| Kampanyalar | Ropörtajlar | Makaleler | Anketler |
 
  GENEL BAKIŞ
  TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ
  SORUNUN ORTAYA ÇIKIŞI
  ERMENİ KATLİAMLARI
  24 NİSAN 1915
  YER DEĞİŞTİRME (TEHCİR)
  ERMENİ TERÖRÜ
  ŞEHİT DİPLOMATLAR
  ÖNEMLİ SORULAR VE YANITLARI
  KRONOLOJİ
  FOTOĞRAF ALBÜMÜ
  ARŞİV BELGELERİ
  BİBLİYOGRAFYA
  LİNK VERENLER
  ATATÜRK'TEN ERMENİ SORUNU




 
    MAKALELER

ERMENİ SOYKIRIM YASASI BAĞLAMINDA TURKİYE AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

* (Prof. Dr. Suat GEZGİN)
* İ.Ü İletişim Fakültesi Dekanı

Fransız Ulusal Meclisi tarafından kabul edilerek 29 Ocak. 2001'de yürürlülüğe giren "sözde" Ermeni soykırım yasası ile Türkiye Fransa ilişkilerinde yeni bir dönem başlamış oldu. Bu dönemin en karakteristik özelliği olarak ilk etapta alınan bir takım caydırıcı ekonomik yaptırımlar dikkat çekmektedir. Körfez geçiş ihalesinin bu yasa tasarısının kabul edilmesinin hemen ardından iptal edilmesi, ihalenin son aşamasında son ikiye kalan Fransız firmalarının Türkiye'nin aldığı bu ekonomik önlemlerden doğrudan etkilenmesi sonucunu doğurmuştur.

Önümüzdeki günlerde yine bu tür ekonomik yaptırımların Fransa'ya karşı uygulanması olasıdır. Ancak burada Türkiye açısından bakıldığında dikkate alınması gereken diğer bir konu ise, Fransız Ulusal Meclisi tarafından kabul edilen ve yürürlülüğe giren bu yasanın gelecekte Türkiye'nin uluslararası ilişkilerini ne şekilde ve ne boyutta etkileyeceğidir.

Tarihsel açıdan ele alındığında, 1915 Ermeni tehciri üzerinde odaklanan olayların aslında bu tarihten önceye dayanan bir geçmişi olduğu da bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine damgasını vuran olaylar zinciri içinde yer alan Ermeni meselesi, gerek politik gerekse sosyolojik açıdan son derece karmaşık unsurları da içinde barındırmaktadır.

Osmanlı yaşamına her alanda en iyi şekilde uyum sağlamış olan, o dönemdeki Ermeni toplumu Osmanlılar tarafından bu uyumun gereği olarak "kavm-ı sadık" olarak adlandırılmıştır. Bu karşılıklı güven derecesi o derece ileriydi ki Osmanlı sarayının yapımını Ermeni Balyan ailesinin mensupları üstlenmiş olup çeşitli devlet kademelerinde Ermeni devlet adamları önemli görevlere getirilmişti. Balyanlar'ın mimarlığını üstlendiği Dolmabahçe Sarayı bugün barok tarzın Osmanlı ülkesinde vücut bulmuş en önemli örnekleri arasında sayılmaktadır. Yine klasik Türk musikisinin en dikkate değer bestecisi ve saz üstatları yine bu etnik topluluk içinden çıkmıştı.

Ancak 1890'dan sonra imparatorluğun özellikle doğu vilayetlerinde başlayan Ermeni olayları, 1905'te II. Abdülhamit'e suikast girişimi ile önemli bir ivme kazanmış ve sonunda 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni tehcirinin başlamasıyla doruk noktaya ulaşmıştır. Buna karşılık o dönemde, Ermeni Taşnak ve Hınçak partilerine bağlı militan gurupların Doğu Anadolu vilayetlerinde I. Dünya Savaşı sırasında Rus işgal ordularının desteği ile yaptıkları katliamların somut delilleri bugün hala doğu illerimizde zaman zaman gün ışığına çıkarılmaktadır. Bu bakımdan tehcir olayının o dönemde Osmanlı'nın cephe gerisi bölgeleri güvenlik altına alması olarak nitelemek, çok yerinde bir teşhis olacaktır.

1789 Fransız İhtilali sonunda ortaya çıkan sonuçların en önemlilerinden biri olan millyetçilik akımı, hiç kuşkusuz, Ermeniler'in o dönemde bu olaylar içinde yer almaları konusunda önemli ölçüde rol oynamıştır demek yanlış olmasa gerektir. Böylece 19. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak Osmanlı'nın doğu vilayetlerinin kapsayan bağımsız Ermenistan'ı kurma hayalî peşinde koşanların en önemli esin kaynaklarından biri de, tartışmasız olarak, Fransız İhtilali sonunda ortaya çıkan görüş ve sonuçlar olmuştur.

Günümüz açısından ele alındığında, Türkiye 65 milyonluk nüfusu ve içinde barındırdığı genç potansiyel dolayısıyla Avrupa'nın kapısını zorlayan ve kendisinden çekinilen bir ülke konumundadır. Avrupa Birliği içinde yer aldığı takdirde dikkat edilmesi gereken önemli bir güç olma şeklinde algılanan ülkemizin yıpratılması uluslararası arenada Türkiye'nin rakipleri tarafından tezgahlanan oyunlar aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Bu ve buna benzer olayları ülkemiz yaklaşık otuz yıldan bu yana hiç aksama olmaksızın yaşamış ve halen de yaşamaktadır.

12 Eylül öncesi dönemde sağ-sol ve etnik çatışmalar biçiminde manüple edilen toplumsal kargaşa ve karmaşa, daha sonraki dönemlerde çeşitli şekillerde tırmandırılmaya çalışılmış ve Türk toplumunun adeta bir kronik travmaya uğratılması için belirli merkezlerden yönlendirmeler ve senaryolar birbiri ardına sahneye konmuştur.

Fransa tarafından yürürlülüğe konulan "Fransa 1915 Ermeni soykırımını resmen tanır" şeklindeki yasanın sonuçları Türkiye açısından incelendiğinde, başka gelişmeleri de beraberinde getirmesi bakımından önemlidir. Bazı uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre, Türkiye'den tazminat ve toprak talebine kadar varabilecek bu gelişmeler, aynı zamanda ülkemizin Avrupa Birliği önündeki prestiji açısından arzu edilmeyen sonuçları da beraberinde getirecektir.

Avrupa Birliğine giriş sürecinde demokratikleşme, insan hakları, Güneydoğu ve Kıbrıs sorunu gibi önemli sorunlarla baş etmek zorunda olan Türkiye'nin bir de Ermeni meselesi ile köşeye sıkıştırılmak istendiği açıktır. Bu açıdan ele alındığında Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinde karşı tarafın önümüze koyacağı kozlara bir başkasının daha eklendiğini söyleyebilmek için çok da uzak görüşlü olmaya gerek yoktur.

Bu aşamada, Fransa geleneksel olarak özgürlük ve bağımsızlık hareketlerini destekleme, ezilen halklara sahip çıkına gibi bazı masum bahaneler ardına gizlenemez. Fransız politikacılar, yaklaşan yerel seçimleri de göz önünde tutarak Ermeni diasporasının isteği doğrultusunda bu yasa tasarısını kanunlaştırmıştır. Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın da Ermeni seçmenlerin ve diasporanın baskısını üzerinde hissetmediğini söylemek çok safdillik olacaktır. Son güne kadar bekletilmiş olsa da bu kararı geri çevirmeyip onaylayacağı çok önceden belli olan Cumhurbaşkanı Chirac'ın bu tutumu geleneksel Türk Fransız dostluğuna da gölge düşürmüştür.

Kuşkusuz, Ermeni yasa tasarısının bu şekilde kanunlaşması Türkiye'nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerini olumsuz etkileyecektir. Güneydoğu'daki ayrılıkçı terörizm ve Kıbrıs sorunu gibi konularda aynı savunma ittifakı içinde yer aldığı ve müttefiki olan ülkelere bile derdini anlatamayan Türkiye'nin, ileriki günlerde Ermeni soykırım yasası nedeniyle gerek uluslararası alanda gerekse ikili ilişkilerde önüne her zaman bir engel konulacaktır.

Daha da ilerisi, yeni ABD yönetiminin Kongre'ye bir Ermeni soykırım tasarısı sunulacağı bugünlerde çok duyulan bir söylenti haline gelmiştir. Eğer bu tasarı Kongre'den geçerse bu durum ülkemiz açısından hiç de iyi olmayan sonuçları beraberinde getirecektir. Şimdi Türkiye'nin daha önceki hatalarına düşmeden ancak bu hatalardan ders alarak hareket etmesi yönündeki bir planı yürürlüğe koyması gerekmektedir. Öncelikle dış ilişkilerde bir strateji belirlenmesi her ülke açısından temel esastır. Hele bu ülke Türkiye gibi jeopolitik ve jeostratejik bir ülkeyse böylesi bir uygulama kaçınılmazdır.

Batı ülkeleri gelecek yıllarda ortaya koyacakları uluslararası politikaları stratejik araştırma enstitüleri ya da kurumları vasıtasıyla belirlerler. Bu kuruluşlar birer üniversite ciddiyetinde ve bilimselliğinde çalışırlar, bilgi toplar, yabancı ülkelerle ilgili olarak yapılacak çeşitli araştırmalara sponsor olurlar ve araştırmacıları destekleyerek onları yönlendirirler.

Kurumsal olarak böylesi kuruluş ya da enstitülere sahip olsa da Türkiye'nin, bunların nitelik olarak içini dolduramaması nedeniyle; dış politika konularında çoğu kez böylesine hazırlıksız yakalandığı olmuştur. Dış politika, önemli ölçüde tanıtım ve bilgi toplama faaliyetinin yanı sıra lobicilik uygulamalarının da ortaya konmasını gerekli kılan bir alandır. Aksi takdirde son gelişmelerde olduğu gibi olaylar bu hızla yayılır ya da gündemi işgal etmeye devam ederse, gerek Kıbrıs ve Güneydoğu sorunları gerekse Ermeni meselesi hakkında ülkemizin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde muhataplarına karşı inandırıcılığını yitirmesi ve dış politikada destek sağlayamaması söz konusu olacaktır. Bu gelişme de, özellikle dış politikada, Türkiye'nin böyle meselelerle önünün kesildiği konusundaki bir düşünce tarzını ister istemez insanın aklına getirmektedir.

Son tahlilde Ermeni yasa tasarısının kanunlaşması bağlamında denebilir ki, Türkiye açısından bakıldığında, Avrupa Birliği gibi yaşamsal önemi olan bir oluşum içinde yer almayı kısıtlayacak ya da engelleyecek tüm zorlukların aşılması gerekli görülmektedir. Bu ise, Türkiye'nin dış politika konusundaki tutum ve uygulamalarının yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılmaktadır. Bunun için, artık bugüne kadar izlenen pasif dış politika terk edilerek, aktif ve insiyatif kullanma üstünlüğünü ele geçirmiş bir uluslararası politika uygulamasına geçilmelidir. Unutulmamalıdır ki, "geleceğe yönelik bir planı olmayanlar başkalarının planlarının parçası olurlar."

Kaynak: Müdafaa-i Hukuk Dergisi, Şubat 2001, Sayı:31

« Geri

 

 
 
Bütün hakları saklıdır. © FORSNET