|
Uluslar Arası İlişkiler Boyutuyla
Ermeni Sorunu
*Yard.Doç.Dr.
Kamer KASIM
ASAM,Ermeni Araştırmaları Enstitüsü ve Abant İzzet Baysal
Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Bölümü
Giriş
1878
Berlin Anlaşması ile uluslar arası alana taşınan Ermeni
sorunu her dönemde büyük güçlerin uluslar arası politikada
ilgilendikleri bir konu oldu. Osmanlı döneminde imparatorluğun
dağılma süreciyle birlikte, imparatorluk topraklannda
söz sahibi olmak isteyen ve/veya imparatorluğun çöküşünü
hızlandırmak isteyen devletlerin Ermenilere yönelik
politikalar oluşturduklarını görüyoruz. Osmanlı Imparatorluğu'nun
dağılmasından sonra ise Kafkasya politikası ve dünyanın
çeşitli ülkelerinde yaşayan Ermeniler bağlamında Ermeni
sorununun uluslar arası ilişkilerde yer aldığı söylenebilir.
Dünyanın
çeşitli ülkelerinde yaşayan Ermenilerin kurduktan organizasyonlar
vasıtasıyla bulundukları ülkelerin dış politikasına
etki etme çabaları ve özellikle sadece Ermeni toplumuna
özgü olan ve kendilerini parti olarak nitelendiren organizasyonların
uluslar arası alandaki rolleri de Ermeni sorunu bağlamında
ele alınması gerekli konulardır.
1991
yılında Ermenistan'ın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte
Ermeni sorununun Ermenistan boyutu da gündeme geldi.
Ermenistan'ın bağımsızlığı iki noktada önem taşımaktaydı.
Birincisi, bu ülkenin Türkiye ile dan ilişkileri ve
bu ilişkilere Ermeni sorununun etkisi. ikinci önemli
nokta ise Ermenistan'ın diğer ülkelerde yaşayan Ermeniler
ile olan bağı ya da onların Ermenistan dış politikasına
yön verme çabalarıdır.
Bu
makalede yukarıda belirtilen konular ana hatlarıyla
ele alınacak ve Ermeni sorununun uluslar arası ilişkiler
boyutu analiz edilecektir.
Ermenistan
Dışındaki Ermeni Toplumu Kuruluşları ve Faaliyetleri
Ermenilerin belirli bir yoğunlukta yaşadığı başta ABD
olmak üzere Fransa, Kanada. Lübnan, Rusya,Avustralya,
İran ve İngiltere gibi ülkelerde örgütlendikleri görülüyor.
Söz konusu Ermeni örgütler çok çeşitli alanlarda faaliyet
göstermektedir. Eğitim, sağlık, din hizmetleri ve politika
bunlardan bazılarıdır. Mevcut örgütler arasında Ermeni
Devrimci Federasyonu veya bilinen adıyla Taşnaklar,
Sosyal Demokrat Hınçak Partisi ve Ramgavar olarak bilinen
Ermeni Liberal Demokrat organizasyonları kendilerini
politik parti olarak tanımlamaktadırlar.
Ermenilerin
ABD'deki nüfusu 750.000 kadardır. Kanada'da 50.000 kadar
Ermeni yaşamaktadır. Avrupa'da ise Fransa 300.000 kişi
ile en fazla Ermeni'nin yaşadığı ülkedir. Ortadoğu'da
200.000'er kişi ile Ermeni toplumu İran ve Lübnan'da
yoğunlaşmaktadır. Avustralya'da da Ermeni nüfusu 30.000
kadardır. Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunun toplam
sayısı 4-5 milyon civarındadır. ABD. Fransa ve Ortadoğu'da
Ermeni toplumunun varlığı oldukça eski tarihlere kadar
uzanmasına rağmen, Avustralya ve Kanada'da Ermeni yerleşimi
daha yenidir. Özellikle Avustralya'ya Ermeni toplumunun
yaygın olarak göçü 1960'lı yıllarda başlamıştır.
Ermenistan
dışındaki Ermeni toplumunun kurduğu organizasyonlar
genel olarak araştırma kuruluşları, yardım kuruluşları,
kültürel ve sportif amaçlı kuruluşlar olarak sınıflandırılabilir.
Bunların yanında hemen her ülkede yukarıda değinilen
kendini politik parti olarak adlandıran Taşnak, Hınçak
ve Ramgavar örgütleri bulunmaktadır. Yine pek çok ülkede
Ermeni Ulusal Komitesi adlı organizasyon vardır. Bu
her ülkede o ülkenin adıyla ortaya çıkmaktadır. Örneğin,
Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (Armenian National Committee
of America) ve Avustralya Ermeni Ulusal Komitesi (Armenian
National Committee of Australia) gibi. Bunun yanında
Ermeni Genel Hayır Birliği (Armenian General Benevolent
Union-AGBU)'nın pek çok ülkede şubeleri bulunmaktadır.
Ermenistan
dışındaki Ermeni toplumunun organizasyonları faaliyetlerinde
soykırım iddialarının ön plâna çıkaran ve bulunduktan
ülkelerin yönetimlerini bu noktada yönlendirmeyi amaçlayan
bir çizgiyi takip etmektedirler. Araştırma merkezleri
gerek hükümetler dışı organizasyon (XGO) gerekse üniversiteler
bünyesinde faaliyet gösterenler, soykırım iddialarını
içeren sempozyum, panel ve konferanslar düzenlemektedirler.
Ermeni Ulusal Komiteleri Ermenilerin bulundukları ülkelerin
politik yaşamına katılmaları ve Ermeni toplumunun görüşlerinin
medyada yer alması için gerekli çalışmaları yapmaktadırlar.
AGBU gibi yardım kuruluşları ve bazı kültürel amaçlı
kuruluşlar dünyanın çeşitli ülkelerindeki Ermenilerin
ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı
faaliyetleri içerisindedirler. Ermeni Devrimci Federasyonu
(Taşnaklar), Hınçaklar ve Ramgavarlar ile Amerika Ermeni
Asamblesi (Armenian Assembly of America-AAA) ve Ermeni
Ulusal Komiteleri tamamen politik alanda yoğunlaşmışlardır.
Amerika Ermeni Asamblesi ve Amerika Ermeni Ulusal Komitesi
soy kırım iddialarının ABD Kongresine taşınmasında itici
güç durumundadırlar. Bunlar ayrıca ABD'deki Ermeni lobisinin
de ana unsurlarıdır. Türkiye'ye yönelik ABD yardımlarının
engellenmesi. Türkiye'ye ABD'nin silâh satışının önlenmesi.
Azerbaycan'a ABD yardımının yapılmasının önlenmesi ve
Ermenistan'ın her alanda ABD tarafından desteklenmesi
ABD'deki Ermeni lobisinin ana amaçlarındandır.
Avrupa
ülkelerindeki Ermeni organizasyonları da benzer faaliyetlerde
bulunmaktadırlar. Bu ülkelerdeki Ermeni toplumunun organizasyonları
için soy kırım iddiaları ve Ermeni toplumunun bu iddialar
çevresinde toplanması kendilerinin varlık nedenini oluşturmaktadır.
Bu durum bir "soy kırım" endüstrisinin oluşmasına
neden olmuştur. Ermeni toplumunun belirli bir konu etrafında
birleşip lobi oluşturması ise bulundukları ülkedeki
Ermeni toplumuna politik alanda bir avantaj sağlamaktadır.
Bu özellikle ABD'de görülmektedir.
Ermenistan'ın
Bağımsızlığı ve Türkiye - Ermenistan İlişkileri
1991 yılında Ermenistan'ın bağımsızlığıyla birlikte
Ermeni sorununda Ermenistan olgusu devreye girdi. Ermenistan
ile yukarıda belirtilen dışarıda yaşayan Ermeni toplumu
arasındaki bağ ve Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin
izlediği seyir Ermeni sorununun uluslararası ilişkiler
boyutunu ön plâna çıkardı.
Ermenistan'ın
bağımsızlığı Türkiye tarafından tanındı. Ancak iki ülke
arasında diplomatik ilişkileri kurulamadı. Diplomatik
ilişkilerin kurulamamasının ön engeller ise Ermenistan'ın
soy kırım iddialarını uluslararası alanda gündeme getirmesi
ve Karabağ sorunudur.Soy kırım iddiaları Ermenistan'ın
Bağımsızlık Bildirgesinde yer almaktadır ve Ermenistan
anayasası da Bağımsızlık Bildirgesine atıfta bulunmaktadır.
Ermenistan politikasına Ermenistan dışındaki Ermeni
toplumunu etkisi özellikle soykırım iddiaları ve Türkiye
ile Ermenistan ilişkileri konusunda ortaya çıkmaktadır.
Ermenistan’ı Bağımsızlığa taşıyan süreçte önemli rol
oynayan Ermenistan Ulusal Hareketi ve Ermenistan'ın
ilk Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan. soy kırım iddialarının
Ermenistan tarafından gündeme getirilmesine karşıydı.
Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesinde de konunun yansıtılmasına
Ter Petrosyan karşı çıkmıştı. Ancak Ermenistan dışındaki
Ermeni toplumu ve bunların partileri olarak adlandırılan
partiler özellikle de Ermeni Devrimci Federasyonu ve
Ermeni Liberal Demokrat Parti Ter Petrosyan'a ve Ermeni
Ulusal Hareketine yönelik çok sert eleştirilerde bulundular.
Bu partilerin Türkiye topraklanrı üzerinde iddiaları
vardır. Örneğin. Ermeni Liberal Demokrat Parti'den bir
lider. Ermenistan Cumhuriyetini gelecekte büyük Ermenistan'ın
bir çekirdeği olarak değerlendirirken Ermenistan hükümetinin
bunun gerçekleşmesine kendisini adaması gerektiğini
ifade etmiş ve Ermenistan Cumhuriyeti'nin hem asılsız
Ermeni ''soykırımının” de Ermenistan'ın toprak iddialarının
uluslararası toplum tarafından tanınması için çaba sarf
etmesi gerektiği belirtmiştir. Yine Ermeni Devrimci
Federasyonun milletvekili. Kars Antlaşmasının Ermenistan
tarafından tanınmamasını isteyen bir konuşma yapmıştır.
Ter Petrosyan Türkiye ile ilişkiler konusunda çok daha
radikal bir tutum içerisinde olan Ermenistan dışındaki
Ermeni toplumu ve bunların partileriyle mücadele etmek
zorunda kaldı. Nitekim Ter-Petrosyan ile Ermeni Devrimci
Federasyonu arasındaki mücadele 1994 yılında Devrimci
Federasyonu'nun Ermenistan'daki faaliyetlerinin durdurulmasıyla
sonuçlandı. Görüldüğü üzere Ermenistan dışındaki Ermeni
toplumu gerek soykırım iddiaları gerekse Türkiye-Ermenistan
ilişkileri konusunda hesaba katılması gereken temel
unsurlardan birisidir. Ermeni Devrimci Federasyonu'nun
faaliyetlerinin Ermenistan'da durdurulmasından sonra
Ter Petrosyan aleyhine yoğun bir kampanya başlatan bazı
Ermeni toplumu kuruluşları, Ermenistan'ın dış temsilcilikleri
önünde Ter Petrosyan aleyhine gösteriler düzenlemiştir.
Sonuçta Ter Petrosyan, istifa etmek zorunda kalmış ve
sonrasında yapılan seçimlerde ise Taşnaklann desteğine
sahip ve radikal politik görüşleriyle bilinen Robert
Koçaryan, Ermenistan Devlet Başkanı olmuştur. Ter Petrosyan
döneminde Ermenistan soykırım iddialarını gündeme getirmekten
kaçınırken Koçaryan ile birlikte Ermenistan yönetimi,
iddiaları yeniden gündeme taşımıştır. Türkiye'nin Ermenistan
ile normal diplomatik ilişkileri kurmak için ileri sürdüğü
şartlardan biri Ermenistan'ın soykırım iddialarını uluslararası
alanda gündemden çıkarmasıdır. Ermenistan ayrıca gerekli
yasal düzenlemeleri de yapmalıdır. Yukarıda belirtildiği
gibi Ermenistan anayasasından Ermenistan Bağımsızlık
Bildirgesine yapılan atıf çıkartılmalıdır. Türkiye'nin
Ermenistan ile normal diplomatik ilişkileri kurmak için
ileri sürdüğü bir diğer şart ise Karabağ sorununun çözülmesidir.
Karabağ
Problemi
Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan sınırları içerisinde
yer alan ve nüfusunun çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu
Dağlık Karabağ'da ilk çatışmalar 1988 yılında Ermenilerin
Azerbaycan yönetiminden çıkma talepleriyle birlikte
başladı. 1991 yılında Azerbaycan ve Ermenistan'ın bağımsızlığını
kazanmasından sonra ülkeler arası bir sorun hâline gelen
Karabağ çatışmasında 1994 yılında ateşkes antlaşması
imzalandı. Bu aşamadan sonra soruna çözüm bulunması
için görüşmeler yoğunlaştırıldı.
Soğuk
Savaş dönemi sonrası en yıkıcı bölgesel savaşlardan
biri olan Karabağ çatışmasında 1 milyon Azerbaycan vatandaşı
mülteci durumuna düşmüş ve Azerbaycan topraklarının
% 20'si Ermeni işgaline uğramıştır. Karabağ çatışması
hem Türkiye-Ermenistan ilişkilerini etkilemiş hem de
Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunun Türkiye ve Azerbaycan
aleyhine faaliyetlerinin yoğunlaşmasına neden olmuştur.
Her ne kadar Ermenistan özellikle Hocalfda yapılan katliâmdan
sonra Dağlık Karabağ yönetimiyle bir bağı olmadığını
ve çatışmanın Azerbaycan'ın bir iç sorunu olduğunu açıklasa
da uluslar arası gözlemciler tarafından da Ermenistan'ın
Dağlık Karabağ Ermenilerine yardım yaptığı teyit edilmiştir.
Nitekim bağımsız Ermenistan'ın ilk Cumhurbaşkanı Ter
Petrosyan'dan sonra sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti'nin
Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan. Ermenistan Cumhurbaşkanı
olmuştur. Ter Petrosyan döneminde Ermenistan'ın Türkiye
ile ilişkileri geliştirme politikasının önündeki en
büyük engel Karabağ savaşı olmuştur. Çelişkili bir şekilde
Ter Petrosyan'ın Karabağ politikası Türkiye ile ilişkilerde
normalleşmeyi engellerken. Ermenistan'ın Türkiye'ye
karşı radikal politikalar izlemesini savunan Ermenistan
dışındaki Ermeni toplumu tarafından da eleştirilmiştir.
1994
yılında ateşkes antlaşmasının imzalanmasından sonra
barış sürecine Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı
(AGİT) bünyesinde hız verildi. AGİT çerçevesinde yürütülen
görüşmelerde önemli bir dönüm noktası 1996 yılındaki
AGİT Lizbon Zirvesi olmuştur. Bu zirvede Azerbaycan'ın
toprak bütünlüğünü esas alan karar tasarısı Ermenistan
dışındaki ülkelerin desteğini almıştır. 1997 yılında
da AGİT adım adım çözüm önerisinde bulunmuştur. Bu öneri
Ermeni kuvvetlerin öncelikle Dağlık Karabağ dışında
kalan işgal ettikleri topraklardan çekilmesini ve Karabağ'ın
statüsü konusunun daha sonra ele alınmasını önermekteydi.
Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan da bu
öneriye sıcak baktığı açıklamasında bulunmuştur. Ancak
muhalefetin sert eleştirileri sonucu Ter Petrosyan'ın
istifası ve uzlaşmaya yanaşmayan Koçaryan'ın Devlet
Başkanı seçilmesiyle barış sürecinde bir tıkanma yaşanmıştır.
Koçaryan iktidannın ilk yılında Karabağ sorununun çözümü
için Azerbaycan Devlet Başkam Aliyev ile görüşmekten
kaçınmasına ve Aliyev'in muhatabının Karabağ yönetimi
olduğunu söylemesine rağmen daha sonra sorunun çözümü
için Aliyev ile bir araya gelmiş ve barış süreci devam
etmiştir.
Türkiye.
Karabağ sorununa uluslar arası örgütler ve özellikle
de AGİT çerçevesinde bir çözüm bulunmasını istemiştir.
1992 yılında da Türkiye ve ABD destekli koridor önerisi
ortaya konmuştur. Bu öneri Azerbaycan ile Nahçivan arasındaki
bölgenin bir kısmının Azerbaycan'a verilmesi (Mehri
Koridoru) ve Ermenistan ile de Dağlık Karabağ arasında
bağ kurulmasını içermekteydi. Ancak bu her iki tarafça
reddedilmiştir. Son dönemde barış görüşmelerinde koridor
konusu yeniden tartışılmaktadır.
Ermeni
Sorununda Diyalog Çabaları
Türk ve Ermeni tarafları arasında sivil diplomasi örneği
olarak adlandırılabilecek olan ve tarafların görüşlerini
karşılıklı olarak tartışmalarına imkân tanımak amacıyla
bazı girişimler olmaktadır. İki taraftan gazeteciler
belirli aralıklarla bir araya gelmekte ve sorunlar masaya
yatırılmaktadır. Bunun yanında diyalog açısından en
ciddî girişim Türk-Ermeni Barışma Komisyonu'nun kurulmasıdır.
Türk-Ermeni
Barışma Komisyonu (TEBK) 9 Temmuz 2001 tarihinde altı
Türk ve dört Ermeni temsilcinin katılımıyla kurulmuştur.
TEBK'nın amaçlan Terms of Reference adlı belge ile şu
şekilde açıklandı: Türkler ve Ermeniler arasında karşılıklı
anlayış ve iyi niyeti geliştirmek. Ermenistan ve Türkiye
ilişkilerinin iyileştirilmesini teşvik etmek: Türk-Ermeni
sivil toplum örgütleri ve Ermenistan dışındaki Ermeni
toplumunda mevcut barışma arzusundan yararlanmak ve
söz konusu örgütler arasında temas, diyalog ve işbirliğini
desteklemek; doğrudan bazı faaliyetlere girişmek ve
diğer kuruluşların projelerinin gerçekleşmesine yardımcı
olmak; hükümetlere sunulmak üzere bazı tavsiyeler geliştirmek;
iş dünyası, turizm, kültür, eğitini, araştırma, çevre,
medya ve güven artırıcı önlemler alanında resmî olmayan
işbirliğini desteklemek, talep üzerine, tarihî, psikolojik,
hukukî ve diğer alanlardaki bazı projeler için uzman
incelemesi sağlamak.
Türk-Ermeni
Banşma Komisyonu'nun Ermeni tarafında özellikle de Ermenistan
dışındaki Ermeni toplumunda değerlendiriliş biçimine
baktığımızda bu toplum kesimin diyaloğa hiç hazır olmadığı
ve ileri sürdükleri iddiaların araştırılmasını bile
istemedikleri görülür.
TEBK,
üyelerinin resmî görev ve sıfat taşımadığı bir sivil
diplomasi örneğiydi. Komisyon Ermenistan dışındaki Ermeni
toplumunda ve Ermenistan'da geniş platformda tartışılmış
ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bazı istisnalar dışında
Ermenilerin TEBK'ya bakışı olumsuz olduğu söylenebilir.
Komisyona yönelik en sert eleştiriler Taşnakların ABD'deki
örgütlerinden Ermeni Ulusal Komitesi (Armenian National
Commitı America -ANCA-) ve yine bir Taşnak örgütü olan
Ermeni Devrimci Federasyonu’ndan geldi. Taşnaklar TEBK’yı
yabancı güçler tarafından emredilen, yetkisiz kişilerin
katıldığı ve Ermeni millî çıkarlarını gözetmeyen bir
girişim olarak değerlendirdiler. Taşnaklar için asılsız
soykırımın Türkiye tarafından tanınması her türlü görüşmenin
ön şartıydı. Taşnaklann temel kaygısı Barışma Komisyonu'nun
faaliyetlerinin asılsız soy kırımın uluslararası düzeyde
tanınması çabalarının önünde engel oluştması ve Ermeniler
arasında bölünmeye neden olmasıydı. TEBK'nın kurulmasından
sonra Ermeniler arasında tartışmalar incelendiğinde
bölünme konusunda Taşnakların endişelerinin yersiz olmadığını
söyleyebiliriz.
Ermenistan'da
Ter-Petrosyan döneminde iktidarda olan Ermeni Ulusal
Hareketi'ne ve Amerika Ermanistan Asamblesi'ne (Armenian
Assembly of America-karşı olan çevreler, Komisyona yönelik
sert eleştiriler yaptılar. Bunun nedeni TEBK'nın Ermeni
üyelerinin Ter-Petrosyan döneminde önemli görevlerde
bulunmuş olmalarıdır. Örneğin Komisyon'un üyelerinden
Arzumanyan, Ter-Petrosyan dönemi Dışişleri Bakanlarındandı
ve Hovhanisyan aynı dönemde Ermenistan'ın Suriye Büyükelçisiydi.
ANCA
ve Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunun örgütleri
ABD Dışişleri Bakanlığını da TEBK'nın kurulmasını teşvik
ettiği gerekçesiyle eleştirdiler. ABD Dışişleri Bakanlığı
Barışma Komisyonu'na yönelik desteğini ifade etmişti.
Hatta medyada ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Komisyona
maddi destek sağladığı haberleri çıkmıştı. TEBK'nın
Ermeni üyeleri ise ABD hükümetinin maddî desteği hakkında
bir bilgileri olmadığını belirttiler.
ANCA'nın
tersine AAA. Komisyona açık destek verdi. Barışma Komisyonu’nun
kurulması ABD'deki iki büyük Ermeni örgütü olan ANCA
ve AAA arasındaki rekabeti daha da arttırdı. Barışma
Komisyonu ABD'deki iki büyük Ermeni örgütünün ortak
lobi faaliyetlerini etkiledi. Barışma Komisvonu'nun
kurulmasının Ermenilerin asılsız soykırım iddialarını
taşıdıkları ülkeler üzerinde de etkisi oldu. Avrupa
Parlamentosu TEBK'nın oluşturduğu diyalog ortamının
önemine işaret ederek Türkiye ile ilgili kararda Ermenilerin
asılsız soykırım iddialarına yer vermedi. Alman Parlamentosu
da Ermeni asılsız soykırım iddiaları ile ilgili bir
dilekçeyi görüşmeyi, Türk–Ermeni sivil toplum örgütleri
arasında temasların başlamış olduğuna dikkat çekerek
reddetti.
TEBK
11 Aralık 2001 de Ermeni temsilcilerin ortak bir beyanat
yayınlayarak komisyondan ayrılmalarıyla dağılmıştır.
TEBK. iki toplum arasında diyalog ortamı oluşturmaya
yönelik bir girişimdi. Ancak Ermeni tarafının böyle
bir diyaloga hiç hazır olmadığı görüldü. Burada temel
sorun Ermenilerin asılsız soykırım iddiaları ve Ermenistan
dışındaki Ermeni örgütlerinin asılsız soykırımın uluslararası
düzeyde tanınmasını temel faalivet alanı olarak ele
almalarıdır. Komisyon'a karşı Ermenistan dışındaki Ermeni
örgütlerinin faaliyetleri de bu toplumun iyi örgütlendiğini
ve sivil toplum örgütlerinin bir baskı aracı olarak
kullanılabileceğini göstermektedir. Türkiye'de de Ermeni
iddialarına ve bu iddialar doğrultusunda Ermenilerin
yaptıkları faaliyetlere sivil toplum örgütleri cevap
verebilir. Bunun için öncelikle konu ile ilgili bilgilenmeleri
ya da bilgilendirilmelerin yapılması ve bunları harekete
geçirecek mekanizmaların kurulması gerekir. Türkiye'de
TEBK gibi bir oluşum ve faaliyetler; hakkında kamuoyu
ve sivil toplum örgütlerinin ilgisizliği dikkat çekicidir.
Taraflar arasında yeniden Barışma Komisyonu'nu canlandırma
doğrultusunda görüşmeler sürdürülmektedir. Daha önceki
tecrübeden yola çıkan taraflar görüşmeleri gizli yürütme
eğilimdedirler. Konuşulanların hemen kamuoyuna yansıtılması
bazı çevrelerin Komisyonu hedef almasına neden olmuş
ve bu durum Komisyonu olumsuz etkilemiştir.
Sonuç
Ermeni iddialarının Ermenistan dışındaki Ermeni toplumu
tarafından çeşitli ülkelerde gündeme getirilmesi, 1991
yılında Ermenistan'ın bağımsızlığı ile birlikte Ermenistan'ın
da hem Türkiye ile ilişkiler bağlamında hem de Ermenistan'ın
dışardaki yurttaşlarıyla bağlantısı ile Ermeni sorununa
bir aktör olarak girmesi sorunun uluslararası ilişkiler
boyutunu ön plana çıkardı. Türkiye ile Ermenistan arasında
Ermenistan yönetiminin asılsız soy kırım iddialarını
uluslararası alanda gündeme getirme çabalarından ve
Karabağ sorunundan kaynaklanan gerginlik Ermenistan
dışındaki Ermeni toplumunun da devreye girmesiyle diğer
ülkeler ile Türkiye ve Ermenistan'ın ilişkilerini etkileyen
bir noktaya geldi. Ermenistan yönetimi üzerinde özellikle
dışarıdaki Ermeni partileri vasıtasıyla söz sahibi olan
Ermeni toplumu Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde olumsuz
bir faktördür. Ermenistan çok taraflı bir politika ile
bölgede Rusya'ya olan bağımlılığını azaltabilir. Denize
çıkışı olmayan Ermenistan'ın ekonomik ve politik istikrarı
için Türkiye ile normal diplomatik ilişkileri geliştirmesi
gerekir. Ancak Ermenistan'ın mevcut politikası Türkiye
ile normal diplomatik ilişkiler kurmasına engeldir.
|