafından
tesadüfen bulundu. Hatta Ermenilerden birisinin ihbarı üzerine,
Aram Paşa'yı, Büyük Camii civarında bir mahzende yakaladılar
ise de, o günkü politikalar sebebiyle kendisine hiçbir şey
yapılmadı, salıverildi.
Kısaca Ermeniler adam akıllı teşkilatlandırılmışlardı. Zaten
ticaret hayatını ellerinde tutan Ermeniler iktisadi bakımdan
da gayet iyi durumda idiler. Ermeni ve Yahudilere, orduya
silahlı olarak katılmak izni verildikten sonra Van fırkası
giderken Ermeni çeteciler orduya kendi silahlarıyla birlikte
katılmışlardı. Bizim askerlerimizin elinde ham demirden Alman
yapımı iptidai tüfekler vardı, dört mermi attın mı, beşincisi
önüne düşerdi. Daha sonra Van'a dönen Hacı Latif Bey ve başkalarından
duyduğumuza göre, Van fırkasında bulunan Ermeniler askerlerimizi
arkadan vuruyorlarmış. Hatta Doğu Cephesi'nden gelen ve Van'daki
hastanelerde yatmakta olan yaralı Türk askerleri de Ermeni
hemşire ve doktorlar tarafından zehirlenmek suretiyle öldürülüyorlarmış.
Van'daki duruma gelince: Ruslar bu sırada Muradiye, Özalp
ve Başkale'den olmak üzere üç koldan harekete geçmişlerdi.
Şehirde ise Ermeniler isyan etmiş, 29 gündür Müslüman ahaliye
karşı harp ediyorlardı. Hatta bizim üç kışlamız vardı (Hacı
Bekir, Aziziye, Toprakkale). Onar kişiden, yani birer manga
asker nöbet tutardı. Bu kışlalara da baskınlar yaparak askerlerimizi
koyun gibi boğazladılar, kapı komşumuzun amcası Ali Çavuş
da orada şehit olmuştu.
Bizim zaten çok zayıf olan milis güçlerimiz mazgallar kazmak
suretiyle savaşmaya çalışırken onlar makinalarla duvarlarda
gedikler açıp her tarafı yaylım ateşine tutuyor; gazyağı tenekelerini
döküp ateşe veriyor, kendileri yer altındaki mahzenlere iniyorlardı.
29 gün boyunca bu zalim saldırılar devam etti. Nihayet Müslüman
ahalinin daha fazla kırılmaması için hicret emri verildi.
Vasıtaları olanlar vasıtalarıyla, olmayanlar büyük bir perişanlık
içerisinde yollara düştük. İnsanlar yollarda çocuklarını bıraktı,
açlıktan, salgın hastalıktan kırıldı.
Burada şunu hatırlatmak gerekir ki, Ermeniler yalnızca Van'da
değil köylerde de büyük zulüm yapmışlardı. Tımar'ın, Başkale'nin,
Özalp'ın köylerinden Müslüman halkın evlerini ot tıkayıp ateşe
veriyor, dışarı kaçmak isteyenleri de kurşunla, süngüyle öldürüyorlardı.
Zeve'de birkaç köyün halkı Ermenilere karşı birleşerek savaşmış;
ancak mağlup olan yedi köyün halkı birkaç kişi dışında, burada
toptan yok edilmiştir. Şimdi anıt da dikilmiş olan bu köyde
hâlâ, toplu halde katledilmiş insanların cesetleri çıkmaktadır.
Sonra buradan hicret eden insanlar için oniki gemi tahsis
edilmişti. Dört tanesinde Van'da görevli memur ve aileleri
vardı. Tabii gemiciler de hep Ermeni'ydiler. Dört gemi dolusu
insanı bu gemicilerin yardımıyla adaya (Adır) çıkaran Ermeni
fedailer bu insanların hepsini katlettiler. Diğer sekiz geminin
ahalisi de Tatvan yakınındaki bir adada tahassun etmiş olan
Ermeniler tarafından yok edilmek istendi ise de onların silahları
bulunduğundan savaşarak az bir kayıpla kurtulmayı başarmışlardır.
Van'dan göç ettiğimizde önce Bitlis'e, oradan Diyarbakır'a
gittik. Yol boyunca Ermeni zulmünün izlerini gördük. Nihayet
Van'a döndükten sonra, gördüklerimizi, duyduklarımızı anlatacağım.
İnsanlara her türlü işkenceyi yapmışlar. Allah rahmet etsin.
Yüz küsur yaşlarında İsa Hoca adında bir zat vardı. Eşeğe
binip gezmişler, Evlere baskınlar yaparak talan etmişler;
kadınları kızları toplayarak Ziya Bey'in evine doldurmuşlar,
hepsinin namuslarını defalarca kirletmişler. Öldürdükleri
insanları kuyulara atmışlar; hatta bizim camiin kuyusunu bile
cesetlerle doldurmuşlar.
Cevdet Paşa birinci defa Van'a girdiğinde, kocası harpte olup
hayvanı olmadığı için gidememiş ve esir düşmüş bu kadınlardan
130.unu jandarmalara teslim ederek Diyarbakır'a gönderdi.
Hatta bunlardan otuz kadarı da bizim evde kalırlardı. Kirman
eğirmek suretiyle geçimlerini sağlarlardı. Onlara tayın de
verilirdi. Onların anlattıklarına göre Ermeni çetelerinden
gördükleri zulüm ve işkencenin haddi hesabı yoktu. Erkeklerin
derilerini yüzmek, uzuvlarını kesmek; kadınların da namuslarını
kirletmek, kazığa oturtmak gibi zulümlere maruz bırakıyorlardı.
Biz Van'a dört sene sonra döndük. Evvela iki sene kaldık:
Van'a geri geldik: Ancak Rusların şehre girmesi üzerine yeniden
göç etmek zorunda kaldık. Bu defa Siirt'e kadar gittik. Döndüğümüzde
200-250 kadar Ermeni hanesi Çarpanak Adasında tahassun etmişlerdi.
Türkler nasıl olsa gider, biz yine Van'a yerleşiriz diye umuyorlardı.
Bunların çoğu da sanatkardı ancak bir süre sonra çıkarılan
kanunla koruma altında, hükümet tarafından Revan'a gönderildiler.
Ancak yedi defa düşmanın girip çıktığı Van , Ermeni mahalleleri
dışında tamamen harap olmuştu. Van'ı yeniden imar ettik.
|