| Kampanyalar | Ropörtajlar | Makaleler | Anketler |
 
  GENEL BAKIŞ
  TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ
  SORUNUN ORTAYA ÇIKIŞI
  ERMENİ KATLİAMLARI
  24 NİSAN 1915
  YER DEĞİŞTİRME (TEHCİR)
  ERMENİ TERÖRÜ
  ŞEHİT DİPLOMATLAR
  ÖNEMLİ SORULAR VE YANITLARI
  KRONOLOJİ
  FOTOĞRAF ALBÜMÜ
  ARŞİV BELGELERİ
  BİBLİYOGRAFYA
  LİNK VERENLER
  ATATÜRK'TEN ERMENİ SORUNU




 
    MAKALELER

1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları

*Doç.Dr.Hüseyin Çelik

Giriş

Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılarca bir yerden başka bir yere sürülen, savaşlara itilen ve kötü muamele gören Ermeniler Türklerin Anadolu topraklarına girmelerinden sonra, Türk milletinin adaletli, hoşgörülü, birleştirici ve "yaratılanı yaratandan ötürü" kucaklayan insan sevgisi anlayışından yararlanmışlardır. Ermeniler Osmanlı Devleti'nin gayretli, çalışkan, dürüst ve başarılı her vatandaşına sağladığı fırsat ve imkânlardan, gayrimüslimler içinde en fazla yararlananlar olmuştur.

Ermeniler, askerlikten kısmen de vergiden muaf tutulurken, çiftçilikte, zanaatta, ticarette ve devlet yönetiminde yükselme fırsat ve imkânını elde etmişlerdir. Devlete bağlı, milletle anlaşmış ve kaynaşmış olduklarından dolayı Ermeniler "Millet-i Sadıka" olarak kabul edilmişlerdir. Bu güven sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir. Zimmi hukukun gereği olarak tüm gayrimüslimlere olduğu gibi Ermenilere de insanca muamele edilmiş, şefkatle davranılmıştır. Osmanlı tarihi Ermenilerden 22 bakan, 33 milletvekili, 29 paşa, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 üst düzey yöneticisi memur kaydetmektedir.

Ancak, Osmanlı Devleti'nin zayıfladığı dönemlerde hemen her konuda baş gösteren Avrupa Devletlerinin müdahaleleri sonucunda Türk-Ermeni ilişkileri de bozulmaya başlamıştır. Sömürgeci güçlerin özellikle din adamı kisvesinde Osmanlı Devleti'ne gönderdiği kışkırtıcıların etkinlikleriyle sosyal, kültürel, ticarî, dinî ve siyasî açılardan Türk milletinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Doğu Anadolu'da başlatılan ve İstanbul'a kadar yaygınlık gösteren Ermeni ayaklanmalarında binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını yitirmiştir.

Osmanlı Devleti isyancı ve düşmanla iş birlikçi Ermenilerin ihanetleri karşısında, ordunun güvenliği ile ikmal yollarının güvenliğini sağlamak amacı ile 27Mayıs 1915 tarihli sevk ve iskân kararını almak zorunda kaldı. Bu karar içeriğinde;

1. Ordunun muharip birliklerinde yer alan Ermeni askerlerini geri hizmet birliklerine aktarmak,

2. Savaş bölgesindeki Ermeni halkı Güney Doğu Anadolu'ya ve o dönemde imparatorluğun bir parçasını oluşturan Suriye'nin kuzeyine doğru kaydırmak,önlemleri yer almakta idi,

Osmanlı Devleti'nin savaş koşullarında almak zorunda olduğu sevk ve iskân kararı ile uygulaması Ermeni iddialarında soy kırımı olarak tanımlanmakta ve tüm dünyaya da kabul ettirilmek istenilmektedir.

Öncelikle soy kırımı suçunun ne olduğunun tanımlanmasında yarar bulunmaktadır. Soykırımı terimi, tanımı olan bir suça ilişkindir. Bu tanım İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra hazırlanarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 9 Aralık 1948 günlü kararıyla onaylanıp 11 Ocak 1951'de yürürlüğe giren "Soy Kırımının Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme" adlı uluslar arası bir sözleşmeyle yapılmıştır. Türkiye de bu sözleşmeyi imzalayıp onaylamıştır. Belirtilen sözleşmenin 2'nci maddesine göre; soy kırımı bir ulusal, etnik, ırksal veya dinî gruba mensup insanları, tamamen veya kısmen, o gruba mensup oldukları için ortadan kaldırmak amacıyla işlenmiş aşağıdaki eylemlerden biridir:

a) Bir grubun üyelerini öldürmek,

b) Bir grubun üyelerine cismanî veya aklî zarar vermek,

c) Bir grubun üyelerini fizikî olarak tamamen veya kısmen yok etme sonucunu vereceği önceden bilinen yaşam koşulları altına sokmak,

d) Grup içindeki doğumları bilinçli olarak engellemeye yönelik önlemler dayatmak,

e) Bir grubun çocuklarını başka gruplar içine zorla götürmek.

Osmanlı Devleti'nin sözü edilen sevk ve iskân uygulamasında; "Soy Kırımının Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmede" tanımlanan soy kırımının unsurlarının bulunmadığı çok açıktır. Zira; söv kırımın asıl unsuru, yani sırf Ermeni olduğu için Ermeni etnik grubunu yok etmeye yönelik kasıt unsuru yoktur.

Sevk ve iskân, o günkü şartlarda asi, saldırgan, bölücü ve düşmanla iş birliği yapan, cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan ordunun intikal ve ikmal yollarını kesmeye çalışan Ermenilere uygulanmıştır.

Sevk ve iskân kararının alınma nedenlerinden birisini de 15 Nisan 1915 tarihli Van isyanı oluşturmaktadır. Hâlbuki sevk ve iskân kararı Rumî takvime göre 14 Mayıs 1915, miladî takvime göre 27 Mayıs 1915 tarihinde alınmıştır. Ermeniler sevk ve iskâna tâbi tutuldukları için isyan etmemişlerdir. İsyan ettikleri için sevk ve iskâna tâbi tutulmuşlardır.

Bu çerçevede konunun özellikle canlı tanık beyanları ile daha açık ortaya konulabilmesi için "1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları" anlatılacaktır.

Van. asırlar boyunca. Müslümanlarla Ermenilerin bir arada huzur içinde yaşadıkları bir Doğu Anadolu şehridir. Yöre M.Ö 38 yılında İslâm orduları tarafından fethedilmiş, ancak esas hâkimiyetin IX.'uncu asrın son çeyreğinden sonra Abbasiler tarafından temin edildiği bilinmektedir.

Eyyûbîler, Harzemşahlar, Selçuklular, Karakoyunlular, Moğollar, Akkoyunlular, Osmanlılar, Sefevîler ve tekrar Osmanlıların hâkimiyetine giren şehirde Ermeni nüfus, Birinci Dünya Savaşı'na kadar varlığını hep sürdürmüştür. 1653 yılında Van'a gelen Evliya Çelebi'ye göre, şehirde gayrimüslim tebaa olarak sadece Ermeniler mevcuttur.

Gerçekten. Van'da Rum. Yahudi vs. Nüfus yaşadığına dair bir belgeye rastlanmamaktadır.

Ermenilerin en çok önem verdikleri üç merkezden biri Van'da bulunan Ahtamara (Akdamar) adasıdır. Ondokuzuncu asrın neredeyse son çeyreğine kadar Ermeniler. bazı ferdî çıkışların dışında. Osmanlı Devleti'ne sadık kaldılar. Ermeni Patriği Nerses Varjabendanyar’ın 1877 -1878 Osrnanlı-Rus Savaşı'nın galibi olarak Yeşilköy'e kadar gelen Rus ordusunun başkomutanlık karargâhına gidip Grandük Nikola'dan. Doğu'da Rusların himayesinde bir Ermeni devleti kurulmasını talep etmesi bir dönüm noktası olmuştur.

Bağımsız bir Ermenistan kurma çabası. 93 harbi’nden (1877-1878) sonra ivme kazanmıştır. Van vilâyeti Osmanlı Devleti'nde Ermeni nüfusun en yoğun olarak bulunduğu iki vilâvetten biriydi. Ermeni nüfusu yoğluğu itibarıyla birinci sırada Bitlis, ikinci sırada Van geliyordu. 1914 yılında tamamlanan resmî nüfus istatistiklerine göre Van'da yaşayan 179.380 Müslüman nüfusuna karşılık 67.792 Ermeni bulunuyordu. O zaman Hakkâri Van'a bağlı sancak olduğu, bugün Bitlis'e bağlı olan Adilcevaz kazasının da Van'a bağlı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Söz konusu istatistiğe göre Van'ın merkezinde Ermenilerin Müslümanlara oranı üçte biridir,

Ermenilerin Van'da çıkardıkları ilk isyan 1895 yılındadır. Rus Generali Mayewski'nin bildirdiğine göre. Ermeni komiteleri, Ermenileri ayaklanmaya teşvik etmiş, hatta anarşi ve teröre karşı çıkan bazı Ermenileri şiddetle cezalandırnıışlardır. Bunların en tipik olanı 6 Ocak 1895’te kilisede ayın icra etmeye giden papaz Boghos'un (Bogos) öldürülmesidir. Van'daki olaylarda Van Ermenilerinden çok, dışarıdan, özellikle Rusya'dan gelen Ermeniler ön ayak olmuşlardır. General Mayewski, her vesileyle Ermenilerin 1895'teki Van ayaklanmasındaki kayıplarından söz edildiğini söyler, ancak Müslümanların kayıplarının dile getirilmemesiyle ilgili olarak şöyle der: "Mamafih. bu vukuat esnasında Türklerin zayiatı ( Hiç kimse hiçbir zaman hatırına bile getirmemiştir. ) büyük yekûn teşkil ediyordu. Kıyam eden Ermeni ihtilâlcilerinin bombalarına karşı Müslümanları himaye tarzında kimse faaliyet gösteremedi".

İkinci Meşrutivet'ten önce Sultan İkinci Abdülhamit’in yönetimini bahane ederek her vesileyle sorun çıkaran Ermenileri, İkinci Meşrutiyetin ilânı da tatmin etmemiştir. Van'daki İngiliz Konsolos Yardımcısı Teğmen Bertram Dickson; İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisi Sir Gerard Lowther'e gönderdiği 30 Eylül 1908 tarihli raporda, Ermenilerin o günlerde Van'daki faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Dickson'a göre, Van'da Ermenilerin Taşnaklar (Daşnaglar) ve Armenistler olmak üzere iki partisi vardır. Taşnaklar aynı zamanda Hınçaklarla sıkı ilişkiler içersindedirler. İkinci Meşrutiyet sonrasındaki ilk milletvekili genel seçiminde Varhad Papazyan'ı Van'dan milletvekili seçtiren de Taşnaklar'dır. Armenistlerin adayı Terzibaşıyan seçimi kaybetmiştir. Taşnak, aslında bir siyasî partiden çok bir fedaî örgütüdür. Bu örgütün Van'daki önderleri Aram,Varhad Papazyan, Sarkis ve İşhan'dır. Bunların hepsi Vanlı olmayıp Rusya'dan gelme kimselerdir. İkinci Meşrutiyetin ilânı ile birlikte şu veya bu suçtan içeri atılmış bütün Ermeni fedailer serbest bırakılmıştır. İngiliz konsolos yardımcısı Dickson raporunda ayrıca Ermenilerin Van ve civarında gizlice silâhlandıklarını, bu silâhların Rusya'dan geldiğini, Van'a birçok Ermeni fedainin doluştuğunu belirtir.

1978-1981 yılları arasında Van'da 1915'teki Ermeni isyanı ve Van'ın Ruslar tarafından işgal edilmesine şahit olan yaşlı vatandaşlarımızla röportajlar yapmış, o günlere ait anılarını kasetlerle kaydetmiştim. 1993 yılında Görenlerin Gözüyle Van'da Ermeni Mezalimi adı altında yayınladığım kitap, söz konusu dedelerin, ninelerin anlattıklarına dayanıyordu. Yaklaşık yirmi yıl önce görüştüğümüz bu görgü tanıklarının hepsinin ses kayıtları şahsî arşivimde korunmaktadır. Ermeni meselesi ile ilgili hatıralarını derlediğimiz yirmi kişinin hepsi bugün itibariyle vefat etmiş bulunmaktadır. Bizim burada da tanıklığına başvuracağımız bu insanlar, o gün olan biteni yakından görmüş, olayları bizzat yaşamış kimselerdir. Hemen hepsi Van'ın tanınmış, ailelerinden olan görgü tanıklarının bazı çocukları, torunları Van'da yaşamaktadır.

Görgü tanığı olarak dinlediğimiz kişiler şunlardır: Nafıa Çabuker, Ahmet Çinkılıç, Zahide Coşkun, İbrahim Sargın, İsmail Perihanoğlu. Şadiye Talay, Celâl Şener. Bekir Yörük, Akif Yurtbay. Hacı Ömer Selçuk. Hacı Şevket Çaldağ. Mehmet Delibaş, Hamit Ekinci, Hamit Camuşçu, Cemâl Talay. İsmail Başıbüyük. Refik Özkanlı, Müştak Boysan, Salih Taşçı ve Osman Gemicioğlu.

Ayrıca. Van'ı Tanıma ve Tanıtma Derneği tarafından 1963'te yayınlanan Zeve isimli kitapçıkta hatıralarına yer verilen Hamza Dayı. Güllü Bacı. Esma Nine ve Menveşe Bacı, Nafıa Ana ve Kıymet Başıbüyük ile Yrd.Doç.Dr. Ergünöz Akçora'nın görüştüğü Mehmet Reşit Efendinin de anlattıkları burada değerlendirilecektir. Mülakatlarımı yaptığım sırada (1978-1981) bu şahıslar vefat ettiklerinden veya kendilerine ulaşamadığım için, zaman zaman mukayese amacıyla onların Zeve ile ilgili tanıklıklarından faydalandım.

Görgü tanıklarının anlattıklarını bazı başlıklar altında toplamak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

1915 Öncesinde Van'da Ermenilerin Sosyal Statüsü ve Müslümanlarla Ermenilerin İlişkileri

Görüştüğümüz bütün görgü tanıkları Ermenilerle çok iyi komşuluk münasebetlerinin olduğundan söz etmektedir. Köprüköylü Zahide Coşkun. ''Bizim hem köyün içinde, (o zaman Göllü köyünde oturuyormuş) hem de yakın komşu köylerde Ermeni komşularımız vardı. Biz bu komşularımızla Müslümanlarla geçindiğimiz gibi geçinirdik. Her şey iyiydi. Sonra birden dünya bozuldu. Ermeni komşularımız bize ihanet ettiler. demektedir. Zeveli İbrahim Sargın, Ermenilerle Müslümanlar arasında zaman zaman bazı kavgaların yaşandığını ancak bunların iki Müslüman komşu arasında meydana gelebilecek türden anlaşmazlıklar olduğunu ifade etmektedir.

Celâl Şener'e göre. ''Ermeniler Van'da çok rahat bir hayat yaşıyorlardı. Bütün ticaret, sanat onların elinde idi. Kunduracıdan tutun da terziye kadar hep Ermeni idi. Çevrenin en zenginleri onlardı. Hatta, çocuklarını Avrupa'ya tahsil yapmak için gönderiyorlardı. Avrupa'ya giden bu tığalar (Ermeni gençleri) orada kandırıldılar". Bekir Yörük'ün anlattıkları da Celâl Şener'in söylediklerini teyit etmektedir: "Van'da bin taneye yakın dükkân vardı. Bunların yüzde sekseni Ermenilere aitti. Ticaret, kazanç, sanat onların elinde idi. Biz o eski gâvurlarla iyi geçiniyorduk. Vakta ki, Hınçak, Taşnak komiteleri meseleye el attılar, işte her şey o zaman bozuldu. Ermeni tıgaları (gençleri) bu komitelere yazıldılar".

İkinci Meşrutiyet sonrasında yapılan mahallî seçimlerde Vanlılar Bedros Kapamacıyan'ı belediye başkam seçmiştir. Bekir Yörük. Müslümanlar şehirde çoğunluğu oluştururken bir Ermeni'nin belediye başkanı seçilmesini "Bizim Müslümanlar da oyunu ona verdiler. O daha iyi becerir diye bizimkiler itimat ettiler." şeklinde değerlendirir. Mehmet Delibaş'a göre, Kapamacıyan gerçekten tarafsız bir belediye başkanlığı yapmıştır. Ermeni bir esnafa ceza kestiği için, yani Ermenileri kayırmadığı için Van'daki Taşnak komitesi'nin reisi Aram Paşa tarafından ismine karahaç basılmış ve baba belediye başkanı kendi oğlunca öldürtülmüştür. Kapamacıyan'ın oğlu meyhaneye götürülmüş, iyice içki içirilmiş daha sonra Reis faytonla şehirden geçerken oğlunun sıktığı beş kurşunla ölmüştür. İsmail Başıböyük'ün beyanına göre, Kapamacıyan sadece çok zengin bir Ermeni değil, aynı zamanda reis olmadan önce hiçbir Ermeniyi işsiz, mesleksiz bırakmayan biridir. Kapamacıyan'ın oğlu tarafından öldürüldüğü ile ilgili olarak Mehmet Reşit Efendi, "Bunlar kendilerine hizmet etmeyen Ermenileri de yaşatmıyorlardı. Meselâ, burada bir belediye başkanı vardı. İsmi yanılmıyorsam Kapamacıyan olacak, bu onlara pek taraftar olmadığından onu oğluna öldürttüler." demektedir.

1915'te Van'da Ermenilerin elinde olan sadece sanat ve ticaret değildir. Van Gölü'nde taşımacılık yapan irili ufaklı 400 gemi ve tekne de Ermenilere aittir. Konuyla ilgili olarak görgü tanıklarından Hacı Şevket Çaldağ, "Gemicilerin hemen hemen hepsi Ermeni idi. Zaten Van'daki sanatkârların, tüccarların çoğu Ermenilerdendi. Binde biri Müslüman çocuklarını yanına çırak almazdı." demektedir. Görgü tanıklarından Mehmet Delibaş, Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman eski Van'da, Cengüloğlu Agop isminde bir Ermeni'nin yanında kunduracı çırağı olarak çalıştığını belirttikten sonra, durumunun bir istisna olduğu ile ilgili olarak şu sözleri ilave etmeden geçemiyor: "Ermeniler kolay kolay bizim Müslümanlardan yanlarına çırak almıyorlardı. Ama nasıl olduysa, adam beni yanına çırak olarak almıştı".

Özellikle gemiciliğin tamamen Ermenilerin elinde olduğu bütün görgü tanıklarının üzerinde birleştikleri bir gerçektir. Öyle ki, 1981 yılında kendisiyle görüşmeye gittiğim Hacı Osman Gemicioğlu'nun soyadı beni şaşırtmıştı. Hem Van'ın yerlisi, hem Müslüman, hem de soyadı Gemicioğlu olacak. Bu çelişen bir durumdu. Ben Hacı Osman Efendiye "Bir yanlışlık olmasın, ya siz Van'ın yerlisi değilsiniz, ya Karadeniz tarafından gelmesiniz veya soyadınızda bir karışıklık vardır" dedim. Bunun üzerine Hacı Osman Gemicioğlu aslen Ermeni olduğunu, iskele köyünde oturduklarını, ailesinin gemici olduğunu ve sonraki hikâyesini bana anlattı.

Hem yazılı kaynaklar hem görgü tanıklarının anlattıklarına bakılırsa, Ermeniler genellikle sahillerdeki, arazisi verimli köylerde, Kürtler ise daha çok dağ köylerinde oturmaktadırlar. 1915'te Van Ermenilerinin okuma, yazma tahsil durumu Van'daki Müslümanlara göre çok daha iyi durumdadır. Tehcir başlamadan önce, Ermenileri Van'da yayımlanan Van Kartalı ve Araratlı isimli iki tane gazetesi vardır.

İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Ermeniler

İngiltere'nin Van Konsolos Yardımcısı Dickson'un bildirdiğine göre, İkinci Meşrutiyet'in ilânı ile beraber Ermeniler iyice kanun ve nizam tanımaz olmuşlardır. Meşrutiyetin ilânında en büyük payı kendilerine çıkaran Ermenilerin bütün mahkûm ve tutukluları da serbest bırakılmıştır. Dickson, Meşrutiyet sonrasında esen hürriyet rüzgârlarını Ermeniler açısından "Türkiye Ermenileri şimdiye dek eşi görülmemiş bir özgürlüğe sahip olacaklardır"19 şeklinde değerlendirmektedir.

Görgü tanıklarından Celâl Şener, İkinci Meşrutiyet sonrası durumu "Savaş başlamadan evvel Ermeniler çok keyfî yaşıyorlardı." şeklinde değerlendirirken, bir Ermeni kunduracının yanında çırak olarak çalışan Mehmet Delibaş, Meşrutiyetin ilânından itibaren olan gelişmeyi şöyle özetler:

"Bir sabah dükkânı açtığımda usta bana. 'Bir yere ayrılma ben bir yere gideceğim.' dedi. Biraz sonra usta gitti. Dönüşünde bana 'Artık hürriyet oldu. Hürriyet ilân edildi; onu kutlamaya gittik.' dedi. O günlerde herkesin ağzında 'Hürriyet, Adalet. Müsavat, Yaşasın Millet' sözleri dolaşıyordu. Hürriyeti bizim Müslümanlarla Ermeniler beraber kutladılar. Şehirde davul zurnalar çalmaya başladı. Ermeniler buna çok sevinmişlerdi. Onlar bizimkilerden çok fazla neşeliydiler. Hürriyet olduktan sonra benim ustanın dükkânına yabancılar gelip gitmeye başladı...

"Biz de hürriyet olunca her şey bitti zannediyorduk. Bizim hocalarla onların keşişlerini kucaklaştırdılar. Demek ki. bizi aldatıyorlarmış" şeklinde ifade etmektedir. Mehmet Reşit Efendi ise "İkinci Meşrutiyet zamanındaki hürriyet, müsavat, adalet gibi şeyler onları daha da şımarttı" diyerek Şener ve Delibaşı teyit ediyor.

İkinci Meşrutiyetin getirdiği hürriyet ortamında bütün ayrılıkçı hareketlerin daha serbestçe hareket ettikleri bir vakıadır. Başından beri İkinci Abdülhamit'in devrilmesi ülkeye meşrutî bir yönetim getirilmesi hususunda Jön Türklerle dirsek temasında olan Ermeni komitelerinin, hürriyetin ilânından kendi adlarına yeteri kadar faydalanmaları kaçınılmazdı.

Van'ın Yerli Ermenilerinin İsyana Taraftar Olmaması

Vanlı görgü tanıklarından özellikle şehirde oturanların hepsi yerli Van Ermenilerinin başlangıçta isyan etmek gibi bir niyetlerinin olmadığında, bu insanların Rus Ermenileri ve onların öncülük ettiği komiteler tarafından iğfal edildiklerinde hemfikirdirler. Konuyla ilgili olarak görgü tanıklarının söylediklerine şöyle bir bakalım: "Ne zaman ki Van'da komiteler teşekkül etti. işte o zaman Ermeniler başladılar azıtmaya. Aslında Van'ın yerlisi olan Ermenilerin çoğu isyana taraftar değildi". (Celâl Şener)"

Van'daki, Hınçak, Taşnak komiteleri meseleye el attılar. İşte her şey o zaman bozuldu. Ermeni tıgalan (gençleri) bu komitelere yazıldılar". (Bekir Yörük)

"Biz Van'da Ermenilerle beraber yaşıyorduk. Önceleri aramızda herhangi bir münaferet (karşılıklı düşmanlık) yoktu. Daha sonra Van'da komiteler peyda olmaya başladı. Her gün Van'a Vanlı olmayan birçok Ermeni geliyordu. Bu yabancı Ermeniler bizim yerli Ermenileri de devamlı isyan için kışkırtıyorlardı. Bu yabancılar hep Rusya'dan gelirdi. Van'daki Komiteleri Aram Paşa diye bir gâvur idare ediyordu". (Akif Yurtbay)

"Komiteler kışkırtmasaydı Van'ın yerli Ermenisi ses çıkarmıyordu. Bütün imkânlar onların elindeydi". (Hacı Şevket Çaldağ)

Mehmet Delibaş, 1970'li yıllarda İstanbul'da karşılaştığı aslen Vanlı, Kapalıçarşı'da halıcılık yapan Karapit Nedeniyan isimli bir Ermeni vatandaşımızın şöyle teessüf ettiğini nakleder: "Ah sebep olanlar ah, eviniz yıkılsın. Güzel güzel yaşıyorduk. Müslümanların çekmediği sefayı biz sürüyorduk. Bizim gençlerimizi kandırarak kendi emelleri uğruna çalıştırdılar. Şimdi her birimiz dünyanın bir yerindeyiz".

Aynı şekilde Van'da çok saygın bir isim olan Şeyh Mehmet Reşit Efendi, Musul'da karşılaştığı yine aslen Vanlı bir Ermeni esnafın kendisini kucaklayarak memleket hasretinden söz ettiğini ve şöyle yakındığını anlatır: ''Allah o Aram Paşaya lanet etsin. Aram Paşa bizi devlet kuracağım diye kandırdı. Böylece bizi yaktı. Biz Türklerden gördüğümüz insaniyeti hiç unutmayız. Onlar bize dünyamızı kazandırmışken, bizlere şefkatle muamele etmişken, bunları tekmeledi. Onun için Allah bize belâ verdi. Her tarafa dağıldık".

"Bir ara da Fransızcamı ilerletmek için Ermeni Merkez Mektebine devam ettim. Orada Ermeni papaz ve öğretmenler bizim gözümüzün içine baka baka Ermeni gençlerine Müslümanlara karşı kin ve nefret tohumu aşılıyorlardı". (Hamit Çavuşçu)

"Ne zaman ki Ermeni tığaları (gençleri) komite kurdular, işte o zaman Ermeniler bize karşı olan düşmanlıklarını açığa vurdular". (Refik Özkanlı)

"Savaş başlamadan 20 yıl kadar önce de Ermeniler Van'da isyan çıkarmıştı. Fakat savaş başlamadan önce genel olarak yüzümüze karşı iyi görünüyorlardı. Bu söylediğim esnaf ve yerli Ermenilerin tavrı idi. Rusya'dan gelen, Avrupa'ya gidip tahsil gören Ermeni gençleri ise Müslümanları alçaltıcı sözlerle küçük düşürmeye çalışıyorlardı". (Müştak Boysan)

"Yaşlı Ermeniler isyana taraftar değildi. Yalnız Avrupa'da tahsil gören tığalar (gençler) onları zorla işin içine soktular". (Salih Taşçı)

"Doğrusunu istersen Van'daki aklı başında Ermeniler isyana taraftar değildi. Çünkü niye isyan etsin? Her şey Ermenilerin elinde idi; bütün servet Ermenilerindi. Komiteler kurulunca esnafı zorla isyana teşvik ettiler. İştirak etmeyene de hain gözüyle bakıyorlardı". (Osman Gemicioğlu )

İngiliz Konsolosluğunun raporları da yukarıda alıntı yaptığımız görgü tanıklarının anlattıklarını onaylamaktadır. Söz konusu raporlarda Ermeni komitelerinin kendileriyle iş birliği yapmayan, onlara katılmayan Ermenilere karşı şiddet uyguladığı da belirtilmektedir.

Ermenilerin Silahlanması

Görüştüğümüz bütün görgü tanıkları. Ermenilerin büyük bir isyan için gizliden gizliye silâhlandıklarını ifade etmektedirler. Van'daki en büyük silâh depoları yine bir Ermeninin ihbarı üzerine ortaya çıkarılmıştır. Anlatıldığına göre, Davit isminde bir Ermeni genci Vatan isminde bir Türk kızına âşık olmuştur. Ancak Davit Taşnak komitesine mensuptur. Evlenmesi için Aram Paşadan (Aram Manukyan) izin almak zorundadır. Ancak Aram Paşa, bütün ısrarına rağmen. Davit'e evlenme izni vermemiştir. Bunun üzerine Davit, Aram Paşaya karşı gelmiştir. Aram Paşa derhal Davit'in ismine kara haç basmıştır. Davit'i öldürme emri, en yakın arkadaşı Dacat'a verilmiştir. Dacat, Davit'i kaçıp kaybolması için uyarmıştı ama Davit, Müslüman olmakla yetinmemiş, bildiği kadırıyla Ermenilerin depoladıkları bütün silâhların yerini ihbar etmiştir. Türk ordusuna teğmen olarak kabul edilen Davit, Mehmet ismini almış ve "Muhbir Mehmet" olarak tanınmıştır. Bir gün Hamamönü mevkiinde Dacat'la karşılaşan Davit, arkadaşının kendisini öldürmesine ihtimal vermemiş ama Dacat tabancayla Davit'i öldürmüştür.

Davit'in ihbarı üzerine başta Yedikilise köyü olmak üzere Ermenilerin meskûn olduğu birçok mahalde,okul ve kilisede çok sayıda silâh ve mühimmat ele geçirilmiştir. Van'daki İngiliz Konsolos Yardımcısı Dickson. 31 Mart 1909 da yazdığı bir raporda. Ermenilerin Van'da ki silâhlanma faaliyetine dikkat çekmektedir.

Bütün görgü tanıkları. Ermeniler'in Van'a silâh deve yükü ile gelen gazyağı varillerinin içerisinde saklayarak soktuklarını ifade etmektedirler. Nitekim. 1915 Nisan'ında Van'da Ermeni ayaklanması başladığında Ermenilerin ne denli silâhlandığı ortaya çıkmıştır. Van isyanında Ermenilere karşı Türk ordusunda subay olan görev almış olan Venezuellalı Rafael de Nögalis yayınladığı Hilâl Altında Dört Yıl (İspanyolca aslı: Cıı ro Anos bajo la Media Luna) isimli hatıratında, Ermenilerden yana Müslümanlara karşı bir tutum takındığı hâlde Ermenilerin korkunç düzeydeki silâhlanmaları inkâr etmez. Kitabında birçok tutarsızlık bulunan Nöglis, Van'da 1915'te büyük bir ayaklanma ve Müslümanlara karşı taarruz başlatan Ermenilerle ilgili olarak "Ermenistan'ın halâsı ve mukaddes sahibin galebesi için, evlerinin kararmış enkazları arasında son nefese kadar mücadele eden Ermenilerin bize gösterdikleri müşkilât çok büyüktü. Fakat fena talih yüzünden din kardeşlerin felâketi için sarfettiğim zamana lanet ediyorum. dediği hâlde. Ermenilerin Müslümanlara karşı silâhça üstünlüğünü açıkça ifade eder. Ancak, gözden kaçırılmaması gereken husus, Müslümanların ellerindeki silâhların ise Osmanlı Devleti'nin hâkimiyeti altında bulunan bir vilâyetteki ayrılıkçı Ermeni komitelerine ait olduğudur.

"Ermeniler, mavzer tabancaları ile iyi teslih edilmişlerdi (silahlandırılmışlardı). Bu tabancalarla kısa mesafelerde iyi netice istihsal ediyorlardı. Âdeta makinalı tüfek gibi, 4 ile 6 tabanca ekseriya aynı zamanda aynı hedefe ateş ediyorlardı. Bundan başka bir nevi burgu icat etmişlerdi. Bununla evlerin tuğla duvarlarını çabuk deliyorlardı. Ermenileri bir mevziden attıktan sonra tabancaları diğer yerde birçok deliklerden görünmeye başlıyordu; biz vaziyetin ne şekil aldığını anlayıncaya kadar bunlar ateşleriyle ölüm saçıyorlardı".

Nögalis, Ermenilerin uzun boylu bir isyana hazırlık dönemi yaşadıklarını ve seksen hâkim noktada direniş mevzileri hazırladıklarını ifade etmektedir: "Bağlar mahallesi (bugünkü Van'ın kurulduğu yer. H.Ç.) münferit ve etrafı tuğla duvarlarla çevrilmiş sayfiyelerden ibarettir. Ermeniler bu sayfiyeleri maharetle birbirine raptetmişler ve bu surette kuvvetli mevziler vücuda getirmişlerdir. Topçularımıza mukavemet edebilecek bu tesisattan başka Ermeniler, Van'ın etrafında 80 nokta-i istinat yapmışlardı: bunların ateşi etrafa hâkimdi

Nögalis, Ermenilerin uzun boylu bir isyana hazırlık dönemi yaşadıklarını ve seksen hâkim noktada direniş mevzileri hazırladıklarını ifade etmektedir: "Bağlar mahallesi (bugünkü Van'ın kurulduğu yer. H.Ç.) münferit ve etrafı tuğla duvarlarla çevrilmiş sayfiyelerden ibarettir. Ermeniler bu sayfiyeleri maharetle birbirine raptetmişler ve bu surette kuvvetli mevziler vücuda getirmişlerdir. Topçularımıza mukavemet edebilecek bu tesisattan başka Ermeniler, Van'ın etrafında 80 nokta-i istinat yapmışlardı: bunların ateşi etrafa hâkimdi".

Nögalis'in burada sözünü ettiği Ermeni evlerinin birbirine bağlanması yer üstünden değil, yer altından tüneller marifetiyle olmuştur. Görüştüğümüz görgü tanıklarının büyük bir çoğunluğu bu tünellerden ve Ermenilerin bu yolla haberleştiklerinden ve birbirlerine silâh ve insan takviyesi yaptıklarından söz etmektedirler. Yine aynı tüneller vasıtasıyla Müslüman evlerine veya askerî noktalara ulaşıp havaya uçurabiliyorlar. Nitekim. Nögalis'in günü gününe naklettiği Van isyanında. 28 Nisan 1915 tarihinde Ermeniler Reşadiye mahallesinin yarısını bu yolla havaya uçurmuştur. Adı geçenin bu olayla ilgili olarak düştüğü not şöyledir: "Bugün Ermeniler bir lağım yardımıyla Reşadiye mahallesinin yarısını berhava ettiler: bu mahallede Yüzbaşı Reşit Bey ve Bargiri Kaymakamı Bağlar Mahallesinin büyük kısmına ateşleriyle hâkim bulunuyorlardı".

Nögalis Ermenilerin sadece silâh depoladıklarından değil, onların bizzat imal ettikleri toplardan söz etmektedir: "Mahsurların (Ermenilerin, H.Ç.) ellerindeki top kendilerinin bizzat imal eyledikleri eski bomba toplan idi. Bu topları tuğla evler içinde muhafaza ediyorlar: bunları evler arasından her tarafa, köşelere, methallere ve barakalar arasından müdafaa edilebilecek sokaklara kolayca gönderebiliyorlardı. Ermenilerin elinde binlerce mavzer tabancasından başka çok miktarda filinta ve tüfek de vardı: bunları senelerce satın alarak depo etmişlerdi. Ermenilerde. bize çok zayiat verdiren, el bombası da mebzu-len mevcut idi".

Hemen bütün görgü tanıkları Ermenilerin ellerindeki üstün ve o zamana göre modern silâhlarından. Müslümanların ellerinde, hükümetin dağıttıkları dahil, basit martin tüfeklerinden dert yanmaktadırlar. Hatta, bunlardan Şeyhine köyünden Hamza Dayı. Zeve köyünden Ermenilerle giriştikleri çatışma esnasında, elindeki basit tüfeğin namlusunun birkaç atıştan sonra patladığını büyük bir teessüfle anlatır. Bir yanda namlusu patlamasın diye soğan sürülerek soğutulan basit tüfekler, öte yanda Rusya'dan getirtilmiş modern silâhlar...

Nögalis bütün Ermeni yanlısı tutumuna rağmen. "Ermeniler için her ev bir kale hâlinde idi.'' demekten de kendini alamayacaktır. Ermeniler sadece birer kale hâline getirdikleri evlerinden ateş açmıyorlar, kiliselerini de birer taarruz yeri hâline getirmişlerdir. Bu kiliselerden biri gerek kullanım, gerekse mimarî tarzı açısından Pavlos Kilisesi'dir. Ermeniler bu kilisenin kubbesinden Müslümanlara ateş etmişlerdir.

Ermenilerin silâhlarının üstünlüğü karşısında onlara karşı duran aşiret mensupları basit silâhlara ve çok sınırlı cephaneye sahiptirler. Nitekim Nogales. bu durumu "Kürtler fişekten iktisat yapmak için daha ziyade esliha-i cerihalarını (bıçak, süngü gibi) kullanıyorlardı.'' cümlesiyle ifade edecektir.

Vanlı Müslümanların Büyük Göçü

Vali Cevdet Beyin vilâyet çapında duyurduğu göç etme talimatı üzerine Vanlılar henüz soğukların hâkim olduğu erken bir ilkbaharda yollara dökülmüşlerdir. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, Müslümanlar her şeylerini bırakarak sadece, o da sahip olanlar, binek hayvanlarını alıp batıya yönelmişlerdir. Bir kısmı, kara yolu ile Tatvan üzerinden Bitlis'e, oradan Diyarbakır'a, Urfa'ya. Antep'e, Halep'e. Adana'ya ve Konya'ya göçerken diğer bir kısmı Van-Tatvan arasına Ermenilere ait olan gemilerle gitmeyi tercih etmiştir. Bunların önemli bir bölümü Ermeni gemiciler tarafından özellikle Adilcevaz'da bekleyen Ermeni fedailerine teslim edilmiştir. Çoğu kadın, yaşlı, çocuk ve yaralılardan oluşan bu insanlar, Ermenilerce imha edilmişlerdir.

Van, serin bir iklime ve soğuk sulara sahip bir yerleşim yeri olduğu için, özellikle güney illerine göçen insanlar buradaki hava ve suya alışamamış, özellikle Diyarbakır'daki kolera salgınından çok insan hayatını kaybetmiştir. Vanlıların savaş yıllarında yaktığı ünlü Ali Paşa türküsünün ilk dörtlüğü söz konusu dramı bütün duygusallığı ile ortaya koymaktadır:

Arpa ektim biçemedim,

Bir düş gördüm seçemedim,

Alışmışam soğuk suya,

Issi sular içemedim.

Gerçekten de, Vanlı ektiği arpayı biçemeden ve gördüğü kâbuslu rüyayı yoramadan yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Diyarbakır'da ve Adana'da Van'ın buz gibi Kehriz ve Zernebat sularını bulmak, tabiî, mümkün olmamıştır.

Göç esnasında, yaşanan dramı, bir bütün olarak göç trajedisini görgü tanıklarının hıçkırıklarla bölünen ifadelerinde bulmak mümkündür. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi. yolculuk esnasında zaman zaman karşılaşılan Ermeni saldırıları ve gidilen yerlerdeki diğer işgaller, yurtlarından ayrılan Vanlıların trajedisini tamamlayan diğer unsurlardı.

Çeşitli sebeplerden dolayı göçemeyenlerin büyük bir kısmı Ermenilerce öldürülürken, özellikle kadınlar çok kötü muameleye maruz kalmışlardır. Görgü tanıklarından Nafia Çabuker, Zahide Coşkun, Şadiye Talay, Esma Nine ve Süllü Bacının anlattıkları tüyler ürperten türdendir. Timar mıntıkasındaki yedi köyün halkı göçmek için Van'a gelmiş, ancak İskale ve Kalecik köylerindeki Ermeniler tarafından çapraz ateşe tutulmuşlardır. Onlar da göl yoluyla gidebilecekleri ümidiyle Zeve köyüne sığınmışlardır. Ne var ki, burada hem Van Ermenileri hem Ruslara öncülük eden Rus Ermenileri tarafından kuşatılmış ve yok edilmişlerdir. Görgü tanıklarından Ermeni asıllı Hacı Osman Gemicioğlu, Zeve katliamı meydana geldiği sırada iskelede oturduklarını ve katliamın günü bir grup çocukla Zeve'ye boş kovan toplamaya gittiklerini ve gördükleri manzarayı anlatmışlardı.

Nögalis, Başkale yolunda artık Van'dan ayrılan Cevdet Beyden Van'da kalan kadın, çocuk ve yaşlıların Ermenilerce katledildiğini öğrenmiştir.

Van, Ermenilerin eline geçince kalenin güney kurulmuş olan tarihî şehir baştan başa yakılmıştır.Rus işgali tamamlanınca Van'daki Ermeni komitelerinin komutanı Aram Manukyan Van'a vali tayin edilmiştir.

Van'ı terk edip de hayatta kalmayı başarabilen Müslümanlar, 2 Nisan 1918'deki kurtuluştan sonra yavaş yurtlarına dönmüşlerdir. Bir fikir vermesi açısından göçen görgü tanıklarından bazılarının kaç kişilik aile efradıyla Van'ı terk edip kaç kişiyle döndüklerine bakıyoruz.Meselâ, Cemâl Talay yirmi kişilik nüfusu olan bir aile ile Van'ı terk ettiklerini, 1921'de Suruç'tan ayrılıp Van'a geldiklerinde aileden sadece kendisi ve bir erkek kardeşinin hayatta kalabildiklerini söylemektedir. Mehmet Efendi, yirmi üç kişilik bir aile ile Van'dan göç edip dönüşte üç kişi kaldıklarını beyan etmektedir. Refil Özkanlı ise Van'ın kurtuluşundan sonra askere alındığı askerlik dönüşünde "Allah'tan başka kimsem yoktu" demektedir.

Sevk ve İskan, İsyanın Nedeni mi?

Ermenilerin dünya çapında yaptıkları propaganda, lobicilik faaliyetlerinde genellikle sevke zorlandıkları için isyan ettikleri ifade edilmektedir. Nitekim, Avusturyalı şair Franz Werfel 1931 yılında yayımladığı Musa Dağı'nın Kırk Günü isimli romanını bu teze dayandırmıştı. Werfel'in kitabı kısa zamanda bütün batı dillerine çevrilmiş ve Avrupa'da çok kötü bir Türk görüntüsü oluşmasına sebep olmuştur. Yıllar sonra Werfel'in yandığı bilgilerin yanlışlığını, ne gariptir ki, yine bir vatandaşı ortaya koymuştur. Prof. Dr. Erich Feigl, Werfel'i dayandığı ve çoğu Aram Andonyan'a ait belge ve bilgi yanlışlığını, sahte oluşunu ortaya koymakla yetinmemiş İngilizce ve Fransızca çevirilerde düşülen çelişkileri örtbas etmek için yapılan tahrifatı da tespit etmiştir.

Feigl'e göre, "Ermeniler, Osmanlı Hükümetinin onların yerlerinin değiştirilmesini emretmeden bir ay önce Van'da isyan çıkarmışlardı. Bu da şunu gösterir ki, Van'daki bu isyan verilen emrin bir sonucu değildir; aksine, bu emir isyan sonucunda verilmiştir".

Georges de Maleville, Ermenilerin Van isyanını Sevk ve iskân Kanununun çıkarılmasının tek değil, ilk nedeni olarak kabul etmektedir.

Gerçekten de Van isyanı 1915 Nisan başında başlamış ve bir ay sürmüştür. Hâlbuki Sevk ve İskân Kanunu 14 Mayıs 1331'de (27 Mayıs 1915) çıkmıştır.

Van'da Ermenilere Soy Kırım Yapıldı mı?

Görgü tanıklarına Müslümanların Ermenileri öldürüp öldürmediğini sorduğumuzda aldığımız bazı cevaplar ilginçtir. Özellikle köyde oturanların hepsi, saldırmaya gelen Ermenilere, banş simgesi olarak, köylülerce tuz-ekmek götürüldüğünü, ancak Ermenilerin tuz-ekmeği götüren şahısları katlettiğini söylemektedirler.

"Bizim vicdanımız bizi zulmetmekten meneder. Hele kendi hâlinde, zavallı insanlara hiçbir Müslüman hakaret etmez. (Bekir Yörük)

"Onlara haksızlık yapılıyor diye isyan etmediler, bağımsız bir devlet kuracağız diye isyan ettiler. Hatta biz hicretten döndükten sonra dağlara kaçmış olan altı yüz kadar Ermeniyi sapasağlam Rusya'ya gönderdik". (Mehmet Delibaş)

Sonuç

Görgü tanıklarından edindiğimiz izlenime göre. Ermeniler hırslarına mağlup olarak doğuda bağımsız bir devlet kurma emeline kapılmış ve bunun için terör dahil her vasıtayı meşru görmüşlerdir. Silâhla saldırıya geçen Ermenilere tuz-ekmekle karşılık verilmiş ama bu, onları durdurmaya yetmemiştir. Osmanlıların Ermenilere soykırım uygulamak gibi bir niyeti olsaydı, bunu Kanunî Sultan Süleyman döneminde yapardı, insanlar düşmanlarını en güçlü oldukları zaman imha ederler; en zayıf oldukları zaman değil. Bir yandan Galiçya'dan Yemen'e kadar bir yığın cephede fiili savaş hâlinde olmak, öte yandan daha birkaç yıl önce bakanlık verdiğiniz Ermenilere soy kırım uygulamak. Bu gerçek olmadığı gibi. aklî ve mantıkî de değildir Tam savaşın ortasında bir de silâhlı Ermeni isyanı ile karşılaşan Jön Türk Hükümeti de, başka herhangi bir devletin yapacağını yapmış, Ermenilerin yardımıyla ilerleyen Ruslar karşısında Müslüman nüfusunun bölgeyi terk etmelerini emretmiştir. Ardından, Van bölgesi Ermenilerinin Doğu Anadolu'nun bu önemli şehrini silâh kullanarak zaptetmesi ve işgalci Rus ordusuna teslim etmesi karşısında, Anadolu'da yaşayan Ermeni nüfusunun sadakatına artık itimat edilemeyeceği kanaatine varıp, Ermenilerin savaş bölgesinden uzak yerlere nakledilmesini emretmiştir. 1915 yılında Van bölgesinde hüküm süren özel koşullar altında, hiç kimse soykırımdan bahsetmemelidir.

Bir soykırımdan değil, bir mukateleden söz edilebilir. Geçmişten ders almak, günü doğru inşa etmeyi ve geleceğe sağlam yürümeyi sağlar. Tarihteki acıları deşmek, eğer barışa, dostluğa hizmet edecekse değer. Avrupa ve Amerika'daki Ermeni toplumu bilmelidir ki, mevcut gayretiyle bin bir dertle boğuşan fukara Ermenistan'a iyilik değil, kötülük ediyorlar.



 


 

 

« Geri

 

 
 
Bütün hakları saklıdır. © FORSNET