Son
dönemlerde Türkiye-Ermenistan sınır kapısı meselesine
ilişkin bazı olumsuz gelişmeler yaşanacağının ipuçları
ortaya konmaktadır. Kapıların açılacağına ilişkin
haberler Azerbaycan’da hem kamuoyu, hem medya, hem
de siyasiler tarafından tepki ile karşılanmakta,
devlet yetkilileri ise Türkiye’nin böyle bir adım
atmasını beklemediklerini ifade etmektedirler. Türkiye’de
Kıbrıs meselesinin daha yoğun olarak gündemde olması
nedeniyle, bu konu fazla konuşulmamaktadır. Fakat,
bilindiği üzere, Türkiye’de konuya altyapı oluşturmak
amacıyla zaman-zaman konuya ilişkin propaganda bombardımanı
yaşanabilmektedir. Güncellik ve sürekli çıkarlar
açısından önem arz eden bu konuyu bazı boyutlarıyla
değerlendirmeye çalışacağız.
Teorik
olarak, her bir devlet diğer devletler ile, özellikle
de komşularıyla iyi ilişkilere sahip olmayı önemsemektedir.
Çünkü diğer devletlerle, özellikle de komşularıyla
ne kadar az/çok sorun yaşanırsa, eldeki kaynaklar
o kadar verimli/verimsiz alanlarda kullanılabilir.
Ama, diğer devletlerle, özellikle de komşularla
iyi ilişki tek başına hedef ya da değer değildir.
Sadece, bir ara amaçtır. Devletlerin bunun ötesinde
ve öncesinde varlık amaçları ve varlıklarına yönelik
tehditler vardır. Temel hedef, varlık amaçlarına,
buna göre belirlenmiş uzun vadeli stratejilere uygun
davranmaktır. Bu doğrultuda, mümkün olduğunca daha
fazla devlet ile, bu arada komşularla iyi ilişki
hedeflenmektedir. Ama, ne olursa olsun, tüm komşularla
iyi ilişki halinde olunacak diye bir kural da yoktur.
Bir devletin, varlık amaçları gerektirdiği zaman,
ya da uzun veya kısa vadeli stratejilerine uygun
olduğu zaman başka bir devlet ile, bu devlet komşusu
dahi olsa, iyi ilişkiler içerisinde olmaması, hatta
yoğun bir gerginlik yaşaması da mümkündür. Devletlerin
komşularıyla, hatta çok uzağında bulunan başka devletlerle,
çıkarları nedeniyle savaşa girmelerinin yakın tarihimizde
çok örneği bulunmaktadır. Biz, kuşkusuz ki, savaşı
insanlık dramı olarak görmekte ve dış politikada
bu tür araçların kullanılmasını savunmamaktayız.
Ama, “her şeye rağmen hiçbir zaman kimseye karşı
tavır koymayız anlayışı” sadece devletlerarası ilişkilerde
değil, şirketlerarası ve kişilerarası ilişkilerde
de kabul görmeyen “saf” bir anlayıştır.
Türkiye-Ermenistan
ilişkileri ve iki ülke arasındaki sınır kapısı meselesi,
her nedense yukarıda ifade edilenler bir kenara
bırakılarak tek başına bir değermiş gibi sunulmaya
çalışılmaktadır. Olayın çeşitli boyutları sürekli
olarak bir kenara bırakılmakta, sadece “komşuluk”,
“ticarî ilişki”, “Batı’nın istekleri” ve benzeri
kavramlar ön plana çıkarılarak Türkiye’nin bir an
önce Ermenistan ile iyi ilişkiler kurması gerektiği
vurgulanmaktadır. Bu çalışmada, iki ülke arasındaki
ilişkilerin kısa tarihçesine paralel olarak, ilişkilerdeki
sorunların boyutları, ikili ticaretin potansiyeli
ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geleceği üzerine
değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.
Türkiye-Ermenistan
İlişkileri
Sınırın
Kapanması Süreci ve Sonrasında Yaşananlar
1980’lerin
ikinci yarısında SSCB içerisindeki gelişmeler, onun
dağılması sonrasında ortaya çıkan cumhuriyetlerin
kaderlerinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.
Uzun zamandan beri Ermenistan toplumunda yerleştirilegelen
Türkiye ve Türk düşmanlığının yanı sıra, bu süreçte
Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik toprak talepleri
paralelinde gelişen bağımsızlık hareketi başarıya
ulaşmış, aynı zamanda Azerbaycan’a yönelik işgal
faaliyetleri, hem bu ülkenin içerisindeki gelişmelerin,
hem de dış politikasının belirleyici etkeni olmuştur.
Kuşkusuz, Türkiye de bu süreçten nasibini almıştır.
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin ilk dönemlerine
baktığımız zaman, Ermenistan’ın olumsuz tavırlarına
rağmen Türkiye’nin ilişkileri geliştirmeye yönelik
politikalarını gözlemlemekteyiz. Ermenistan Parlamentosu’nun
23 Ağustos 1990’da kabul ettiği Bağımsızlık Bildirgesi’nin
11. maddesinde, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi
için “Batı Ermenistan” ifadesine yer verilmiş, aynı
zamanda sözde “Ermeni Soykırımı”nın uluslararası
alanda tanınması çabaları vurgulanmıştır. (1) Ermenistan
Anayasası’nın 13. Maddesinin 2. paragrafında, Devlet
Arması’nda Ağrı Dağı’nın da bulunduğu kayıtlıdır.
(2) Ermenistan, çeşitli dönemlerde ortaya attığı,
Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı belirleyen
1921 tarihli Kars ve 1920 tarihli Gümrü antlaşmalarının
yürürlükte olmadığı iddiasını halen savunmaktadır.
Ermenistan’ın,
Azerbaycan’a yönelik işgalci politikasının yanı
sıra, daha bağımsızlık mücadelesi sırasında Türkiye’ye
karşı açıkça saldırgan bir tavır içerisine girmesine
rağmen, Türkiye Cumhuriyeti, Eylül 1991’de incelemelerde
bulunmak üzere Kafkasya ve Türkistan (Orta Asya)
ülkelerine heyetler yollarken, Ermenistan’ı da ihmal
etmemiştir. (3) 16 Aralık 1991 tarihinde Ermenistan’ın
bağımsızlığını tanıyan Türkiye, bağımsızlığının
ardından ekonomik güçlüklerle karşılaşan Ermenistan’a
insanî yardımda bulunmuştur. Türkiye, ayrıca, toprakları
üzerinden Ermenistan’a insanî yardım malzemesi gönderilmesine
imkan tanımıştır. Ermenistan, Türkiye tarafından,
25 Haziran 1992’de kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği
Örgütü’ne kurucu üye olarak davet edilmiştir. Ancak,
Ermenistan’ın ısrarla sürdürdüğü çatışmacı tutum
nedeniyle, Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik
ilişki kurması mümkün olamamıştır. (4)
Bu
dönemlerde zaman zaman sözde “soykırım” iddialarını
bir kenara bırakmanın ve Türkiye ile ilişki geliştirmenin
gerekliliğinden bahsedenler olmuşsa da, Ermenistan
genelde saldırgan siyasetini sürdürmeye devam etmiştir.
Bardağı taşıran damla ise, Ermenistan’ın Türkiye’den
en çok yardım aldığı dönemde (örneğin, işgalin hemen
öncesinde Türkiye yetkilileri, yoğun muhalefete
rağmen Ermenistan’a 100 bin ton buğday yardımında
bulunmuştur) Azerbaycan’ın Kelbecer rayonunu (rayon-
ilden küçük, ilçeden büyük yerel idari birim) işgal
etmesi olmuştur. Türkiye, Nisan 1993 başlarında
Azerbaycan’a yönelik işgal girişimlerini sürdüren
Ermenistan’ı, saldırılarını durdurması konusunda
uyararak, aksi taktirde ilişkilerde doğabilecek
olumsuz gelişmelerden sorumlu olmayacağını açıklamıştır.
(5) 3 Nisan 1993’te Kelbecer’in Ermenistan tarafından
tamamen işgal edilmesinden sonra Türkiye yine Ermenistan’a
yönelik, işgalden vazgeçme çağrılarını sürdürmüş,
bu arada ilişkileri de kademeli olarak sınırlandırmaya
başlamıştır. Ermenistan’ın işgalci tavrını sürdürmesi
üzerine Türkiye, Ermenistan ile olan sınırını kapatmış,
5 Nisan 1993’te dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal
ile birlikte Türkistan Cumhuriyetleri gezisine katılan
Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, basına yaptığı açıklamada,
“Ermenistan’ın Azerbaycan’a son saldırılarından
sonra Türkiye üzerinden geçmekte olan tüm insanî
yardım uçuşlarının da durdurulduğunu, hiçbir uçuşa
izin verilmeyeceğini, buna rağmen geçmek isteyen
uçakların gerektiğinde ateş açılarak indirileceğini”
bildirmiştir. (6) Bu arada, 6 Nisan 1993’te Ermenistan
Savunma Bakan Vekili Vazgen Manukyan’ın, TASS ajansına
yaptığı açıklamada, Erivan yönetiminin, sınırların
değişmezliği ilkesini kabul etmediğini, bu ilkenin
iki dünya savaşı sonucunda oluşmuş olan Batı ve
özellikle Avrupa sınırları için geçerli olduğunu,
“eski Sovyet Cumhuriyetlerinin rastgele kalem darbeleriyle
çizilmiş olan sınırlarının ise aynı ilkeler çerçevesinde
tanınamayacağını” iddia etmesi, Türkiye yetkilileri
tarafından, Ermenistan yönetiminin “Büyük Ermenistan”
hayalinin peşinde olduğunun göstergesi olarak kabul
edilmiştir. (7)
Bu
süreçte, Cumhurbaşkanı Özal ve tüm önemli muhalefet
partileri, dönemin hükümetini Ermenistan’ın yayılmacı
politikaları karşısında pasif kalmakla suçlamış,
buna karşın Başbakan Süleyman Demirel 13 Nisan 1993’te
yaptığı açıklamada Türkiye’nin soğukkanlı tutumunun
dünya tarafından yanlış anlaşılmaması gerektiğini
vurgulamıştır. (8) Özal’ın cenaze töreni için Ankara’da
bulunan Azerbaycan ve Ermenistan Devlet Başkanları
Ebulfez Elçibey ve Levon Ter Petrosyan 21 Nisan
1993’te ilk kez bir araya gelmiş, fakat görüşme
sonrasında Ermenistan işgalden vazgeçmeye yönelik
herhangi bir adım atmamıştır.
Sonraki
süreçte Türkiye, defalarca Ermenistan ile ilişkileri
normalleştirmek için girişimlerde bulunmuş, ama
olumlu sonuç alamamıştır. Örneğin, 1995’te Ermenistan’dan
olumlu bir cevap gelir umuduyla, İstanbul-Erivan
arasında uçak seferlerine imkan veren H-50 hava
koridorunun açılmasına izin verilmiştir ve bu hava
koridoru hala açıktır. (9) Ermenistan’ın buna karşılık
attığı adımlar Türkiye’ye yönelik daha sert tepkiler
şeklinde olmuştur. Ermenistan hem uluslararası kuruluşlar
ve yabancı devletler nezdinde Türkiye’yi suçlamaya
devam etmiş, hem de PKK terör örgütüne destek vermiştir.
Örneğin, Türkiye’nin terörle mücadele ile uğraştığı
bu dönem, Ermenistan’ın PKK’ya en yoğun askeri destek
verdiği dönem olmuştur. Nitekim, Mayıs 1997’de Kuzey
Irak’ta PKK’nın füzeyle bir Türk helikopterini düşürmesinin
ardından 6 Haziran 1997’de Genelkurmay Başkanlığı’nda
yapılan basın toplantısında Genelkurmay Başkanlığı
Genel Sekreteri Erol Özkasnak tarafından yapılan
açıklamada, Ermenistan’ın PKK’ya füze temin eden
ve gerekli eğitimi veren devletlerden birisi olduğu
kesin istihbarat kaynaklarına dayanılarak ifade
edilmiştir. (10)
Ermenistan
Devlet Başkanı Robert Koçaryan 6-8 Eylül 2000 tarihleri
arasında New York'ta gerçekleştirilen BM Binyıl
Zirvesi'nde (Milenyum Zirvesi) yaptığı konuşmasını
Türkiye’yi sözde “soykırım” yapmakla ve bunu kabul
etmemekle suçlamak üzerine kurmuştur. (11)
Eylül
2000’de gerçekleşen 55. dönem BM Genel Kurulu’nun
genel görüşmelere ayrılan son oturumu, Türkiye ile
Ermenistan arasında söz düellosuna sahne olmuştur.
İlk söz alan Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan
Oskanyan’ın Türkiye’yi sözde “soykırımı” inkar etmekle
suçlamasına Türkiye adına cevap veren Altay Cengizer,
“Ermenistan sorunu tarafsız bir gözle incelemeli.
Tarih, ülkeler arasında düşmanlık yaratmak amacıyla
kullanılmamalı” demiştir. Daha sonra söz alarak
Cengizer’e cevap vermeye çalışan Oskanyan bilinen
Ermeni iddialarını tekrar dile getirerek Hitler
ve Lord Curzon'a da atıfta bulunmuştur. (12) Ermenistan
Devlet Başkanı Robert Koçaryan Gazeteci Mehmet Ali
Birand’a verdiği mülakatında “Türkiye ile dolaylı
değil, doğrudan görüşme istediği”ni ve sanki az
bir şeymiş gibi “sözde Ermeni soykırımının tanınmasının
yeterliği olacağı”nı açıklamıştır. (13)
Sınırın
Açılmasına Yönelik Girişimler Paralelinde Türkiye’de
ve Azerbaycan’da Konuya Bakış
Geçen
süre içerisinde sınırın açılmasına ve Türkiye’nin
Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmesine yönelik
çabalar süregelmiştir. Bu konuda hem Türkiye içerisinde
görüşler ortaya atılmış, hem de ABD ve Avrupa Birliği
(AB) başta olmak üzere dış talepler ifade edilmiştir.
ABD yetkililerinin Türkiye ve Ermenistan yetkilileri
ile yaptıkları görüşmelerde, basına yaptıkları değerlendirmelerde,
AB’nin çeşitli kurumlarının yayımladıkları raporlarda
konuya ilişkin istekler açıkça dile getirilmiş,
sınırı kapalı tuttuğu için Türkiye tarafı yer yer
eleştirilmiştir. Bu görüşü savunanlar, Türkiye’nin
atacağı adımların kendisine ekonomik açıdan büyük
yarar getireceğini, aynı zamanda Ermenistan’ın siyasî
eğilimini değiştireceğini ifade etmektedirler. Ama,
durumun aslında böyle olmadığı bölgeyi ve Ermenistan’ı
iyi bilenler tarafından net olarak bilinmektedir.
Ekonomik bakımdan bakıldığında, Türkiye şirketlerinin
sınırın açılması sonrasında gelirinin 50 milyon
doları aşmayacağı görülmektedir. Neden mi? Çünkü,
Ermenistan’ın toplam dış ticaret hacmi yaklaşık
1.5 milyar dolardır. (14) Ermenistan’da Türkiye’ye
karşı olan etnik nefret ve bundan kaynaklanacak
olan protestoları, Türkiye’nin potansiyelini, Ermenistan’ın
dış ticaretteki alternatiflerini, Ermenistan’ın
ihtiyacı olan dış ürünleri de dikkate alırsak, Türkiye’nin
Ermenistan’ın dış ticaretinde en iyi ihtimalle %10’luk
(150 milyon dolarlık) pay sahibi olacağı söylenebilir.
Zira, Türkiye ile Gürcistan arasında sınır kapılarının
açılmasından günümüze kadar olan sürede en büyük
yıllık ticaret hacmi, 2000 yılında 287 milyon Dolar
olmuştur. (15) Gürcistan açısından; Türkiye dışında
ciddi ekonomisi bulunan bir komşusunun olmaması,
nüfusunun Ermenistan’dan yaklaşık %60 daha fazla
olması, toplam ticaret hacminin yaklaşık 90 milyon
dolarının Gürcistan üzerinden Ermenistan ve Azerbaycan
ile yapılan ticareti kapsaması gibi faktörler düşünülürse,
150 milyon dolar rakamının çok abartılı olduğu da
söylenebilir. Bu rakamın yaklaşık %60’ını (90 milyon
ABD Doları) Türkiye’nin Ermenistan’a ithalatı oluşturacaktır
(Ermenistan dış ticaret dengesinde de % 60’lık pay
ithalata aittir ve bu Türkiye ile ticarette de büyük
ölçüde devam edecektir). Burada da en iyi ihtimalle
yaklaşık % 50’lik kâr elde edileceği düşünülürse,
45 milyon dolar rakamı ortaya çıkmaktadır.
Şimdi
de Türkiye ve Azerbaycan’ın konuya günümüzdeki bakışına
değinelim.
Sınırın
kapanmasından sonraki dönemde konu gündeme geldiğinde
Türkiye, sürekli olarak Ermenistan’ın, işgal ettiği
Azerbaycan topraklarını terk etmediği sürece sınırın
açılmasının söz konusu olmayacağını vurgulamıştır.
Özellikle, 2000 yılından itibaren Türkiye’nin Ermenistan
ile ilişkiler konusunda sistematik istekler içerisine
girdiği görülmektedir. Kars Kent Kurultayı sırasında
yaşanan bir gerginlik sonrasında Dışişleri Bakanlığı’ndan
üst düzey bir yetkili Türkiye–Ermenistan ilişkilerinin
normale dönmesi konusunun üç parametreye dayandığını
belirterek, bu parametreleri, “Azerbaycan topraklarının
yüzde 20’sinin işgal altında olması, Ermenistan’ın
sözde “Ermeni soykırımı” iddialarını sürekli gündemde
tutması ve Ermenistan Anayasası’nda yer alan Türkiye’den
toprak talebi” olarak sıralamıştır. (16)
Daha
sonra Başbakan Bülent Ecevit, önce ABD Savunma Bakanı
Rumsfeld ile 2001’deki görüşmesi sırasında Ermenistan
ile ilişkiler için üç şart ileri sürmüş, ardından
Ocak 2002’de ABD ziyareti sırasında Başkan Bush’a
Türkiye’nin Ermenistan’la iyi ilişkiye hazır olduğunu,
ancak dört önemli şartın kabul edilmesi gerektiğini
söylemiştir (17):
1. Soykırım saplantısı kalksın;
2. Ermenistan tarafından işgal edilmiş Azerbaycan
toprakları geri verilsin;
3. Nahçıvan’a koridor açılsın;
4. Kaçkınlar evlerine dönsün.
Bu
arada yapılan farklı değerlendirmelerde, dört şart,
‘kaçkınlar’ konusunun yerine ‘Ermenistan Türkiye’ye
yönelik toprak talebinden vazgeçsin’ şartı konarak
da sıralanmıştır. En son olarak bugünkü Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan 27 Haziran 2003’te Kars ziyareti
sırasında yaptığı açıklamada, Türkiye-Ermenistan
sınırının açılması için Ermenistan’ın Türkiye’ye
yönelik toprak taleplerinden vazgeçmesi ve sözde
‘soykırım’ iddialarını sürdürmemesi gerektiği şeklinde
iki şart ileri sürmüştür. (18)
Azerbaycan
tarafının görüşlerine baktığımızda, konu ne zaman
gündeme gelse yapılan açıklama aynıdır: “Ermenistan,
işgal ettiği Azerbaycan topraklarını bırakıncaya
kadar Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmeyecektir.
Biz bundan eminiz.” Bazı dönemlerde Azerbaycan’a
rağmen Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri geliştireceği
ya da Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri geliştirmek
isteğine Azerbaycan’ın olumlu yanıt verdiği ifade
edilmişse de bu, Azerbaycan ve Türkiye yetkilileri
tarafından yalanlanmıştır. Azerbaycan yetkilileri
Türkiye’nin kendisinin de Ermenistan ile sorunları
bulunduğunu ifade etmektedirler. Örneğin, Azerbaycan
Devlet Başkanı Haydar Aliyev, Ocak 2000’de BDT Zirve
toplantısına katılmak üzere Moskova'ya hareket etmeden
önce basına yaptığı açıklamada Türkiye-Ermenistan
arasındaki sınırın açılacağı yolundaki haberlerin
asılsız dedikodulardan ibaret olduğunu ifade etmiş,
Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın açılması
yolunda şu ana kadar Türk hükümetinin herhangi bir
girişiminin olmadığını vurgulayarak, “Başta Türkiye
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olmak üzere tüm Türk
halkı bu duruma asla izin vermez” demiştir. Bu tür
iddiaların düzmece bir senaryonun ürünü olduğunu
belirten Aliyev, “Ermenistan-Türkiye sınır kapısının
anahtarı bizde değil. Anahtar Azerbaycan ve Türkiye
halklarının elindedir” ifadelerini kullanmıştır.
(19)
Türk
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Azerbaycan Dışişleri
Bakanı Vilayet Guliyev ile 11 Eylül 2003’te Ankara’daki
görüşmesi sonrasında basına yaptığı açıklamada,
Ermenistan Savunma Bakanı Serj Sarkisyan’ın, yakın
dönemde Türkiye-Ermenistan sınırının açılacağına
ilişkin değerlendirmesinin gerçeklikle alakası olmadığını
ifade etmiştir. (20)
Türkiye-Ermenistan
sınırlarına ilişkin son gelişmeler ise Azerbaycan
Devlet Başkanı İlham Aliyev’in Nisan 2004’te gerçekleştirdiği
Türkiye ziyareti öncesinde ve ziyaret sırasında
yaşanmıştır. Ziyaret öncesinde Azerbaycan basınında
Türkiye’nin Ermenistan ile sınırları açabileceği
haberleri yer almış, hatta Azerbaycan medya temsilcilerinden
oluşan bir heyet bunu protesto etmek amacıyla Türkiye’de
gösteri ve görüşmeler gerçekleştirmişlerdir. Bu
arada bazı Türk gazetelerinde “Azerbaycan’daki Ermenistan
paranoyaklığına dayanarak sınırları kapalı tutmanın
mantıksızlığı” üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.
İlham Aliyev’in Türkiye ziyareti sırasında kendisine
Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali
meselesi çözülmedikçe Türkiye-Ermenistan sınırlarının
açılmayacağı konusunda güvence verilmiştir. Nitekim,
ziyaretin hemen sonrasında konuya ilişkin açıklama
yapan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de,
aynı görüşü tekrarlamıştır. (21)
Sonuç
Girişte de ifade ettiğimiz üzere, sınırın açık olup
olmaması, ikili ilişkiler başlı başına bir değer
değildir. Sınırın açılıp açılmaması konusundaki
kararlar uzun vadeli stratejilerin ve dış politikanın
çizgisine göre verilmektedir. Türkiye’nin stratejik
hedeflerine ve dış politika çizgisine baktığımızda,
genelde barış ortamı içerisinde komşularla iyi ilişkilerin
sağlanması, ekonomik ve siyasî çıkarların ülke dışında
da korunması gibi hedeflerin bulunduğu görülmektedir.
Bölge özelinde baktığımızda, “Kafkasya, Türkiye’nin
Orta Asya’ya açılan doğal kapısı konumundadır. Türkiye’nin,
ayrıca, Kafkasya bölgesindeki halklarla siyasî,
ekonomik, sosyal ve kültürel bağları vardır. Bölgede
barış, istikrar ve işbirliğinin korunması Türkiye
için büyük önem taşımaktadır.” (22) Türkiye’nin
toprak bütünlüğünü halen tanımayan, sınır anlaşması
imzalamayan, olanak bulduğu tüm platformlarda Türkiye
aleyhinde kampanyalarını sürdüren ve bu doğrultuda
her türlü aracını kullanan bir komşu ile, ayrıca,
Kafkasya’daki bölgesel barış ve güvenliği tehdit
eden, komşularından birisi olan Azerbaycan’ın %
20’sini işgal altında tutan, diğer tüm komşularına
ve hatta doğrudan sınırı olmamasına rağmen Rusya’ya
yönelik (Krosnador) bile toprak talepleri bulunan,
Türkiye’nin Türkistan’a ulaşımı konusunda en büyük
engeli oluşturan bir devlet ile işbirliği için Türkiye’nin
her türlü fedakarlığı yapmasının istenmesi kabul
edilir bir durum değildir.
Türkiye-Ermenistan
sınırlarının açılması noktasında şu iki konu günümüzde
özel önem arz etmektedir:
A)
Ermenistan’ın Tavırları
Her
ne kadar, sonradan Ermenistan’ın darboğazdan kurtulmasının
yolunun Türkiye ile iyi ilişkilerden geçtiğini savunmuşsa
da, Ter-Petrosyan yönetimi de uzun süre yayılmacı
ideolojiye dayanarak, Türkiye’ye karşı saldırgan
unsurlar içeren politika izlemiştir. (23) 1990’ların
başlarında Ermenistan’ın Türkiye’ye karşıtı yürüttüğü
politika yeterli değilmiş gibi Koçaryan göreve gelir
gelmez, Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için
Türkiye’nin sözde ‘soykırım’ı tanımasını şart koşmuş
ve Türkiye ile sınır sorunları olduğunu vurgulamıştır.
(24) Genel kanaate göre, bu şartlar altında Türkiye-Ermenistan
sınırının açılması hem Koçaryan yönetimine ekonomik
destek sağlayacak, hem diasporadaki sertlik yanlılarının
ve Koçaryan yönetiminin Türkiye karşıtı politikalarında
başarılı olduklarını düşünmelerini sağlayacak, hem
de Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine zarar verecektir.
(25) Ayrıca, Türkiye tarafı sınırı açmak istese
bile Ermenistan’ın aynı kararı almaması ihtimali
hiç de düşük değildir. (26) Ermenistan’da bazı yetkililerin
ve bir çok politikacının sınırları açmak için Türkiye’ye
bazı şartlar ileri sürmesi bunun göstergelerindendir.
Böyle bir durum, Türkiye için önemli prestij kaybı
olacaktır. Bu arada, sınırların açılmasının daha
çok Ermenistan’ı yanına çekme anlamında ABD’ye yarayacağını
ve bunu arzulamayacak olan Rusya’nın Ermenistan’daki
etkinlik düzeyini de düşünürsek, Türkiye istese
bile sınırın açılmasının kolay olmayacağı görülecektir.
B)
Türkiye’nin Dış Politika Çizgisi
Yukarıda
da ifade edildiği üzere, Türkiye, Ermenistan ile
ilişkileri geliştirmek için belli talepler ileri
sürmüştür. Bu taleplere baktığımızda birisi dışındakilerin
nitelik itibarıyla “negatif talepler” olduğunu görmekteyiz.
Yani Türkiye, bu talepleriyle Ermenistan’dan bir
şey yapmasını değil, yapmamasını istemektedir. Türkiye,
Ermenistan’ın yayılmacılıktan, işgalcilikten, dünya
genelinde Türkiye’ye karşı politikalar geliştirmekten
ve geliştirilmesine yardımcı olmaktan vazgeçmesini
istemektedir. Türkiye, Ermenistan’dan kendisine
yönelik toprak taleplerinden vazgeçmesini istemektedir.
Türkiye gibi en azından bölgesel açıdan önemli bir
devletin, kendisine karşı sürekli saldırgan davranan
ve politikalarının uygulanmasına engel teşkil eden
küçük bir komşusuna yönelik ileri sürdüğü “negatif
talepler”in bile hiçbirisi gerçekleşmeden ve ciddî
bir ekonomik çıkarı yokken, bu devletle ilişki geliştirmesi
beklenmemelidir. Hatta, bu bağlamda, hava koridorunun
açılması ve uçak seferlerinin başlatılması bile
karşılıksız tavizler olarak değerlendirilebilir.
Türkiye, zaten ambargosunun üç boyutundan ikisinden
taviz vermiştir. Türkiye, hava koridorunu açmış,
uçak seferlerini başlatmıştır. Buna karşın hiçbir
olumlu adım atmayan, tam tersine saldırganlığını
artıran Ermenistan ile sınır kapılarını açması olanaksızdır.
Ayrıca,
son dönemlerde de sık-sık görüldüğü üzere, konuyu
sürekli olarak Azerbaycan boyutuna indirgeme çabaları,
aslında bilimsel temellerden uzak nitelikte olup
kamuoyunu yanlış yönlendirmeye hizmet etmektedir.
Nitekim yukarıda da ifade edildiği gibi, Türkiye’nin
Ermenistan ile sınırları açmak için ileri sürdüğü
şartlar öncelikle kendisi ile ilgilidir. Tüm yukarıda
ifade edilenler ışığında, Türkiye’nin mevcut şartlar
altında Ermenistan ile sınır kapılarını açması,
tamamen mantık ve ihtimal dışı bir durum olarak
değerlendirilebilir.
----------------------------------------------------
1) Bağımsızlık Bildirgesi’nin
tam metni ve ilgili maddeler için bkz: Ermenistan
Dışişleri Bakanlığı resmi sayfası, www.armeniaforeignministry.com/htms/doi.html
(10 Nisan 2004).
2) Ermenistan Anayasası’nın ilgili maddeleri için
bkz: Ermenistan Devlet Başkanlığı resmi sayfası,
http://www.president.am/eng/?folder=lib&sub=constitution&chapter=1
(10 Nisan 2004).
3) Nazmi Gül-Gökçen Ekici, ‘Azerbaycan ve Türkiye
ile Bitmeyen Kan Davası Ekseninde Ermenistan’ın
Dış Politikası’, Avrasya Dosyası, Azerbaycan Özel
Sayısı, İlkbahar 2001, Cilt 7, No 1, s. 381.
4) “Türkiye-Güney Kafkasya İlişkileri”, Türkiye
Dışişleri Bakanlığı resmî sayfası, http://www.mfa.gov.tr/turkce/grupa/kafkasya.htm
(8 Mart 2004).
5) Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü resmî
sayfası, http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/1993/nisan1993.htm
(20 Ocak 2004).
6) http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/1993/nisan1993.htm
(25 Şubat 2004).
7) http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/1993/nisan1993.htm
(26 Şubat 2004).
8) http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/1993/nisan1993.htm
(26 Şubat 2004).
9) Bkz, Dönemin TBMM Dışişleri Komisyon Başkanı
Kamran İnan’ın 68 Birleşim 28.2.2002 tarihli konuşması,
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 78, Yasama
Yılı 4, http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem21/yil4/bas/b068m.htm
(4 Nisan 2004).
10) Abdülhamit Bilici, “Tehdit Nerede Biz Neredeyiz”,
Aksiyon, http://arsiv.aksiyon.com.tr/arsiv/153/pages/dosyalar/dos9.html
(21 Mart 2004).
11) BM Binyıl Zirvesi, http://www.belgenet.com/arsiv/binyilzirve.html
(20 Mart 2004).
12) “BM’de Türk-Ermeni Söz Düellosu”, Hürriyet,
23 Eylül 2000.
13) Hürriyet, 1 Şubat 2001.
14) http://www.cia.gov/cia/publications/factbook/geos/am.html#Econ
(31 Mart 2004).
15) Hasan Kanbolat, ‘Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan
Zirvesi ve Gölgedeki Ortak Ermenistan’, Stratejik
Analiz, Cilt 3, Sayı 26, 2002, s. 57.
16) “Ermenistan’a Tavır”, Zaman, 30 Haziran 2000.
17) “Erivan Şartları”, Hürriyet, 20 Ocak 2002.
18) http://www.azg.am/start.pl?lang=TR&num=2003062801
(20 Ocak 2004).
19) “Aliyev’den Yalanlama”, Türkiye, 25 Ocak 2000.
20) “Türkiye Ermenistanla Serhedi Açmayacaq”, http://www.525ci.com/2003/09/13/read.php?m=2&id=14
(31 Ocak 2004).
21) “Sırada Karabağ Var”, Türkiye, 16 Nisan 2004.
22) http://www.mfa.gov.tr/turkce/grupa/kafkasya.htm
(8 Mart 2004).
23) Azg, 1 Mayıs 2002.
24) Şirin Payzın, ‘Kocharian: Lets Make Up But Remember
Past’, Diplomacy Papers, No 1, Haziran 1998, s.
32.
25) Svante Cornel, ‘Ermenistan’la Sınır Kapısının
Açılması Türkiye’ye Zarar Verir’, Zaman, 26 Haziran
2003.
26) Ermenistan’da da “Türkiye, soykırımı tanımazsa
onunla ilişki kurmayalım” görüşünü savunanlar vardır.
Referans:
www.PANORAMADERGISI.com