TÜRKLER
ERMENİLERİ 1890'LARDAN İTİBAREN KATLETMEYE Mİ GİRİŞMİŞLERDİR?
XIX.
yüzyılın ikinci yarısında bir "Ermeni Sorunu”ndan
söz edilmeye başlandığını görmekteyiz.
"Ermeni
Sorunu" için bir başlangıç noktası aramak gerekirse,
bunun 1856 İslahat Fermanı ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus
Savaşı ve bunun izleyen Ayastefanos Anlaşması ve Berlin
Konferansında bulmak mümkündür. Ancak biz, biraz daha
gerilere, 1820'lere kadar gitmenin meselenin anlaşılması
bakımından daha yararlı olacağı kanısındayız.
Çarlık
Rusyası bu dönemde dünya güç dengesinde giderek daha
önemli bir devlet olarak ortaya çıkmaktadır. Bu emperyalist
güç komşu olduğu Osmanlı Devleti topraklarını bir
tür doğal gelişme alanı olarak kabul etmekte olup
Osmanlıların sırtından güneye ve güneybatıya yayılmak
peşindedir . Nitekim, Yunanistan'ın Osmanlılardan
ayrılarak bağımsız olması büyük ölçüde Rusya'nın bu
politikası sonucudur. Bu politikanın başta gelen unsurlarından
biri de, Rusya'ya göre, Osmanlı hıristiyanlarının
hamisi olmaktır. Bu ise, Rusları ortodoks Rumların
yanı sıra Gregoryen Ermenilerle de ilgilenmeye sevk
etmektedir.
Rusya,
Batı'da Balkanlara nüfuz etmeye çalışırken, Doğu'da
da Kafkasya'ya inmektedir. Bu gelişme Katkasya'daki
Eçmiyazin Ermeni kilisesini Rus tesiri altına sokmaya
başlamıştır. Eçmiyazin ise Gregoryen Ermenilerin büyük
çoğunluğunun bağlı oldukları dinsel merkezdir.
Eçmiyazin
Kilisesi kısa sürede Rus nüfuzuna girmiş, hatta Katolikos
Nerses Aratarakes 60 bin kişilik bir Ermeni kuvvetinin
başında 1827-28 Rus-İran Savaşına Ruslar safında katılmıştır.
Rusların
Osmanlı Ermenilerine sızmaya çalışması da Eçmiyazin
Kilisesi aracılığıyla olmuş ve 1844'den itibaren İstanbul
Ermeni Patrikhanesindeki ayinlerde Eçmiyazin Katolikosunun
adı anılmaya başlamıştır.
Osmanlı
hıristiyanlarının hamisi olmaya niyetlenen yalnız
Rusya değildir. İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerini
protestanlık ve katolikliğe kazanmak amacındadırlar.
Bunda başarılı olmaları üzerine 1830'da İstanbulda
Etmeni Katolik Kilisesi, 1847de de Protestan Kilisesi
kurulmuştur. Ancak ne bu gelişmeler olup biterken,
ne de 1856'da İslahat Fermanı ilân edilirken bir "Ermeni
Sorunu" söz konusu değildir.
Toplumsal
düzenin Batı modelinde yeniden örgütlenmesi anlamına
gelen İslahat Fermanı müslümanlarla gayrîmüslimleri
aynı statüye getiriyor ve gayrimüslimlere tanınmış
bulunan ayrıcalık ve ruhani muafiyetlere de bu nedenle
son veriyordu. Bu Ferman üzerine Ermeni Patrikhanesince
hazırlanan Etmeni Milleti Nizamnamesi Osmanlı Hükümetine
sunulmuş ve 29 Mart 1862'de onaylanarak yürürlüğe
girmiştir. Nizamname ile Ermeni toplumunun içişlerini
görüşmek üzere 140 üyelik bir meclis kurulmuş, bunun
20 üyesinin İstanbul kilisesi mensuplarından, 80 üyesinin
İstanbul'daki kilise cemaatlerinden ve 40 üyesinin
taşradan seçilmesi öngörülmüştü.
İslahat
Fermanı Rusya'nın yanı sıra, İngiltere ve Fransa'ya
da Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevk etmiş, bu
ise Rusya'yı Ermenilerle ilgisini yoğunlaştırmaya
yöneltmiştir.
Bu
ilginin altında bu devletlerin Ermenilere duydukları
sempati değil, kendi emperyalist çıkarları yatmaktadır.
Bunun
neden böyle olduğunu görmek için dünyada o dönemde
mevcut güç ilişkilerine ve nüfuz mücadelesine bakmak
lâzımdır.
Bu
nüfuz ve çıkar mücadelesinin önemli alanlarından biri
de Osmanlı Devletidir. İzlenen yeni politikanın temel
taşlarından biri ise Osmanlı Devletindeki hıristiyan
unsurları ve özellikle Ermenileri Osmanlılara karşı
kullanmak olmuş ve Ermenilere, gerçekleşmeyeceği kendilerince
de bilinmesine rağmen, Doğu Anadolu'da hayalî bir
Ermenistan vaadedilmiştir.
"Ermeni
Sorunu"nun 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ve Osmanlıların
bu savaşı kaybetmeleri sonucu meydana gelen gelişmeler
üzerine çıkması bunun belirgin kanıtıdır.
Savaş
sona ererken İstanbul Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan
Eçmiyazin
Katolikosluğu
aracılığıyla Rus Çarı'ndan Rusya'nın Doğu Anadolu'da
işgal ettiği toprakları Osmanlılara geri vermemesini
istemiş, bununla da yetinmeyerek savaş sonunda Ayastefanos'daki
Rus karargâhına gidip Grandük Nikola ile görüşmüş
ve Doğu Anadolu'nun Ruslar tarafından ilhâkını bu
olmazsa bölgeye Bulgaristan'a olduğu gibi özerklik
verilmesini, bu da mümkün değilse bölgede Ermeniler
lehine islahat yapılmasını ve bu ıslahat tamamlanana
kadar Rus ordusunun geri çekilmesinini talep etmiştir.
Patriğin son talebi Ruslarca kabul edilmiş ve Ayastefanos
Anlaşmasına 16. Madde olarak girmiştir(7). Patrik
Varjabedyan'ın Osmanlı vatandaşı olduğunu hatırlatmaya
sanırız gerek yoktur.
Doğu
Anadolu'daki Rus işgali Rusya'ya Osmanlı Ermenileri
üzerindeki etkisini arttırma olanağı sağlamış ve Rus
ordusundaki Ermeni subaylar Osmanlı Ermenilerini devlet
aleyhine kışkırtmaya çalışmış ve Ermenilere "Balkanlardaki
hristiyanlar gibi
"Osmanlılardan
ayrılarak kendi muhtar devletleri kurabileceklerini"
telkin etmişlerdir.
Rusların
niyetini sezen İngiltere Ayastefanos Anlaşmasına karşı
çıkmıştır. Zira, Doğu Anadolu'da Rusya himayesinde
kurulacak bir Ermenistan İngiltere'nin Basra Körfezi
ve Hindistan yolunun güvenliğini tehlikeye düşürecektir.
Bunun üzerine İngiltere, Osmanlılardan Kıbrıs'ı kopararak
bunun karşılığında Ayastefanos Anlaşmasının değiştirilmesini
sağlamış ve Berlin Konferansında Rusya'nın Kars, Ardahan
ve Batum dışında işgal ettiği topraklardan hemen geri
çekilmesi ve Ermeni islahatının bunun ardından yapılması
kararlaştırılmış, üstelik islahatın 5 büyük devletin
denetiminde uygulanması öngörülmüştür. Bu tarihten
itibaren İngiltere "Ermeni islahatı" nı
kendi meselesi olarak görecektir.
Berlin
Konferansına İstanbul Ermeni Patrikhanesinden de bir
heyet katılmış ve isteklerini kabul ettiremeyen bu
heyet İstanbul’a "mücadele ve ayaklanmaya girişilmedikçe
hiç bir şey elde edilemeveceği" yargısıyla dönmüştür.(8)
Ayastefanos
Anlaşması ile eline geçirdiği büyük fırsatı Berlin
Konferansı ile kaybeden, ayrıca Batı’ da Yunanistan
ve Bulgaristan'ı İngiliz nüfuzuna terk etmek zorunda
kalan Rusya Doğu Anadolu'yu doğrudan ilhak etmeyi
amaçlayan bir politika izlemeye başlamış, bu politikasında
yine Ermenileri kullanmayı denemiştir.
İngiltere
ve Rusya'nın Ermeniler üzerindeki mücadelesi, Türk
düşmanlığıyla ünlü Fransız yazar Rene Pinon'un şu
sözleriyle açıkça görülmektedir:
"Rus
ve İngiliz nüfuzu Ermenilerin sırtında çarpışmıştır.
Ermenistan İngiltere'nin elinde Rus yayılmacılığına
karşı ileri bir karakol olmuştur."
1880'de
İngiltere'de Gladstone Hükûmetinin iktidara gelmesi
bu mücadeleyi daha da yoğunlaştırmıştır. İngiltere
artık Rusya'ya karşı Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü
korumak politikasını terk etmiş ve Osmanlı İmparatorluğunu
parçalayıp kendisine dost küçük devletler kurmayı
ve bunları Rusya'ya karşı tampon olarak kullanmayı
öngören bir politikayı benimsemiştir. İngiltere'ye
göre bu tampon devletçiklerden biri de Ermenistan
olacaktır.
Bu
yeni politikanın ilk sonuçları İngiliz basınında Doğu
Anadolu'dan Ermenistan diye söz edilmesi, Doğu Anadolu'nun
en ücra köşelerinde bile İngiliz Konsoloslukları açılması,
bölgedeki Protestan misyonerlerin sayısının hızla
artması ve Londra'da bir İngiliz-Ermeni Komitesinin
kurulmasıyla görülmüştür.
Rusya
ve İngiltere'nin Ermenileri kendi emellerine nasıl
alet ettikleri çok sayıda Ermeni ve yabancı kaynak
tarafından da belgelenmiştir.
Ermeni
Patriği Horen Aşıkyan "Ermeni Tarihi" adlı
eserinde şunları yazmıştır: "Türkiye'nin çeşitli
yerlerine dağılmış çok sayıda Protestan misyoner İngiltere
lehine propaganda yapmakta, Ermenilerin İngiltere
sayesinde muhtariyete kavuşacaklarını ileri sürmektedirler.
Kurdukları okullar gizli tasarıların yuvasıdır."
Ermeni
din adamı Hrant Vartabed'e göre de "Osmanlı ülkesinde
Protestan topluluklar kurulması ve bunların İngiltere
ve ABD tarafından himaye edilmesi uygarlık iddiasındaki
Batılı güçlerin en kutsal duygu olan din duygusunu
bile sömürmekten kaçılmadıklarını göstermektedir."
Vartabed, Eçmiyazin Katolikos'u V. Kevork'u da Çarlık
Rusya’sına alet olmak ve Anadolu Ermenilerine ihanet
etmekle suçlamıştır.(9)
Bir
başka teşhis İstanbul’daki Fransız Büyükelçisi Paul
Cambon'a aittir. Cambon 1894'de Paris'e gönderdiği
bir raporda şöyle demektedir.
"Gladstone
gayri memnun Ermenileri örgütlemiş, disiplin altına
almış, onlara destek vaadinde bulunmuştur. Bundan
sonra propaganda komitesi ilhamını aldığı Londra'ya
yerleşmiştir."
Jean-Paul
Ganier şunları söylemektedir:
"Millet-i
Sadıka diye adlandırılan Ermeniler, Ruslar ve protestan
misyonerlerce tahrik edilmiş ve Berlin Konferansına
sanki zulüm görmüş bir halkmış gibi başvurmuşlardır."
Edgar
Granville. "Rus tahrikinden önce Osmanlı ülkesinde
hiç bir Ermeni hareketi olmadığı; Çar himayesinde
bir Ermenistan gibi hayaller yüzünden masum insanların
acı çektiklerini" kaydetmiş ve "asıl büyük
canilerin Çarlar olduklarını", "Ermeni hareketlerinin
Doğu Anadolu'nun Rusya’ya ilhakını amaçladığını"
vurgulamıştır.
Ermeni
yazar Kaprielian Ermeni Krizi ve Yeniden Doğuş adlı
kitabında "ihtilâl vaad ve telkinlerini Ruslara
borçlu olduklarını" iftiharla belirtmiştir.
Taşnak
yayın organı Hairenik ?8 Haziran 1918 tarihli sayısında
şu itirafta bulunmaktadır;
"Türkiye'deki
Ermeniler arasında ihtilâlci ruhun uyanması Rus kışkırtmaları
sonucudur. Rusya ...... sınır halklarında her türlü
merkezkaç eğilimi teşvik etmiştir."
Bu
gerçekler karşısında, Ermeni sorunun ardında emperyalizmin
Osmanlı İmparatorluğunu parçalama ve paylaşma politikalarının
yattığını söylemek güç olmayacaktır.
Bu
politika çerçevesinde 1880'den itibaren Doğu Anadolu'da
bazı Ermeni komiteleri kurulmaya başlamış, Van'da
"Kara Haç" ve "Armenakar", Erzurum'da
"Vatan Koruyucuları" adlı komiteler teşkil
edilmiştir. Bu komiteler yerel düzeyde kalmış ve Osmanlı
yönetiminden bir şikâyeti olmayan ve refah ve barış
içinde yaşamaya devam eden Ermeni halkının büyük çoğunluğunun
bu faaliyete rağbet etmemesi nedeniyle etkili olamamış
ve zamanla varlıkları da sona ermiştir.
Osmanlı
Ermenilerini içeride kurulan komiteler yoluyla devlete
karşı harekete geçirmek mümkün olamayınca, bu kez
bir başka yol denenmiş ve Rus Ermenilerine Osmanlı
toprakları dışında komiteler kurdurtulmuştur. Böylece
1887'de Cenevre'de
Hınçak,
1890'da Tiflis'de Taşnak Komiteleri onaya çıkmıştır.
Bu komitelere hedef olarak Anadolu toprakları ve amaç
olarak Osmanlı Ermenilerini "kurtarmak"
gösterilmiştir.
Ermeni
propagandasının bugünkü öncülerinden Louise Nalbandian
Hınçak Komitesi için şöyle demektedir:
"(Ermeni)
Halkın(ın) duygularını harekete geçirmek için tahrik
ve teröre ihtiyaç vardır. Halk, düşmanlarına karşı
kışkırtılacak ve aynı düşmanın misilleme faaliyetlerinden
yararlanılacaktı. Terör, halkı korumak ve Hınçak programına
güven duymasını sağlamak için bir yöntem olarak kullanılacaktı.
Parti (komite), Osmanlı Hükümetini terörize etmeyi
amaçlamıştı. Bu suretle rejimin prestiji azaltılacak
ve tam anlamıyla dağılması için çaba harcanacaktı.
Terörist taktiklerin tek odak noktası hükümet olmayacaktı.
Hınçaklar, o sırada hükümet hesabına çalışan en tehlikeli
Ermeni ve Türkleri öldürmek istiyor ve bütün casus
ve muhbirleri yok etmeye çalışıyorlardı. Parti (komite),
bütün bu terörist faaliyetlerde bulunabilmek üzere
kendisine özgü bir kuruluş meydana getirecekti."(10)
K.S.
Papazian ise Taşnak Komitesi hakkında şunları yazmaktadır:
"Komitenin
programı isyan yoluyla Türkiye Ermenistan’ına siyasî
ve ekonomik özgürlük sağlamaktı... Komitenin 1892
yılında yapılan Genel Kurulunda kararlaştırılan programın
8. metodu Hükümet yöneticilerini ve hainleri terörize
etmek, Il. metodu ise Hükümet kuruluşlarını tahrip
etmek ve yağmalamaktı. "( 11)
Taşnak
kurucularından ve ideologlarından Dr. Jean Loris-Melikoff,
"Komitenin çıkarlarının Ermeni toplumunun çıkarlarından
önde geldiğini ve amaçlarının gerçekleşmesi uğruna
zengin Ermenilerden terör yoluyla para toplandığını"
kabul etmektedir (12).
Yine
Taşnak ideologlarından Varandian, "Histoy of
the Dahnagizoutune" (Paris,1932) adlı kitabında
aynı itiraflarda bulunmaktadır.
Ermeni
yazarların da açıkça kaydettikleri gibi amaç Anadolu'da
isyanlar çıkarmak, yöntem ise terördür. Ermeni komiteleri
bu programlarını uygulamaya koymak için zaman kaybetmemişler
ve çeşitli ayaklarıma girişimlerinde bulunmuşlardır.
Ayaklanma
teşebbüsleri önce Hınçaklardan gelmiş, daha sonra
Taşnaklar da bu yolu izlemişlerdir. Bütün ayaklanma
girişimlerinin ortak özelliği bunların Osmanlı ülkesine
dışarıdan gelen komitecilerle planlanmış ve gerçekleştirilmiş
olmasıdır.
İlk
isyan 1890'daki Erzurum isyanıdır. Bunu yine aynı
yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'de Kayseri,
Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'de Sasun
isyanı, 1895'de Babıâli gösterisi ve Zeytun isyanı,
1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankasının işgali, 1903'de
2. Sasun isyanı, 1905'de Padişah Abdülhamid'e suikast
teşebbüsü. 1909'da Adana isyanı takip etmiştir.
Bütün
bu isyan ve olaylar Ermeni Komitelerince Ermenilerin
"Türklerce katledilmesi" olarak tanıtılmış
ve Batı ülkelerine, Hıristiyan kamuoylarına bu şekilde
yansıtılarak büyük bir gürültü koparılmıştır. Bu amaçla
hiçbir yalandan kaçınılmamış, olaylar tahrif edilmiştir.
Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar dağılmış Hıristiyan
misyonerler ile büyük devletlerin Konsoloslukları
ve İstanbul'daki Büyükelçilikler bu propagandanın
batı kamuoylarına iletilmesinde ve benimsetilmesinde
büyük bir rol oynamışlardır. Buna Batı basının bu
yoldaki yayınlan da eklenince, Hıristiyan kamuoyları
Ermenilerin gerçeklerle hiçbir ilgisi bulunmayan mesajlarını
benimsemeye başlamışlardır. Esasen, kendi devletlerinin
politikaları da bu mesajların benimsenmesini gerektirmekteydi.
Üstelik, Batı'ya göre bu "Hıristiyanlarla Müslümanlar
arasındaki bir çatışmaydı ve vahşi Müslümanlar masum
Hıristiyanları katletmekteydi." Öyle ise, yapılacak
iş Müslümanlara karşı Hıristiyan Ermenileri desteklemek
ve himaye etmekti. Gerçekten de böyle yapılmıştır.
Ancak
meselenin aslının hiç de böyle olmadığı ve Ermeni
komitelerinin bu propagandasının altında büyük devletleri
Osmanlılara karşı silâhlı müdahaleye zorlamak amacının
yattığı belgelerle sabittir.
İstanbul'daki
Ermeni Patriği daha 6 Aralık 1876'da İngiliz Büyükelçisi
Elliot'a "eğer Avrupa’nın bu işe müdahalesi dikkatinin
çekilmesi için ihtilâl isyan çıkarmak lâzımsa, bunu
yapmanın hiç de zor olmadığını” söylemiştir.(13)
İstanbul'daki
İngiliz Büyükelçisi Currie 28 Mart 1394'de İngiliz
Dışişlerine şu raporu göndermiştir:
"Erzurum'daki
ihtilâlcilerin hedefi karışıklıklar çıkararak Osmanlıların
karşılık vermesini temin etmek ve böylece yabancı
ülkelerin duruma müdahale etmesini sağlamaktır."(14)
Erzurum’daki
İngiliz Konsolosu Graves 28 Ocak 1895'de İstanbul'daki
İngiliz Büyükelçiliğine yolladığı mesajda, "Komitelerin
amaçlarının genel bir memnuniyetsizlik yaratarak Türk
Hükümeti ve halkının hayali acılarına, dolayısıyla
durumu düzeltme gereğine çekmek" olduğunu bildirmiştir.(15)
Yine
Graves New York Herald Muhabiri Sydney Whitman’ın
"eğer bu memlekete hiç bir Ermeni komitecisi
gelmemiş olsaydı ve Ermenileri isyana kışkırtmasaydılar,
bu çarpışmalar olur muydu?" şeklindeki sorusuna
şu yanıtı vermiştir:
"Tabîî
ki hayır; sanmam ki bir tek Ermeni öldürülmüş olsun.
"(16)
Van’daki
İngiliz Muavin Konsolosu Williams 4 Mart 1896 tarihli
yazısında "Taşnak ve Hınçakların kendi vatandaşlarını
terorize ettiklerini, aşırılık ve çılgınlıklarıyla
Müslüman halkı kışkırttıklarını,reformların uygulanması
için girişilen tüm çabaları felce uğrattıklarını ve
bütün Anadolu'da olup bitenlerden Ermeni komitelerinin
cinayetlerinin sorumlu olduğunu" belirtmiştir.(17)
Adana'daki
İngiliz Başkonsolosu Doughty Wily 1909'daki bir raporunda
"Ermenilerin yabancı müdahaleyi sağlamaya çalıştıklarını"
yazmıştır.(18)
Bitlis
ve Van’da Rus Başkonsolosluğu yapan General Mayewski
1912 tarihli bir raporunda şunları kaydetmiştir:
"1895
ve 1896 yıllarında Ermeni komiteleri Ermenilerle yerel
halk arasında öyle bir kuşku yaydılar ki, bu bölgelerde
herhangi bir reformun yürütülmesi imkansız hale gelmişti.
Ermeni din adamları hemen hemen hiçbir dini eğitim
gayreti içinde değillerdi. Buna karşılık, milliyetçilik
fikirlerini yaymak için çok çalıştılar. Bu tür düşünceler
esrarengiz manastırların duvarları içinde gelişti
ve dini görevlerin yerini Hıristiyanların Müslümanlara
olan düşmanlığı aldı. 1895 ve1896 yıllarında Asya
Türkiye’sinin pek çok vilâyetinde çıkan ayaklanmaların
sebebi ne Ermeni köylülerin büyük sefaleti, ne de
maruz bulundukları baskı idi. Zira bu köylüler komşularından
çok daha zengin ve müreffehtiler:Ermenilerin ayaklanması
şu üç sebepten ileri geliyordu:
1.
Bunların siyasi konularda bilinen tekâmülleri,
2.
Ermeni kamuoyunda milliyetçilik, kurtuluş ve bağımsızlık
fikirlerinin gelişmesi,
3.
Bu fikirlerin Batı hükümetlerince desteklenmesi ve
Ermeni din adamlarının telkin ve çabalarıyla yayınlanması."(19)
Mayewski,
Aralık 1912 tarihli bir başka raporunda, "Taşnak
komitesinin Ermenilerle müslümanları birbirine düşürerek
durumu karıştırmaya ve Rus müdahalesine zemin hazırlamaya
çalıştığını" vurgulamıştır.(20)
Nihayet,
Taşnak ideologu Varandian "Avrupa'nın müdahalesini
sağlamak istediklerini" itiraf etmiş(21), Papazian'da
"isyanların amacının Avrupa devletlerinin Osmanlı
Devletinin içişlerine karışmalarını sağlamak olduğunu'
yazmıştır.(22)
Ermeni
komiteleri her isyanı, bu isyandan hemen sonra Avrupalıların
müdahalede bulunacakları propagandasıyla çıkarmışlardır.
Bu propagandaya komitecilerden bazıları da inanmış,
Osmanlı Bankasının işgali olayında saatlerce İngiliz
donanmasının gelişini gözleyen komiteci Armen Aknomi
kaderine küserek intihar etmiştir.
Gerek
Ermeni yazar ve komitecilerin, gerek Ermenileri destekleyen
İngiliz ve Rus diplomatlarının ifadelerinden de açıkça
görüldüğü üzere, Ermeni ayaklanmasının nedeni ne sefalet,
ne islahat, ne de baskıya tâbi tutuldukları iddiasıdır.
Ayaklanmanın nedeni Batılılar ile Rusya'nın Ermeni
komiteleri ve kilisesi ile işbirliği halinde Osmanlı
İmparatorluğunu parçalamak istemeleridir.
Osmanlılar
ise bu isyanlar karşısında, her devletin yapacağını
yapmışlar ve isyanları bastırmak için asilerin üzerine
kuvvet göndermişlerdir. İsyanlar, Ermeni halkının
çoğunluğunun komitelerin faaliyetini benimsememesi
nedeniyle kısa sürede bastırılabilmiştir. ancak, yukarıda
da değinildiği gibi. her isyanın bastırılması yeni
bir "katliam” olarak sunulmuştur.
Yakalanan
komiteci teroristler yine büyük devletlerin yardımıyla
serbest bırakılmışlardır. Zeytun isyanının, Osmanlı
Bankası işgalinin ve padişah Abdülhamid'e yapılan
suikast girişiminin ele başları büyük devletlerin
müdahaleleriyle ellerini kollarını sallayarak Osmanlı
topraklarını terk edebilmişler, üstelik düzenlenen
sahte pasaportlarla yeni cinayetler işlemek üzere
tekrar geri dönebilmişlerdir.
Ancak,
gerek Ermeni komitelerinin, gerek büyük devletlerin
gözden uzak tuttukları temel bir unsur vardır: Ermeniler
adına talep edilen topraklarda yaşayan Ermeniler küçük
bir azınlıktır.
Ermenilerin
üzerinde özerk bir Ermenistan kurulmasını istedikleri
6 doğu vilâyeti Erzurum, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır
ve Sivas'tır. Ermeni toprak istekleri zamanla gelişecek
ve Adana, Halep ve Trabzon’u kapsayacaktır. Şimdi,
Batı kaynakları içinde doğu illerinde Ermeni nüfusunu
en yüksek gösteren Fransız sarı Kitabını esas alarak
bu vilayetlerin nüfus yapılan ile Ermeni nüfusunun
toplam nüfusa oranlarını görelim.
|
|
Toplam
Nüfus
|
Gregoryan
Ermeni Nüfusu
|
Ermeni
Oranı(%)
|
|
Erzurum
|
645,702
|
134,967
|
20,90
|
|
Bitlis
|
398,625
|
131,390
|
32,96
|
|
Van
|
430,000
|
80,798
|
18,79
|
|
Elaziz
|
578,814
|
69,718
|
12,04
|
|
Diyarbakır
|
471,462
|
79,129
|
16,78
|
|
Sivas
|
1,086,015
|
170,433
|
15,68
|
|
Adana
|
403,539
|
97,450
|
24,14
|
|
Halep
|
995,758
|
37,999
|
3,81
|
|
Trabzon
|
1,047,700
|
47,200
|
4,50
|
Buradan,
hayalî bir Ermenistan vaadiyle Ermenileri Osmanlı
Devletine karşı kışkırtan Rusya'nın kendi ülkesinde
Ermenilere nasıl muamele ettiğini ve asıl niyetlerinin
ne olduğunu kısaca belirtmekte yarar görüyoruz.
Rusya
Katkaslara indiğinde Kafkas Ermenilerini Ruslaştırmayı
ve Ortodokslaştırmayı öngören bir politika izlemeye
başlamıştır. Bu amaçla 1836'da Polijenia kanunu çıkarılmış,
Eçmiyazin
Katolikosluğunun yetkileri kısıtlanmış, Katolikos
tayini Çarın görev alanına girmiştir. 1882'de Ermeni
gazeteleri ile okulları kapatılmış, 1903'de ise bu
kez Ermeni kilisesi, kurum ve okullarının mal varlığına
el konulmuştur. Özetle, Rus Dışişleri Bakanı Lebonof
Rostowski'nin ünlü deyimiyle "Ermenisiz bir Ermenistan"
hedef alınmıştır. Bu deyimin, son yıllarda, bazı Ermeni
yazarlarca Osmanlı Yönetimine atfedilmeye çalışıldığı
görülmektedir. Bu husus da Ermeni propagandasının
karakteri hakkında belirgin bir fikir verebilmektedir.
Rusya'nın
Ermenilere yaptığı baskı ve zulüm gerek Ermeni, gerek
yabancı yazarlarca ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Biz
şu iki örneği vermekle yetiniyoruz:
Ermeni
tarihçi Vartanyan Ermeni Harekâtının Tarihi adlı kitabında
şunları yazmaktadır:
"Osmanlı
Ermenisi Çarlık Rusyası Ermenisine göre gelenek, din,
edebiyat ve dil itibariyle tamamen serbestti."
Edgar
Granville de "Rus mezalimine karşı Ermenilerin
fek sığınağının Osmanlı Devleti olduğunu" kaydetmektedir.
Rusya'nın
asıl niyeti Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurulmasını
sağlamak değil, bu toprakları ilhak etmektir. I. Dünya
Savaşı içinde yapılan Osmanlı lmparatorluğunun paylaşılması
anlaşmalarında Ermenilerin üzerinde muhtar bir devlet
kurmayı hayal ettikleri topraklar Rusya ve Fransa
arasında taksim edilmiştir. Rus Çan de Eçmiyazin Katolikosuna
"Rusya'da bir Ermeni meselesi olmadığını' söyleyerek
Rus niyetini açıkça dile getirmiştir.
Ermeni
yazar Boryan bu hususu şu sözleriyle isabetle teşhis
etmiştir:
"Çarlık
Rusyası hiçbir zaman Ermeni muhtariyetini sağlamak
istememiştir. Bu nedenle Ermeni muhtariyeti için çalışan
Ermeniler aslında Rusya'nın Doğu Anadolu'yu ele geçirmesi
için Çarlık ajanı olarak faaliyet göstermişlerdir."
Öyle
ise, Ruslar Ermenileri yıllarca aldatmışlar ve Ermeniler
boş bir hayal peşinde koşmuşlardır.
Dipnotlar:
(7) URAS, Esat: a.g.e , sayfa 212- 215
(8) URAS, Esat : a.g.e , sayfa 250 - 251
(9) SCHEMSİ, Kara; a.g.e. pp. 20 – 21
(10) NALBANDIAN, Luase;Armenian Revolutionary Movement
University of California Press, 1963, sayfa 110 –
111
(11) PAPAZIAN K.S., Patriotism Perverted, Boston,
Baikar Press1934 ; sayfa 14 – 15
(12) Loris-Melikoff, Dr. Jean; La Revolution Russe
et les Nouvelles Repobliques Transcaucasiennes, Paris
1920 sayfa. 81
(13) İngiliz Dışişleri Arşivi, F.O. 424/46, sayfa
205-206, No.336
(14) İngiliz Mavi Kitabı,No.6(1894);sayfa 57.
(15) İngiliz Mavi Kitabı,No.6(1894),sayfa.222-223
(16) URAS,Esat;a.g.e.,sayfa 426
(17) İngiliz Mavi Kitabı,No.8(1896),sayfa 108.
(18) SCHEMSI,Kara;a.g.e.,sayfa 11.
(19) General MAYEWSKI:Statistigue des Provinces de
Van et de Bitlis.sayfa 11-13
(20) SCHEMSİ.Kara :a.g.e.sayfa11
(21) VARANDIAN Mikayel. History of the Dashnagtzoutune,
Paris, 1932 sayfa 302 Papazian, K.S. age. Sayfa 19
(22) PAPAZIAN, K,S,; a.g.e., sayfa 19.