Bu
tebliğimizde Ermeni diasporasının Türk-Amerikan
ilişkilerinde etkisini ve Emeni sorununa katkısını
birkaç örnek olaydan yola çıkarak değerlendirmeye
çalışacağız. Ermeni Sorunun Türkiye için bir dış
tehdit haline gelmesi ve uluslar arası ilişkilerimiz
olumsuz olarak etkilemesi 19. yüzyılın sonlarından
başlamaktadır. Bu sürecin başlamasında kuşkusuz
Türkiye’den Amerika’ya göç eden Ermenilerin rolü
bugüne Türkiye’de çok üzerinde durulmasam da büyük
olmuştur. Çünkü henüz 1880 yıllarda sayıları 2000
civarında olmalarına rağmen diaspora Ermenileri
Amerika Birleşik Devletlerinde örgütlenmeye, dernekleşmeye
ve Türkiye aleyhine yoğun bir kulise başlamışlardır.(1)
Hınçak ve Taşnak gibi gizli örgütlerinde bilindiği
gibi Amerika’da şubeleri kurulmuştur.(2)
Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki ilk isyancı Ermeniler
de bunlar arasından çıkmıştır. Dolaysıyla Türkiye’nin
dış güvenliğine yönelik faaliyetleri tartıştığımız
bu sempozyum da, bu konunun tartışılması uygun olacaktır.
Bir
tebliğin dar sınırları içerisinde Ermeni diasporasının
Türkiye’nin dış dünya ile ilişkilerini bozmaya yönelik
faaliyetlerini inceleyecek değiliz. Bu nedenle burada
özellikle Ermeni diasporasının en etkili olduğu
yerlerden olan ABD’de Türkiye aleyhindeki faaliyetleri
ve bunların Amerika ile ilişkilerimiz üzerine etkilerini
ele almaya çalışacağız. Dönem olarak da kısıtlama
yapmak mecburiyeti vardır ve biz 1880-1930 yılları
arasındaki gelişmelerle yetineceğiz. Aslında o dönemde
Osmanlı ile başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti ile
devam eden sorunlar, günümüze de ışık tutmaktadır,
çünkü diaspora Ermenilerinin Osmanlı hükümetinin
önüne koyduğu problemler egemenliğinin kullanımı
ile ilişkilidir. Avrupa Birliğine katılmaya çalıştığımız
bu dönemde de insan hakları ve evrensel hukuk kurallarının
iç hukuku üstün tutulması gerekliği konusundaki
baskılar büyük ölçüde geçmişte yaşanan tecrübelerle
örtüşmektedir. Bu yüzden Osmanlı hükümetlerinin
diaspora Ermenilerinin tutumlarından ve kapitülasyonlar
çerçevesinde değerlendirilen eylemleri bugünü anlamak
için de iyi izlenmelidir.
Bilindiği
gibi, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ama
özellikle 1900 yıllarda ABD’ye Ermeni göçü artırmış,
resmi girişlere göre sadece 1899-1914arasında giriş
yapanların sayısı 51,950’ye ulaşmıştır.(3)
Bu göçlerle beraber Türk-Amerikan ilişkileri de
yoğunlaşmıştır. Türkiye’den göç edenler ve çoğunluğu
Ermeni olan bu insanlar, Türkiye’den tamamen kopmamışlardır,
geçimlerini sağladıktan sonra geride kalan birikimlerini
memleketlerindeki yakınlarına aktarmayı sorumluluk
addetmişlerdir.
Sayıları
gittikçe artan ve örgütlenen Ermeniler ile Amerika
arasında bir köprü kurulmasına yol açmışlardır.
Yaşadıkları yerlerde Türkiye ve Türkiye’deki sorunlara
ilgisini kaybetmeyen diaspora Ermenileri, özellikle
1880-1890’lı yıllarda Osmanlı devletine karşı bağımsızlık
savaşı veren akrabalarıyla dirsek temasında kalmışlardır.
Hatta isyanların başlamasıyla birlikte Türkiye’deki
örgütlenmeyi ve direnişi her şekilde desteklemişlerdir.
Kısa zaman sonra da diaspora Ermenilerinin önderliğinde
ve güdümündeki eylemler üzerinden Osmanlı hükümeti
ile Ermeniler ve tabii ki Amerika Birleşik Devletleri
karşı karşıya gelmişlerdir.(4)
Çünkü göç eden ve ABD’de milliyetçi derneklerde
faaliyetlere başlayan Ermeniler sık sık Türkiye’ye
gelerek ( ya da gönderilerek ) eylemlere karışmışlar,
hatta Osmanlı elebaşlığını yapmışlardır.(5)
Bu
Durum Osmanlı yöneticilerinin dikkatlerinden kaçmamıştır.
Soruna çözüm bulmak ve diaspora Ermenilerini eylemlerden
alıkoymak için bazı önlemler alınması yoluna gidilmiştir.
Öncelikle diaspora Ermenilerinin Türkiye’ye girişi
önlemeye çalışılmış, Ermenilerin çıkışı, çıkarsa
girişi yasaklanmıştır. İşte bu politika ya da iç
güvenlik önlemi Türkiye ile ABD’yi tabiiyet sorunu
ile karşı karşıya bırakmıştır.(6)
Zira Türkiye’den ABD’ye göç eden Ermeniler, burada
kolaylıkla vatandaşlık hakkı alıyor ve Türkiye’ye
dönüyorlardı. Türkiye’de ise genellikle Osmanlı
tebaasından kaynaklanan haklarını kaybetmemek için
bunu gizliyor ta bir suç işleyinceye kadar ortaya
çıkarmıyorlardı. Bu öyle ara sıra görülen nadir
bir durumda değildi. Tahminlere göre 70,000 civarında
Amerikan vatandaşlığına geçen Osmanlı Ermenisi 1900-1914
yılları arasında Türkiye’ye giriş yapmıştı.(7)
1830
tarihli Osmanlı ABD antlaşmasının 4. maddesine göre-ki
bu kapitülasyonlardan Amerika’yı da yararlandıran
bir antlaşmadır. Amerikan vatandaşlığına geçen bir
Ermeni Türkiye’ye döndüğünde Amerikanın himayesinde
(protege) konumunda oluyordu. Yani Osmanlı kanunlarından
muaf oluyordu. En azından ABD’nin antlaşmasının
ilgili maddesini yorumu bu şekildeydi. Çünkü antlaşma
metninin Türkçe orijinali ve İngilizce tercümesi
arasında önemli farklar bulunmaktaydı. Bundan dolayı
Osmanlı Devleti maddeyi yorumu çok farklıydı. Buna
göre, göç eden, Ermeni döndüğünde hala Osmanlı Devletinin
maddeyi yorumu çok farklıydı. Buna göre, göç eden
Ermeni döndüğünde hala Osmanlı vatandaşı statüsündeydi
ve mali, idari, hukuki uygulamalara tabiiydi. Antlaşmanın
4. maddesi ticari davaların işleyişini belirliyordu.
Osmanlı Devletinin bu yorumu muhtelif kanun ve mevzuat
hükümlerine dayandırılıyordu ama bu hükümlerin hiçbirisi
ABD ile bir mutabakat şeklinde ele alınmadığından
Amerika tarafından tanınmıyordu.(8)
Bu
hukuki anlaşmazlık doğrusu Ermeniler tarafından
çok iyi kullanılıyordu. Amerika da Amerikan vatandaşı,
Türkiye’de tebaa gibi yaşıyor, ancak hukukla başları
belaya girdiğinde protege statüsünde olduklarını
iddia ediyorlardı. Hatta Amerikan vatandaşı olmayan
Ermeniler bile protege belgesi alabiliyorlardı.
Osmanlı Devleti adeta isyan başlatan, cinayet işleyen,
suikasta katılan Ermenileri yargı önüne çıkartamaz
olmuştu. Bu duruma son bir son vermek için 1860
yılında Osmanlı Devleti bütün himaye sahiplerinin
3 ay içerisinde ülkeyi terk etmelerini, bunu uymayanların
Osmanlı tebaası olarak görüleceğini ilan etti. Bu
yeni kanun hükmüne göre başka bir ülkenin vatandaşlığına
giren bir Osmanlı tebaası hukukuna tabii olmaktan
kurtulmuyordu. Böylece Osmanlı Devleti protege hakkının
beslediği bataklığı kurutmayı ümit ediyordu. Halbuki,
Osmanlı gayrimüslimleri aleyhlerine olan bu durumdan
kurtulmak için başka ülkenin vatandaşlığına geçtiler
ve kapitülasyonlardan yararlanarak Osmanlı topraklarında
yaşamlarını sürdürdüler. Bu yöntem o kadar yaygınlaştı
ki, kısa zaman “ülkedeki başka ülkelerin vatandaşları”
“gerçek yabancıları” geçti.(9)
Buna karşı 1869 yılında Osmanlı Devleti irade-i
seniye olmadan başka ülkede vatandaşlığa geçmeyi
yasakladı. İzin almadan vatandaşlıktan çıkanların
ülkeye girdikleri zaman Osmanlı vatandaşı olarak
muamele göreceklerini açıkladı.(10)
Bu
durum Osmanlı Ermenilerinin en çok vatandaşlığa
geçtikleri ülke olan ABD-Türkiye arasında hukuk
anlayışından kaynaklanan sorunlara yol açtı. Çünkü
ABD hukuku jus soli, Osmanlı hukuku ise juis sanguinin
prensibine dayalı bir yoruma olanak veriyordu. Üstelik
Osmanlı Ermenilerinin büyük bir kısmı ABD’ye vergiden
harçtan, suçlardan veya askeri yükümlülüklerden
kaçmak için geçiyordu. Aslında göç etmek isteyenlere
1890’li yılların sonlarında kadar her türlü kolaylığı
sağlayan Osmanlı Devleti, bu tarihten sonra diasporanın
yarattığı sorunlar yüzünden çıkışları izne bağladı.
Özellikle daha önce suç işlemiş olanların çıkışına
engel olamaya çalıştı. Bir süre sonra Ermeniler
kaçak yollardan Amerika’ya göç etmeye başladılar
ve irade talep etmediler. Böylece göç etseler bile
Osmanlı hukukuna göre Osmanlı tebaasıydılar. Bu
durumda bütün yükümlülükleri devam ediyordu. Halbuki
Osmanlı Ermenileri aslında bu yükümlülüklerden kaçmak
için göç ediyorlardı ve üstelikte iradeye gerek
duymadan ABD vatandaşlığına geçebiliyorlardı. Çünkü
bu uygulama ABD ile bir mutabakat sonucu başlatılmadığı
için Amerikan kanunlarına göre geçersizdi. Dolaysıyla
ABD pasaport dağıtmaya devam etti. Kolay vatandaşlık
ve güçlü bir ülkeyi aralarına almak Ermenileri adeta
celp ediyordu. İşte bu Ermeniler Osmanlı topraklarına
döndüklerine iki ülkeyi karşı karşıya getiriyorlardı.
Bir kısmı Taşnak, Hınçak veya adi suçlu olan bazı
Ermeniler suç işlediklerinde gizledikleri ABD pasaportlarını
gösteriyor ve konsolosların himayesini talep ediyorlardı.
Osmanlı Devleti göre bunlar Osmanlı Tebaası, Amerika’ya
göre Amerikan vatandaşı idiler. Amerika onları korumak,
Osmanlı geri döndüklerinde yükümlülüklerini hatırlatmak
istiyordu. Üstelik Ermeniler Amerika kanunlarına
göre yakınlarını da ABD vatandaşlık haklarından
yararlandırmak istiyorlardı.(11)
Bazı
Ermeniler sırf vatandaş olma için özellikle de örgüt
mensupları ABD’ye gidiyordu. Misyonerler de Osmanlı
Ermenilerinin Amerikan vatandaşlığına geçmelerine
destek oluyorlardı. Çünkü, misyonerlerin sadece
eğitim vermek yada Ermenileri kendi mezheplerine
geçmeye ikna etmek gibi bir misyonla değil, aynı
zamanda “Hıristiyanları Türk yönetiminden kurtaracak
kahramanlar” da yetiştiriyordu. Bu niyetlerini gizli
ve açık olarak defalarca yazdıkları raporlarda dile
getirdikleri biliniyordu. Ancak teslim etmek gerekir
ki, Amerikan hükümeti misyonerlerin bu politikasını
açıkça desteklemiyor, hatta Ermenilerin artan oranlarda
vatandaşlık elde etmesinden duyduğu rahatsızlığını
ifade etmekten kaçınmıyordu.(12)
Zira, müfettişlerin yaptıkları soruşturmalar ortaya
koymaktaydı ki, yakayı ele veren Ermenilerin büyük
bir çoğunluğu ABD’ye dönme niyetinde değildi. Gerçekte
bunlar Amerikan vatandaşlığını sadece araç olarak
kullanıyorlardı. Pek çoğu Türkiye’de harçsız, vergisiz
mülk sahibi olabilmek için Amerikan pasaportu alıyordu.
Bazıları sırf tüccarlık gayesiyle, ama en tehlikelisi
bazıları anarşist olarak işledikleri suçlardan kaçmak
için Amerikan vatandaşı oluyordu. Durum çetin bir
hal aldı. Öyle ki daha 1893 yılında başkan Başkan
Cleveland yaptığı yıllık konuşmasında Osmanlı hükümetinin
bu tip Ermeni vatandaşlarından şikayetini haklı
bulduğunu söyledi. Çünkü o sıralarda New York’ta
yayınlanan bazı Ermeni gazetelerinde açıkça Osmanlı
Ermenilerini silahlı mücadeleye çağıran bildiriler
yayınlıyordu. İşin ilginç yanı Amerika ile Osmanlı
Devletinin 1830 antlaşmasının ilgili maddesinin
farklı yorumlarından kaynaklanan duruma çağıran
bildiriler yayınlıyordu. İşin ilginç yanı Amerika
ile Osmanlı Devletinin suç işleyenleri mahkeme etme
hakkını da saygı duyduğunu ilan ediyordu. Bu açıklama
Ermenileri tedirgin etti ve yoğun bir propaganda
faaliyetine girmelerine sebebiyet verdi. 1892 yılında
Osmanlı hükümeti ABD elçisini 18 Ocak 1869 yılında
çıkarılan Osmanlı Vatandaşlık Kanunu kabul etmeye
çağırdı.(13)
Bu kanunun beşinci maddesi daha önce de ifade ettiğimiz
gibi, hiçbir Osmanlı vatandaşının, izinsiz başka
bir ülkenin vatandaşlığına geçemeyeceğini hükme
bağlıyordu. Orta-elçi Hirsch ise vatandaşlığa sahip
olanları himaye etmeyi sürdüreceğini bildirdi.(14)
1898 yılında bir kez daha taraflar karşı karlıya
geldiler. ABD, Osmanlı otoritelerinden izin almadan
vatandaşlığa geçmenin kendileri açısından bir sakıncası
olmadığını iddia etti. Hatırlatalım ki, İngiltere,
Fransa, İtalya, Avusturya, Almanya, Rusya başta
olmak üzere dönemin büyük Avrupa güçleri Osmanlı
devletinin 1869 tarihli kanunu tanımışlar ve ona
göre hareket etmekteydiler. Yani, Ermenilere Türkiye’de
suç işledikleri takdirde himaye edilmeyeceklerini
bildirdi. Bu ülkelerden Fransa, Hollanda, Belçika
irade-i seniye olamadan vatandaşlık başvurusu yapanların
taleplerini reddettiler. Dolaysıyla hukuksal ikilem
ABD ile Türkiye arasında sorun olmaya devam etti.
1892 yılında Osmanlı hükümeti yeni bir karar aldı
ve isteyenlerin bir daha geri dönmemek kaydıyla
ülkeden ayrılabileceğini ve başka ülkelerin vatandaşlığına
geçebileceğini bildirdi. Halbuki bu yanlış bir karardı,
çünkü daha öncede belirttiğimiz gibi ABD ile pürüz
çözülmemişti. Nitekim pek çok Osmanlı Ermenisi bu
şartla ülkeden ayrıldı, ama pasaportla gizli ve
açık yollardan geri döndü. ABD hükümeti, Osmanlı
hükümetinin şartını hiçbir zaman tanımadığı için
himaye siyasetini sürdürdü. Örneğin J.J. Arakelyan,
1892 yılında alınan karardan yararlanarak ABD’ye
gitmiş ve aldığı vatandaşlıkla Türkiye’ye dönmüştü.
Osmanlı kanunlarına göre geri döndüğü için hala
Osmanlı tebaası idi. Bu yüzden Amerika bulunduğu
sırada ödemediği vergiler kendisine tahakkuk ettirildi.
Amerika’nın himaye etmesine ve ısrarla verginin
adaletsiz olduğunu yetkililere bildirmesine rağmen
vergi tahsil edildi.(15)
Daha
da önemlisi terörist Ermenilerdi. Örneğin Guedjian
Ocak 1895 tarihinde Halep’te bir Hınçak mensubu
olarak son derece gizli belgelerle ve örgüt dokümanlarıyla
ele geçirmişti. Mahkeme kendisine 101 yıl ceza verdi.
ABD konsolosuna başvuran Guedjian kendisinin Amerikan
vatandaşı olduğunu iddia ederek himaye talep etti.
Halep Valisi(16)
himayeye izin vermeyince konu merkeze intikal ettirildi
ve sonuçta İstanbul’da konsolos huzurunda yargılanması
kabul edildi.(17)
Bu tür durumların iki ülke ilişkilerini kötü etkilemesi
üzerine taraflara 1874 yılında aralarında yapılan
görüşmeler sonunda kabul edilen fakat senatonun
onaylamadığı madde üzerinde görüşmelere tekrar başladılar.
Ancak 1899 yılında yapılan görüşmelerde bizzat II.
Abdülhamit “Ermenilere himaye sağlayacak bir maddeyi
asla onaylamayacağını” elçi Straus’a bildirince
bir sonuç alınamadı.(18)
1900 yılında Amerika, Ermenilere ABD vatandaşlığı
ile Türkiye’de himaye görmekte sorunlar yaşayabileceklerini
bildirdi ve bunu pasaportlarına eklediği bir duyuru
ile bildirmek zorunda kaldı. 1907 yılında Ermenilere
Türkiye’ye döndükleri ve 2 yıldan fazla kaldıkları
takdirde vatandaş olarak korunmaya sahip olamayacaklarını
duyurdu. Eğer ilgili kişiler eskiden Türk tebaası
statüsünde idiyse, bu süreni 5 yıl olduğu bildirildi.
Bu uygulama diaspora Ermenilerinin tepkilerine ve
protesto eylemlerine yol açtı. Ama ABD-Türkiye ile
ilişkilerine önemli bir tehdit olan bir uygulamaya
da son vermiş oldu.(19)
Bu vatandaşlık ve himaye sorunu 1923 yılında Lozan
Barış görüşmeleri sırasında da Türk-Amerikan heyetleri
arasında görüşüldü ama bir sonuç alınamadı. Türk
tarafının kapitülasyonları kaldırma konusundaki
ısrarı Amerika’nın istediği tarzda bir uzlaşmaya
olanak vermiyordu. Ama iki ülke arasında Lozan’da
yapılan dostluk ve ticaret antlaşmasının imzalanmasına
bu madde engel olmadı. Bununla birlikte, Ermeni
diasporasının faaliyetleri imzalanan antlaşmanın
Kongrede onaylanmasının engellemeyi başardı. Lozanda’da
Ermeni dernekleri Türkiye ile Avrupa ve özellikle
Amerika arasında bir anlaşmaya varılmaması için
propaganda yürüttüler. Lozan’da gözlemci olarak
bulunan Amerikan delegasyonu 6 Ağustos 1923 günü
Türkiye ile bir dostluk antlaşması imzaladılar.
Bu antlaşmanın Türkiye’nin yararına olması Amerikan
Ermeni derneklerini aleyhte örgütlenmeye yöneltti.(20)
Yapılan antlaşma 3 Mayıs 1924 tarihine kadar Senatoya
sunulmadı. Ermeni lobileri antlaşmayı reddeden ve
kabulünde yayar görenler olarak ikiye bölündü. Genelde
misyoner kuruluşları, yardım dernekleri ve Armenia
Amerika Society antlaşmasının onanmasından Yana
tavırlarını koydular.(21)
Buna karşılık Gerard-Cardashian ikilisinin başını
çektiği Committee for the Independence of Armenia
reddi için saldırgan bir propaganda yürüttü.(22)
Ermenistan kurulmasını tek amaç olarak gören bu
grup American Committee Opposed to the Lausanne
Treaty adıyla örgütleşti.(23)
Antlaşmanın imzasından her hangi bir yarar ummadıklarından
muhalefeti çok sertti. Nihayet senatoyu etkilemek
için bu iki grubun mücadelesini maalesef red cephesi
kazandı. Ama bu mücadele esnasında Türk milletini
ve yeni Cumhuriyeti rencide eden sayısız makale,
kitap, haber Amerika’da yayınlandı. Amerika’da yaygın
olan “Korkunç Türk” imajı, aleyhteki derneklerin
ekmeklerine yağ sürdü.(24)
Karşı grubun siyaset ve kamuoyundaki etkisi o kadar
büyük oldu ki, 1924 Başkanlık seçimlerine Türkiye
ile yapılan antlaşma damgasını vurdu. Antlaşmayı
onaylamanın Ermenileri satmak, onlara ihanet ile
eşit olduğu propagandası zemin kazandı. Kiliseler,
özellikle the Protestant Episcopal Church 110 bishobun
imzaladığı bir bildiri ile Türkiye’yi ve Amerika’daki
destekçilerini kınadı. Bu çıkışlar senatörleri ikilemede
bıraktı. 18 Ocak 1927 yılında, Lozan’dan 4 yıl sonra
ancak oylanabilen Lozan Antlaşmasının onayı geçerli
çoğunluğu elde edemedi. Oylamada 34 ret 50 kabul
çıktı ama bu yeterli yeterli çoğunluk olmadığı için
ret demekti. Türk Amerikan ilişkileri Ermeni Diaspora
faaliyetleri yüzünden bir yara daha aldı. Ama bizzat
Başkan Türkiye’yi gücendirmemek için antlaşmasının
onaylanmasını dilediğini bildiri ve sanki kabul
edilmiş gibi ilişkilerin sürdürülmesini önerdi.
Dışişleri bakanlığının girişimi sayesinde 17 Şubat
1927 tarihinde Türkiye ile düzenli diplomatik ilişki
kuruldu. Onaylanmayan Lozan Antlaşması sanki onaylanmış
gibi ilişkilerin temeline oturdu. (Öte yandan antlaşmaya
taraf olan grup, başta Near East Relief olmak üzere
savaş sırasında Türkiye’ye yönelik Ermeni propagandalarıyla
ilgili çok enteresan gizli bilgileri açığa vurdular.
Mesela NER, para toplayabilmek için Ermenilerin
sürgünü ve katliamı konularında yanlış veya önyargılı
raporlar ve haberler yayınladığını, dolayısıyla
bu yüzden Türklere karşı cephe alınmasının haksız
olduğunu duyurdu.)
Bu arada 28 Mayıs 1928 yılında Türkiye’nin çıkardığı
vatandaşlık kanunu ki ülke arasında tabiiyet sorununu
içinden çıkılmaz hale getirdi. Yeni kanun vatandaşlıktan
çıkmayı izne bağlamakla kalmıyor, Türkiye’de doğanları
şartsız vatandaş kabul ediyordu. Bu son uygulamaya
karşı yoğun bir tepki ve muhalefet olması üzerine
9 Nisan 1929 yılında kanun değişikliği yapıldı ve
Türkiye’de doğanların vatandaşlığı kişilerin isteğine
ve meclisin onayına bırakıldı. Ancak Türkiye-Amerika
Birleşik Devletleri ilişkilerinde 62 yıl süren sorun
çözüme kavuşmadı.(25)
SUNUÇ
Bugün
de Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren Ermeni dernek,
enstitü ve kurumları bulundukları ülkelerin Türkiye’ye
yönelik politikalarının tespitinde önemli rol oynamaktadırlar.
Önemli bir oy potansiyeline sahip oldukları ülkelerde
Türkiye’yi hedef alan politikalar izleyerek adayları
desteklemektedirler. Bu sayede her yıl gerek Avrupa’da
gerekse Amerika’da sözde “soykırımın” tanınmasına
yönelik girişimleri ile Türkiye’nin Ortadoğu ve
Avrupa politikalarını etkisiz veya bağımlı hale
getirmeye çalışmaktadırlar. Bugün Amerika’da 24’ün
üzerinde eyalet kendi parlamentolarında sözde soykırımı
tanımış ve buna müfredatında yer vermiştir. Demek
ki Ermeni sorununu çözülmesi ve Türkiye için bir
dış tehdit olmaktan çıkarılması için diaspora Ermenilerinin
faaliyetlerinin de analiz edilmesi gerekir. Ancak
bazılarının önerdiği gibi diaspora Ermenileri ile
diyalog yoluyla çözüm bulmak iddia edildiği gibi
kolay değildir. Bu bildire taraflar arasında diyalogun
asgari şartları tahkik edilmeye çalışılacaktır.
Öte yandan geçmişe Amerikanın himayesine girenlerin
Osmanlı devletine yönelik tehditleri bugün de başka
uluslar arası güçlerin himayesinde Türkiye Cumhuriyetine
karşı sürmektedir.
*
Prof. Dr. Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi Tarih Bölümü Trabzon
1. Ermenilerin Amerika’daki ilk faaliyetleri ve
örgütlenmeleri hakkında bkz. Çağrı Erhan, Türk Amerikan
İlişkilerinin Tarihsel Kökenleri, İmge Kitabevi,
Ankara, 2001, s.306-18.
2. Bu örgütlerin kuruluşu hakkında bkz. Kamuran
Gürün, Armenian File, London, 1983, s.120-26.
3. Robert Mirak, “Armenian Emigration to the United
States to 1915”, Journal of Armenian Studies, I/1
(1975), s.5-39, burada özellikle s.21 vd.
4. Erhan, a.g.e., s. 313.NARA T-815, Jan. 16, 1894
ve NARA M-99/96, Apr.11, 1894 numaralı fikrofilimler
tarafımızdan da incelenmiştir.
5. Bu dönem literatürünün ve Ermeni eylemlerinin
en son değerlendirilmesi için bkz. Jeremy Salt,
“The Narrative Gap in Ottoman Armenian History”,
Middle Eastern Studies 39/1 (January 2003), s.19-36.
6. Tabiiyet sorunun ortaya çıkışı ve gelişimi için
bkz. Leland J. Gordon, “The Turkish American Controversy
over Nationality”, American Journal of İnternational
Law, 25/4 (October 1931), s. 658-668. Ayrıca Erhan
a.g.e., s. 226-34
7. Robert Mirak, Tarafından Göçmen ve İstatistik
dairesi arşivlerinde yapılan çalışmalara göre bu
yıllarda göç eden Ermeni Osmanlı vatandaşların sayısı
44.165’dir. Bu sayıya sınır dışı edilenler dahil
değildir.
8. Antlaşma metinlerinin karşılaştırılması için
bkz. Erhan a.g.e., s.205-207.
9. Erhan, a.g.e., s. 228’de belirtildiğine göre
1857-58 yıllarında sadece İstanbul’da yedi eski
Osmanlı vatandaşına ve 49 Osmanlı veya başka ülke
vatandaşına protege belgesi verilmiştir.
10. Gordon, a.g.m. 660-61.
11. Gordon, a.g.m., 662-64. (Correspondance from
Consuls General, Letter from Consul General Heap
to Minister Cox, dated aug.24,1886). Erhan, a.g.e.,
s.211-18’de uygulamadan doğan sorunları somut örneklerle
ele almaktadır.
12. Erhan a.g.e. s. 228.
13. Papers Relating to Foreign relations of the
United States, 1893, s.X ve aynı eser, 1894, s.
728 Krş: Gordon, a.g.m., s.662.
14. Bu tarihten sonra iki ülke arasında yürütülen
görüşmelerin detayları için bkz. Erhan a.g.e.,s.
229-33,
15. Gordon, a.g.m. s.663
16. Bu olayda ihtimali sebebiyle vali görevden alınmıştır.
Belgesi için bkz. Foreign Relations, 1895, Vol 3,
2. 1259-62.
17. Gordon, a.g.m., s.663.
18. Foreign Relations, 1899, s.770.
19. Gordon, a.g.m. s.666.
20. Bu konuda detaylı bir değerlendirme için bkz.
Kemal Çiçek, “Amerikan Ermeni Derneklerinin Lozan
Görüşmeleri Esnasındaki Faaliyetleri”, Lozan Sempozyumu
Sunulan Bildiri (Basılacak)
21. National Archives an Research Foundation of
America (NARA) 867.4016/921 8 Şubat 1923.
22. NARA 867.4016/817
23. Bildilerinin bir kopyası için bkz. NARA m365
R 7
24. Bu dönemin ve Ermenilerin izlediği bu politikaların
bir değerlendirilmesi için bkz. Robert L. Daniel,
“The Armenian Question and American-Turkish Relations,
1914-1927”, Mississippi Valley Historical Review,
46/2 (September, 1959), s.252-275.
25. Gordon, a.g.m., 668 vd.
Not: Bu makale Elazığ’da Fırat
Üniversitesi’nde 16-17 Ekim 2003 tarihinde yapılan
IV. Türkiye’nin Güvenliği Sempozyumu Bildiriler
kitabından alınmıştır.