|
YER
DEĞİŞTİRME KANUNU VE UYGULAMASI
Yer Değiştirmenin
Nedenleri
Ermeni
isyanları ve katliamları karşısında Osmanlı Hükümeti, öncelikle
bölgesel tedbirlere başvurmuş ve olayları yerinde bastırmayı
ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiştir. Ermenilerin
silahlarıyla firarlarına, dini liderlerinin isyanlardaki büyük
rollerine rağmen, Hükümet bu isyanları münferit bazı teşebbüsler
şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur. Aynı zamanda başta
Ermeni Patriği ve Ermeni milletvekilleri olmak üzere, komitelere
ve Ermeni cemaatinin önde gelenlerine yeni karışıklıklar çıkması
durumunda "ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert
önlemler almak zorunda kalınacağı" anlatılmıştır.
Osmanlı hükümetinin
bu gayretleri belgeleriyle sabittir. Fakat daha savaş başlamadan
önce her türlü isyan hazırlığına girişmiş olan Ermeniler,
savaş başlar başlamaz toplu bir isyana yönelmemişlerdir. Ermenilerin
eylemleri, Osmanlı orduları cephede savaşırken, "Ermeni
bağımsızlığı için, müttefik davasına hizmet gayesiyle"
hazırlanan plâna uygun yürütülmüştür. Ancak, Ermeni çetelerinin
cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre
hıyanet sayıldığı gerçeği göz ardı edilmiştir.
Ermeni isyanları
özellikle Doğu Anadolu'dan başlayarak diğer bölgelere yayılmıştır.
Erzurum ve çevresinde Rus işgalinin genişlemesiyle Ermeniler,
"müslüman halkın kanını kendilerine mubah" görmüşler
ve bir Alman generalinin ifadesiyle, "Bu bölgedeki
Müslüman halkı silip süpürmeye başlamışlar”dır.
Ermeni çetelerinin
bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri tarafından
Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapılan aramalarda pek
çok silâh ve cephane ele geçirilmiştir. Artık devletin varlığını
ağır bir şekilde tehdit bu durum, biraz daha hoşgörü gösterildiğinde,
telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürükleneceğini göstermekteydi.
Osmanlı devletinin
savaşa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan
sonra, Ermenilerin Müslüman halka karşı baskıları, askerden
firarları, asker ve jandarmaya saldırıları, silahlı ve mühimmatla
yakalanmaları, Fransızca, Rusça ve Ermenice şifreli yazışmaların
ele geçirilmesi gibi gelişmeler, ülke çapında bir karışıklık
çıkaracaklarını gösteren en önemli kanıtlar olmuştur.
Osmanlı hükümeti,
isyan ve katliamlara karşı güvenlik tedbirleri almakla beraber,
“Yer Değiştirme Kanunu”ndan önce de, bu tedbirlerin yeterli
olmadığı durumlarda Ermenileri başka yerlere yerleştirme yoluna
gitmiştir. Ancak bu uygulamanın genelleştirilmesi fikrini
doğuran olay, Van Ermenilerinin isyanı olmuştur. Çevredeki
Ermenilerin, Osmanlı devletinin savaşa girdiği tarihlerde
Van'da toplandıkları ve silahlanarak Rusların iyice yaklaşmasını
bekledikleri resmi belgelere yansımıştır.
Ermenilerin
başlattıkları isyanlar, -katliamlar ve tahriplerin dışında-
Rusların bir ay içinde Van, Malazgirt ve Bitlis'i işgali ile
sonuçlanmıştır. Van örneği, Türk ordusunun daima arkadan vurulacağını
ve ihanete uğrayacağını göstermiştir. Bu durumda hükümet,
ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan bazı Ermenilerin, “yer
değiştirmelerine” karar vermek zorunda kalmıştır.
İtilaf Devletleri
ve Rusya ile birlik olan Ermenilerin başlattıkları isyan ve
katliamlar savaşın kaderini etkileyecek noktaya ulaşınca,
Başkomutan Vekili Enver Paşa duruma bir çare bulmak amacıyla,
2 Mayıs 1915'te İçişleri Bakanı Talat Paşa'ya bir yazı göndererek,
"Van bölgesindeki isyanlarını sürdürmek için daima
toplu ve hazır bir halde bulunan Ermenilerin, isyan çıkaramayacak
şekilde dağıtılmaları gerektiğini” bildirmiştir.
Bunun üzerine
Talat Paşa, 23 Mayıs 1915’te, 4. Ordu Komutanlığına bir şifre
göndererek, “Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan
Ermenilerin, Musul vilâyetinin Güney kısmı, Zor sancağı ve
Merkez hariç olmak üzere Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş
civarından çıkarılan Ermenilerinse Suriye vilâyetinin Doğu
kısmı ile Halep vilâyetinin Doğu ve Güneydoğusu'na sevk ve
iskân edilmelerini” istemiştir. Sevk işlemlerini takip
etmek üzere Adana, Halep ve Maraş bölgesine mülkiye müfettişleri
tayin edilmiştir.
Yer değiştirmeyi
zorunlu kılan; Birinci Dünya Savaşı’nda ele geçirdikleri yerlerin
kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı
gibi hayallere kanan Ermenilerin, vatandaşı bulundukları Osmanlı
devletini arkadan vurmaları ve isyanlarıdır. Kafkas ve İran
cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin
yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet
güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve
dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.
Yer değiştirme
uygulaması nedense bu gözle görülmek istenmemekte, Ermenistan
ve Ermeni diasporası Osmanlı aleyhine olumsuz, yalan ve iftiralarla
dolu propagandalar yapmaktadır. Halbuki, tarihi gerçek şudur:
yer değiştirme kararı ile Osmanlı Devleti, Ermenileri yok
olmaktan kurtarmış ve eşine az rastlanır bir şekilde korumuştur.
Bugün Ermeni milleti varlığını devam ettiriyorsa, bu Osmanlıların
iyi niyeti ve başarısı sayesindedir.
Yer Değiştirme
(Tehcir) Kanunu
Osmanlı hükümeti,
yer değiştirme uygulamasını o günün şartlarında bir kanuna
dayandırmıştır. Keyfi bir uygulama değildir. Dört maddelik
kanun, “savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler
için askeri birliklerce alınacak tedbirleri” içermektedir.
Kanunun çıkış süreci şöyledir:
İçişleri Bakanlığı
isyancı Ermenilere karşı tutuklama gibi bazı önlemleri alırken,
24 Mayıs 1915'te ortak bir bildiri yayınlayan Rusya, Fransa
ve İngiltere hükümetleri, bir aydan beri, "Ermenistan"
diye adlandırdıkları Doğu ve Güney-Doğu Anadolu'da Ermenilerin
öldürüldüklerini ileri sürmüşler ve olaylardan Osmanlı hükümetini
sorumlu tutacaklarını açıklamışlardır.
Konunun bu
şekilde uluslar arası bir boyut kazanması üzerine Talat Paşa,
yer değiştirme uygulaması hakkında hazırladığı bir yazıyı
26 Mayıs 1915 günü Başvekalet’e (Başbakanlığa) göndermiştir.
Yazıda, Ermenilerin isyan ve katliamlarına dikkat çekildikten
sonra, savaş bölgelerindeki Ermenilerin başka bölgelere nakline
karar verildiği anlatılmıştır. Bu durum, Başbakanlık’ça derhal
Meclis gündemine getirilmiştir.
Başbakanlık,
devletin güvenliği için başlatılan yer değiştirme uygulamasının
yerinde olduğunu belirtilerek, bunun bir usul ve kurala bağlanmasının
zorunluluğunu dile getirmiştir. Meclis, aynı tarihte uygulamayı
kabul eden bir karar almıştır. Böylece 27 Mayıs 1915’te Meclis’ten
çıkan “Yer Değiştirme Kanunu”, 1 Haziran 1915 günü
dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekâyi’de yayımlanarak yürürlüğe
girmiştir.
Kanunun;
1. maddesinde
"Devlet güçlerine ve kurulu düzene karşı muhalefet,
silahla tecavüz ve mukavemet görülürse şiddetle karşı konulması
ve imha edilmesi",
2. maddesinde
"Silahlı güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit
edilen köy ve kasabaların başka bölgelere yerleştirilmesi",
3. maddesinde
kanunun yürürlüğe giriş tarihi ve
4. maddesinde
de kanunun uygulamasından sorumlu olanlar belirtilmektedir.
Görüldüğü üzere
kanun; tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik,
şiddete karşı bir yetki kanunudur. En önemli özelliği ise;
“kanun metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin zikredilmemiş
veya ima edilmemiş” olmasıdır. Kanun kapsamına giren Müslüman,
Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları yerlerinden başka
yerlere sevk edilerek göçe tabi tutulmuştur.
Başbakanlık
tarafından 30 Mayıs 1915’te İçişleri, Harbiye ve Maliye Nezâretlerine
(Bakanlıklarına) gönderilen bir yazıda, göçün nasıl uygulanacağı
ayrıntılı şekilde anlatılmış ve şöyle denilmiştir(1):
“Göç ettirilenler,
kendilerine tahsis edilen bölgelere can ve mal emniyetleri
sağlanarak rahat bir şekilde nakledileceklerdir;
Yeni evlerine
yerleşene kadar iaşeleri Göçmen Ödeneği’nden karşılanacaktır;
Eski malî
durumlarına uygun olarak kendilerine emlâk ve arazî verilecektir;
Muhtaç olanlar
için hükümet tarafından konut inşa edilecek; çiftçi ve ziraat
erbabına tohumluk, alet ve edevat temin edilecektir;
Geride bıraktıkları
taşınır malları, kendilerine ulaştırılacak; taşınmaz malları
tespit edilecek ve kıymetleri belirlendikten sonra, paraları
kendilerine ödenecektir;
Göçmenlerin
ihtisasları dışında kalan zeytinlik, dutluk, bağ ve portakallıklarla,
dükkân, han, fabrika ve depo gibi gelir getiren yerleri açık
arttırma ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri
sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir;
Bütün bu
konular özel komisyonlarca yürütülecek ve bu hususta ayrıntılı
bir tâlimatnâme hazırlanacaktır.”
Talat Paşa’nın
Ermenilerin soykırımını isteyen telgrafı var mıdır?
Ermeniler hakkında
alınan tedbirlerin onları imha maksadını taşımadığı, Talat
Paşa tarafından her fırsatta dile getirilmiştir. Nitekim 29
Ağustos 1915 tarihinde ilgili vilâyetlerin vali ve mutasarrıflarına
gönderilen bir şifre telgrafta kullanılan üslup, bunun en
açık delilidir. Şifrede şöyle denilmektedir:
"Ermenilerin
bulundukları yerlerden çıkarılarak tayin edilen bölgelere
sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet
aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan Hükümeti
teşkili hakkındaki millî emellerini takip edemeyecek bir hale
getirilmelerini temin etmektir. Bu kimselerin imhası söz konusu
olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin emniyeti sağlanmalı
ve muhacirîn tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşelerine ait
her türlü tedbir alınmalıdır. Ermeni kafilelerine saldırıda
bulunanlara veya bu gibi saldırılara önayak olan jandarma
ve memurlar hakkında şiddetli kanunî tedbir alınmalı ve bu
gibiler derhal azledilerek Divan-ı Harplere teslim edilmelidir(2)."
Talat Paşa’nın
verdiği emir böyle olmasına rağmen, sözde Ermeni soykırımı
iddiacıları, gerçeği çarpıtmışlar; Talat Paşa’nın Ermenilerin
katledilmesine yönelik emir verdiğini ileri sürmüşlerdir.
Dayanakları ise Aram Andonian adlı bir Ermeni’nin, 1920 yılında
Londra’da yayınladığı "Naim Bey'in Anıları/Ermenilerin
Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri"
isimli kitabıdır. Kitapta yer alan ve Talat Paşa'ya atfedilen
telgraflar; bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş
sahte belgelerdir. Bu belgelerin sahteliği, Şinasi Orel ve
Süreyya Yuca tarafından yapılan inceleme sonucunda kanıtlanmıştır(3).
Yer Değiştirme
Sırasındaki Uygulamalar
Kanuna göre
hazırlanan uygulama emri ile yer değiştirmenin nasıl yapılacağı
tüm ayrıntıları ile belli kurallara bağlanmıştır. Bu emirde;
menkul ve gayri menkullerin nasıl teslim alınacağı, araziler
ve üzerindeki mahsulün durumu, bunların kayda alınması, göç
edenlere sıcak ve etli yemek verilmesi gibi konulara dahi
yer verilmiştir. Uygulama emrinde, menkul ve gayrimenkulun
yok edilmesi ya da insanların öldürülmesi yönünde herhangi
bir işaret olmadığı gibi; tam tersine uygulamada hata yapanların
idam cezasına kadar uzanan ağır cezalarla cezalandırılacağı
belirtilmektedir.
Yukarıda verilen
uygulama emrinden anlaşıldığı gibi, yerleri değiştirilenler
taşınabilir mal ve eşyalarını beraberlerinde götürecekler
veya bunlar sonra kendilerine ulaştırılacak, taşınmaz malları
ise açık attırma ile satılacak ve bedelleri kendilerine ödenecektir.
Bu esaslar
içinde göç ettirilen Ermeni kafileleri, yerleştirilecekleri
yerlere gönderilmek üzere, yol kavşakları üzerinde bulunan
Konya, Diyarbakır, Cizre, Birecik ve Halep gibi belirli merkezlerde
toplanmışlardır.
Kafilelerin
sevk edildikleri güzergâhlar, göçmenlerin zorluklarla karşılaşmamaları
ve güvenlikleri için mümkün olduğu kadar kendilerine yakın
yollardan seçilmiştir. Güzergâhların seçiminde tren yolları
ve “şahtur” denilen nehir kayıklarının bulunduğu yerler tercih
edilmiştir.
Bir yandan
Birinci Dünya Savaşı'nın sürmesine rağmen, yer değiştirmenin
düzenli bir şekilde yürümesi ve kafilelerin herhangi bir zarara
uğramaması için azami dikkat gösterilmiştir. Nitekim, Amerika'nın
Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Ağustos 1915'te Büyükelçi
Morgenthau’ya gönderdiği raporda, “Tarsus'tan Adana'ya
kadar bütün hat güzergâhının Ermenilerle dolu olduğunu; kalabalık
yüzünden birtakım sıkıntıların olmasına rağmen Hükümetin bu
işi son derece intizamlı bir şekilde idare ettiğini; şiddete
ve düzensizliğe yer vermediğini; göçmenlere yeteri kadar bilet
sağladığını; muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu” belirtmiştir(4).
Eğer Osmanlı
hükümeti bir grup insanı yok etme maksadıyla bu uygulamaya
girişmiş olsa idi, göç edenlere yolda sağlanacak imkanları,
kafilelerin eşkıya baskınlarına karşı korunmasını, hastalara
yardım yapılmasını, çocukların korunmasını, geride bıraktıkları
menkul ve gayrimenkullerin kayıt altında tutulmasını, etli
yemek verilmesine ilişkin kararları uygulamaya geçirmezdi.
İşte bu nedenlerle, yer değiştirme, Ermenileri yok etmek değil,
devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür.
Yer Değiştirme
Sırasında Yapılan Harcamalar
Yer Değiştirme
Kanunu ile yerleri değiştirilen Müslüman, Rum ve Ermeniler
ile Anadolu'ya yönelen göç hareketlerine ilişkin ihtiyaçları
karşılamak amacıyla, Göçmen Genel Müdürlüğü kurulmuş, bu kurum
tarafından göçmenlerin, yerleştirme, geçim ve diğer sorunları
çözülmeye çalışılmıştır.
Uygulamaya
ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu, Ermeni
çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına
kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Yer değiştirmeye tabi
göçmenlerin, sevk, yerleştirme ve geçimlerinin sağlanması
için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230
milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır(5).
Göç esnasında
oluşturulan kafilelere, vasıta veya binek hayvanı sağlanmış,
kadın, yaşlı ve çocuklarla, hastalara özel ilgi gösterilmiştir.
Dönemin İçişleri Bakanlığınca yayınlanan yönetmeliğin 2. maddesinde,
“nakledilen Ermenilerin taşınabilecek bütün mallarını ve
hayvanlarını birlikte götürebilecekleri”, 3. maddesinde
ise, “yerleştirilecekleri yerlere sevk edilen Ermenilerin
yolculuk sırasında canlarının korunması, yiyeceklerinin temini
ve istirahatlarının, geçtikleri yerlerde bulunan yönetim makamlarına
ait olduğu; bu konuda meydana gelecek gevşeklik ve ilgisizlikten
sırasıyla bütün memurların sorumlu olduğu” ayrıntılı bir
şekilde açıklanmıştır.
Deniz yoluyla
göç edenlerin o dönemde salgın bulunan sıtma hastalığına karşı
korunabilmeleri için kinin dağıtılmış, hastalar için sivil
hastaneler yanında askeri hastanelerden de yararlanma imkanı
getirilmiştir. Göçmenlerden ailelerini yitirmiş olan kimsesiz
çocuklar yetimhanelere veya göç edilen yerlerdeki ailelere
yerleştirilmiş ve bunların geçimleri sağlanarak meslek sahibi
olmaları için eğitim imkanı sağlanmıştır.
Osmanlı hükümeti,
yer değiştirme uygulaması için ciddi harcamalar yaparken,
bir yandan da göçe tabi tutulan Ermenilerin devlete ve şahıslara
olan borçlarını ya ertelemiş ya da tamamen silmiştir. Bu arada
Amerika'dan Ermeni göçmenlere verilmek üzere gönderilen bir
miktar para da Amerikan misyonerleri ve konsolosları tarafından
Hükümetin bilgisi dahilinde Ermenilere dağıtılmıştır.
Yer Değiştirmeden
Önce Ermeni Nüfusu
Ermeni komitacılar
ve bugünkü destekçileri tarafından günümüzde en çok istismar
edilen ve çarpıtılan konu Ermeni nüfusunun göç öncesi ve sonrasındaki
durumudur. Savaş döneminde tutulan kayıtlar, resmi rakamlar,
kilise kayıtları, yabancı misyonların raporlarında yer alan
nüfus bilgileri ve diğer belgelere rağmen sürekli olarak o
günkü gerçek nüfusun birkaç katı bir rakam gösterilerek, rakamlar
akıl almaz miktarlarda abartılmakta ve sözde soykırım iddialarına
dayanak aranmaktadır. Verilen rakamlardan bazıları, dünya
genelinde bugün yaşayan toplam Ermeni nüfusunu bile birkaç
kat aşmaktadır.
Birinci Dünya
Savaşı yıllarında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin
nüfusu bazı yabancı kaynaklarda şöyle belirtilmiştir:
Ermeni Patrikhanesi'ne
göre 2.5 milyon
Lozan Konferansı
Ermeni Heyeti’ne göre 2.2 milyon
Fransız Sarı
Kitabı'na göre 1.5 milyon
Britannica'ya
göre 1.5 milyon
İngiliz yıllığına
göre 1 milyon
Osmanlı devleti
resmi belgelerine göre Ermeni nüfusu ise şöyledir:
1893 Nüfus
sayımına göre 1.001.465
1906 Nüfus
sayımına göre 1.120.748
1914 Nüfus
istatistiğine göre 1.221.850 (6)
Gerek Osmanlı,
gerekse Ermeniler ve yabancılara ait istatistikler değerlendirildiğinde,
I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin
nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğu belirlenmektedir.
Osmanlı’daki
Ermeni nüfusu hakkındaki en güvenilir rakamların resmi belgelerde
olduğu kesindir. Osmanlı devletinde İstatistik Genel Müdürlüğü,
1892 yılında kurulmuştur. Genel Müdürlük görevini 1892 yılında
Nuri Bey, 1892-1897 yılları arasında Fethi Franco adlı bir
Musevi, 1897-1903 yılları arasında Mıgırdıç Şınabyan isimli
bir Ermeni, 1903-1908 yılları arasında Robert isimli bir Amerikalı,
1908-1914 yılları arasında Mehmet Behiç Bey yapmıştır. Görüldüğü
gibi Ermeni meselesini siyasi alana taşıyan önemli olayların
cereyan ettiği dönemde, Osmanlı nüfus bilgileri yabancıların
kontrolü altındadır. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi
bir belge ve kanıt olmadığına göre Osmanlı nüfus bilgilerine
itibar edilmesi gerekmektedir.
Ermenilerin
Yerleştirildikleri Bölgeler
Yer değiştirme
uygulaması çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden
çıkarılan Ermeniler, Musul’un güney kısmı ile Zor ve Urfa
sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler
ise Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna
yerleştirilmişlerdir.
Yeni yerleşim
bölgelerinin Bağdat demiryoluna en az 25 km. uzaklıkta kurulmasına,
Ermeni nüfusunun yöredeki Müslüman nüfusun yüzde 10’unu geçmemesine
ve köylerin 50 haneden fazla olmamasına dikkat edilmiştir.
Yer Değiştirmeye
Tabi Tutulan Ermeni Nüfusu
Yer değiştirme
uygulaması sırasında çeşitli yollardan göç ettirilen Ermenilerin
ayrıldıkları ve vardıkları yerlerdeki sayıları devamlı şekilde
kontrol edilmiştir. 9 Haziran 1915'ten 8 Şubat 1916 tarihine
kadar Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden yeni yerleşim bölgelerine
taşınan ve yerlerinde bırakılan Ermeni nüfusun ne kadar olduğu,
Osmanlı Arşivi’nin ilgili tasniflerindeki belgelerden şu şekilde
derlenmiştir: Buna göre; 438.758 kişi yer değiştirme
uygulaması çerçevesinde sevk edilmiş, bunlardan 382.148’i
ise yeni yerleşim bölgelerine sağ salim ulaşmıştır(7).
Görüldüğü gibi,
göç ettirilenlerle yeni yerleşim bölgelerine varanlar arasında
56.610 kişilik bir fark bulunmaktadır. Bu fark, belgelerden
elde edilen bilgiye göre, şu şekilde ortaya çıkmıştır:
500 kişi
Erzurum-Erzincan arasında; 2.000 kişi Urfa Halep arasındaki
Meskene’de; 2.000 kişi Mardin civarında eşkıya ve Arap
aşiretlerinin saldırısı sonucu katledilmiş, ayrıca bir o kadar,
yani yaklaşık 5.000 ve belki de biraz daha fazla kişi
de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılar
sonucu öldürülmüştür. Bu kayıp miktarı, Ermenilere karşı,
hiçbir şekilde katliam yapılmadığını göstermektedir. Katliamın
olmadığı yerde ise soykırımdan hiç söz edilemez(8).
Bu bilgiler
ışığında toplam 9-10 bin kişinin yer değiştirme uygulaması
sırasında katledildiği tespit edilmektedir. Ayrıca yollarda
açlıktan da ölümler olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun
dışında tifo, dizanteri gibi hastalıklar ve iklim koşulları
sebebiyle de yaklaşık 25-30 bin kişinin öldüğü tahmin
edilmektedir ki, bu şekilde 40 bine yakın kişi
yollarda kaybedilmiştir.
Kalan 10-16
bin kişinin ise bir kısmı, yola çıkarılmış olmakla birlikte,
henüz iskan mahalline varmadan tehcirin durdurulması sebebiyle,
bulundukları vilayetlerde alıkonulmuştur. Mesela 26 Nisan
1916’da Konya iline, ilde henüz yollarda olan Ermenilerin
sevk edilmeyerek il dahilinde iskan edilmeleri için yazı gönderilmiştir.
Öte yandan yer değiştirme kapsamında bulunan Ermenilerden
bir bölümünün Rusya’ya, Batı ülkelerine ve Amerika’ya kaçırıldıkları
da tahmin edilmektedir(9).
Yer değiştirme
uygulamasının yapıldığı dönemde, Osmanlı ordusunda silah altında
bulunan Ermenilerden 50.000’inin Rus ordusuna katıldığı, yine
Türklerle savaşmak üzere 50.000 Ermeni’nin de Amerikan ordusunda
üç-dört yıldır eğitim gördüğü gibi kayıtlar yer almaktadır.
Gerçekten de, Amerika’da yaşayan bir Ermeni’nin Elazığ’da
dava vekili olan Murad Muradyan’a yazdığı mektupta bu türden
bilgiler bulunmaktadır(10).
Mektupta, bir
kısım Ermeni’nin Rusya’ya ve Amerika’ya kaçırıldıkları ve
Amerika’da eğitilen 50.000 askerin Kafkasya’ya hareket etmekte
olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bütün bu belgelerden de
anlaşılacağı gibi, Osmanlı vatandaşı pek çok Ermeni, harpten
önce ve harp içinde Amerika ve Rusya başta olmak üzere çeşitli
ülkelere dağılmışlardır. Mesela ticaret maksadıyla Amerika’da
bulunan Artin Hotomyan adlı bir Ermeni’nin 19 Ocak 1915’te
Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği bir mektupta çeşitli
yollarla binlerce Ermeni’nin Amerika’ya kaçırıldığı ve bunların
aç ve perişan bir halde yaşadıkları ifade edilmektedir(11).
Bu bilgiler,
Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye
tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni iskan merkezlerine
ulaşanların sayılarının birbirini tuttuğunu göstermekte ve
dolayısıyla sevk ve iskan sırasında herhangi bir katliam olayının
olmadığını ortaya koymaktadır.
1918 yılında,
Ermeni Delegasyonu Başkanı olan Boghos Nubar Paşa’nın Fransa
Dışişleri Bakanlığı Yüksek Yetkili Bakanı Monsieur Gout’a
gönderdiği raporda: Kafkasya’da 250.000, İran’da 40.000, Suriye-Filistin’de
80.000, Musul-Bağdad’da 20.000 olmak üzere 390.000 kişinin
Türkiye’den sürgün edildiğini, aslında sürgünlerin toplam
sayısının 600-700 bin kişiye ulaştığını ve bunlardan ayrı
olarak çöllerde şuraya buraya dağılmış sürgünleri kapsamadığını
bildiriyor(12).
Boghos Nubar
Paşa’nın verdiği rakamlardan 290 bin kişinin yer değiştirme
uygulaması dışında Osmanlı topraklarını terk edenler olduğu
anlaşılıyor. Dolayısıyla göç ettirilenlerin toplam sayısı
olarak verilen 600-700 bin kişiden 290 bin kişi çıkarılacak
olursa, yer değiştirmeye tabi tutulan nüfusun 400 bin civarında
olduğunu gösteriyor ki, bu da Ermeni delegasyonu başkanının,
yer değiştirmenin gerçekleştirilmesi sonrasına, yani 1918
yılına ait verdiği sayılarla, Osmanlı belgelerinde verilen
rakamlar arasında büyük ölçüde uygunluk görünmekte ve Ermenilerin
iddia edildiğinin aksine sağ salim iskan yerlerine vardıklarını
ve dolayısıyla soykırım iddialarının ne kadar dayanaksız olduğu
ortaya çıkmaktadır.
Bu konuyla
ilgili yabancı ve özellikle de Ermeni kaynaklarında şu bilgiler
yer almaktadır:
Noradungian
Gabrial’in Lozan Konferansı Tali Komisyonu'na sunduğu rapora
göre; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin, Yunanistan ve
Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin, İran'a 50 bin
olmak üzere toplam 695 bin Ermeni 1. Dünya Savaşı döneminde
ülke dışına gitmiştir.
Ermeni ileri
gelenlerinden Hatisov, (daha sonra Ermenistan Cumhurbaşkanı
olmuştur), Trabzon Konferansı'na (14 Mart-14 Nisan 1918) katılan
Hüseyin Rauf Bey'e gönderdiği mesajda, Kafkasya'da Osmanlı
memleketinden kaçan 400 bin Ermeni'nin bulunduğunu bildirmiştir(13).
Ermeni Prof.
Dr. Richard Hovannisian, Ermeni nüfus incelemelerini ortaya
koyduğu eserinde; Suriye dışındaki Arap ülkelerinden; Lübnan’a
50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin, Irak'a 25 bin, Fransa
ve Amerika'ya 35 bin Ermeni'nin göç ettiğini belirtmektedir(14).
Ermeniler ve
yabancıların verdiği bu rakamlardan hareketle; göç ettirme
dışında çok sayıda Ermeni’nin Türkiye’den kendi iradesiyle
ayrıldığını göstermektedir. Ayrılanlara genel baktığımızda;
Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin, Yunanistan ve Ege
Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin. İran'a 50 bin, Lübnan'a
50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin, lrak'a 25 bin, Fransa,
ABD, Avusturya vd. 35 bin olmak üzere, toplam 855.000 Ermeni'nin
gittiği anlaşılmaktadır.
O halde Ermenilerin
iddia ettiği gibi bir Ermeni soykırımı veya 2-3 milyon Ermeni’nin
yok edilmesi mümkün değildir.
Bunun da ötesinde
eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi;
bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek halledebilirdi.
Oysa Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat
bir yaşam sürmüşlerdir. Belirtildiği gibi, Birinci Dünya Savaşı’nda
ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız
bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kanan Ermeniler,
vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaya başlayınca,
yer değiştirme uygulaması zorunlu hale gelmiştir. Ermenilerin
yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet
güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve
dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.
Ermeni Kafilelerine
Yapılan Saldırılar ve Devletin Önlemleri
Ermenilerin
yeni yerleşim bölgelerine nakilleri sırasında bazı kafilelere,
özellikle Halep-Zor arasında bölge haklı tarafından saldırılar
düzenlenmiştir. 8 Ocak 1916 tarihli bir telgraftan anlaşıldığına
göre; Halep'e bir saat mesafeden Meskene'ye kadar olan yollarda
Arap eşkıyasının gasp için yaptığı saldırılar sonucu pek çok
Ermeni’nin öldürüldüğü; Diyarbakır'dan Zor'a ve Suruç'tan
Menbiç yoluyla Halep'e nakledilen Ermenilerden 2.000 kadarının
yine Arap aşiretlerinin saldırılarına maruz kalarak soyuldukları
anlaşılmıştır. Diyarbakır bölgesinde çeteler ve eşkıya
tarafından 2.000’e yakın kişinin öldürüldüğü; Erzurum-Erzincan
arasında 500 kişilik başka bir kafilenin de bazı aşiretlerin
saldırısı sonucu öldürüldüğü anlaşılmaktadır.
Osmanlı hükümeti,
bir yandan cephelerde düşmanla savaşırken bir yandan da kafilelerin
emniyetlerini sağlamak için olağanüstü gayret sarf etmiştir.
Ermeni kafilelerinin sevki sırasında ihmali veya yolsuzluğu
görülen görevlileri tespit etmek üzere inceleme heyetleri
kurulmuş ve göç bölgelerine gönderilmiştir. Bu heyetler, suçu
sabit görülenleri Divan-ı Harp’e sevk etmiştir. İhmali bulunan
görevliler işten el çektirilirken, bir kısmı da ağır cezalara
çarptırılmıştır.
Yerleri
Değiştirilmeyen Ermeniler
Yer değiştirme
kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. 2 ve 15 Ağustos 1915
tarihlerinde ilgili valiliklere gönderilen telgraflarda, Katolik
ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı
ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler
ile Osmanlı Bankası şubelerinde, reji idaresinde ve bazı konsolosluklarda
çalışan Ermenilerin devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi
tutulmayacakları bildirilmiştir. Göçe tabi tutulan
sadece devlete baş kaldıran Gregoryan mezhebine mensup Ermenilerdir.
Öte yandan,
hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul
kadınlar da göçe tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde
koruma altına alınarak ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmıştır.
Korunmaya muhtaç Ermeni aileler hakkında yayınlanan 30 Nisan
1916 tarihli genel bir emirde ise; erkekleri sevk edilen veya
askerde bulunan kimsesiz ve velisiz ailelerin Ermeni dışında
yabancı bulunmayan köy ve kasabalara yerleştirilmesi, geçimlerinin
göçmen ödeneğinden sağlanması bildirilmiştir(15).
Göç Ettirilen
Ermenilerin Geri Getirilmesi
Ermenilerin
yeni yerleşim bölgelerine gönderilmeleri 8 Şubat 1916’da durdurulmuştur.
Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından yer değiştirmeye
tabi tutulan Ermenilerden isteyenlerin eski yerlerine dönebilmeleri
için bir kararname çıkarılmıştır. İçişleri Bakanı Mustafa
Paşa'nın 4 Ocak 1919'da Başbakanlığa gönderdiği yazıda, dönmek
isteyen Ermenilerin eski yerlerine nakledilmeleri konusunda
ilgili yerlere tâlimat verildiği ve gereken tedbirlerin alındığı
ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir(16).
Yer Değiştirme
Uygulamasının Yurtdışındaki Yansımaları
Yer değiştirmenin
yapıldığı bölgelerde bulunan yabancı gözlemciler, Birinci
Dünya Savaşı’nın içinde birçok cephede savaşmasına rağmen
Osmanlı Hükümeti'nin bu işi büyük bir titizlikle ve iyi bir
şekilde yürüttüğünü yazdıkları halde, Batı basını olayları
saptırarak vermeyi tercih etmiştir. Nitekim Amerika'nın Mersin'deki
konsolosu Edward Natan, sevkiyatın son derece düzen içinde
yapıldığını raporunda belirttiği halde, İstanbul'daki
büyükelçi Morgantau, olayları gerçeklere tamamen ters şekilde
ülkesine bildirmiş ve Amerikan basını da bunları Türkler aleyhine
kullanmıştır.
İran'da bulunan
İngiliz konsoloslarının raporları çerçevesinde 1.000.000 Ermeni’nin
öldürüldüğü gibi iddialar İngiliz parlamentosunda tartışılmış
ve Türk Hükümeti'nin protesto edilmesi kararı alınmıştır.
Ayrıca, İngiltere'de Ermeni olayları hakkında yayınlanan "Mavi
Kitap"ta Osmanlı ülkesinde bulunduğu savunulan 1.800.000
Ermeni’den üçte birinin katledildiği iddia edilmiştir.
Yabancıların
İncelemeleri
Bu konuda ilk
inceleme, Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra
İstanbul'un işgali sırasında İngilizler tarafından yapılmıştır.
Savaş suçu işledikleri gerekçesiyle tutuklanan 143 Türk’ü
mahkum ettirebilmek için, savaştan galip gelmelerinin üstünlüğünü
de kullanarak yaptıkları incelemelerde soykırımın varlığına
yönelik bir bilgi ve belgeye ulaşamamışlardır.
Sonraki yıllarda
soykırıma yönelik uydurmalar durmamış, sahte bilgi ve belgelerle
kamuoyu oluşturulmaya çalışılmış, bazı ülkelerin siyasileri
de bu oyuna alet edilmiştir. 1985’te ABD Temsilciler Meclisi’nin
sözde Ermeni soykırımına yönelik bir karar alma çalışması
üzerine, 69 bilim adamının 19 Mayıs 1985’te Temsilciler Meclisi’ne
sundukları rapor, son derece önemlidir. Raporda özetle şöyle
denilmiştir(17):
“14. yüzyıldan
1922'ye kadar, günümüzde Türkiye olarak, daha doğrusu ‘Türkiye
Cumhuriyeti’ olarak adlandırılan bölge, çok dinli, çok uluslu
bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğunun bir parçasıydı. Nasıl
Habsburg İmparatorluğunu günümüz Avusturya Cumhuriyeti ile
eş saymak yanlışsa, Osmanlı İmparatorluğunu, Türkiye Cumhuriyeti
ile bir tutmak da yanlıştır.
Türk, Osmanlı
araştırmaları ve Ortadoğu üzerine uzmanlaşmış, aşağıda imzaları
bulunan Amerikalı akademisyenler, ABD Temsilciler Meclisi'nin
192 sayılı kararında kullanılan dilin birçok açıdan yanıltıcı
ve yanlış olduğu görüşündedirler. Çekincelerimiz ‘Türkiye’
ve ‘soykırım’ sözcüklerinin kullanılması konusunda odaklanmakta
olup aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
Günümüz
Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yılında kurulmasıyla sonuçlanan
Türk Devrimiyle 1922'de tarih sahnesinden silinmiş olan Osmanlı
İmparatorluğu, şu anda Güneydoğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da
bulunan ve sadece bir tanesinin Türkiye Cumhuriyeti olduğu
25'ten fazla devletin topraklarını ve halklarını bünyesinde
barındıran bir devletti. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı zamanında
gerçekleşen hiçbir olaydan sorumlu tutulamaz.
‘Soykırım’
suçlamasına gelince; bu açıklamayı imzalayanların hiçbiri
Ermenilerin çektikleri acıların boyutlarını küçümseme amacını
taşımamaktadır. Aynı şekilde söz konusu bölgedeki Müslüman
halkın da acılarının farklı şekilde değerlendirilemeyeceği
görüşündeyiz. (...) Ancak saldırgan ve masum olanı ayırt edebilmek
ve olayların nedenlerini belirleyebilmek için tarihçilerin
ulaşmaları gereken daha birçok belge ve bulgular vardır.
Temsilciler
Meclisinin 192 sayılı kararındaki gibi ithamları kaçınılmaz
olarak Türk halkı hakkında adaletsiz yargılara varılmasına
ve belki de tarihçilerin bu trajik olayları anlamakta kaydetmeye
başladıkları gelişmeye zarar verilmesine yol açacaktır.
Kongre bu
kararı kabul ederse, tarihsel sorunun hangi yanının doğru
olduğuna yasa yolu ile karar vermeye çalışmış olacaktır. Tarihsel
olarak şüpheli varsayımlara dayalı böylesine bir karar, dürüst
tarihsel araştırmaya zarar verecek ve Amerikan yasama sürecinin
güvenirliliğini sarsacaktır.”
DİPNOTLAR
1) Halaçoğlu,
Prof. Dr. Yusuf, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918),
TTK Yayını, Ankara 2001, s. S. 70 (ŞFR., nr. 54/315 (Ek-III)
2) Halaçoğlu,
Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. S. 70 (DH. EUM. 2. Şube, 68/80)
3) Orel,
Şinasi; Yuca Süreyya; Ermenilerce Talat Paşa'ya Atfedilen
Telgrafların Gerçek Yüzü, TTK Yayını, Ankara 1983.
4) Halaçoğlu,
Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. S. 70
5) Dr. Hüsamettin
Yıldırım, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara, 2000, s.
35
6) Karpat,
Kemal H. Ottoman Population 1830-1914 Demographic and Social
Charsetistic, The University Of Winsconcin Press, 1985, London
7) Halaçoğlu,
Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 76
8) Halaçoğlu, Prof. Dr.
Yusuf, a.g.e., s. 77
9) Halaçoğlu,
Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 77
10) DH.
EUM. 2. Şube, nr.2F/14.
11) Bkz.
DH. EUM. 2. Şube, nr.2F/94.
12) Archives
des Affaires Etrangéres de France, Série Levant, 1918-1928,
Sous Série Arménie, Vol. 2, folio 47’den naklen bkz. Bilal
ªimºir, Les Departén de Melte et les Allégations Armeniennes,
Ankara 1998, p. 49.
13) Akdes,
Nimet Kurat; Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990, s. 471
14) Hovannisian,
Richard, The Ebb and Flow of the Armenian Minortiy in the
Arab Middle East, Middle East Journal, Vol. 28 no. 1 Winter
1974, s. 20
15) Halaçoğlu,
Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 62
16) Halaçoğlu,
Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 82
17) FEIGL,
Erich-, A Myth of Terror: Armenian Extremism: Its Causes and
Its Historical Context, Edition Zeitgeschichte-Freilassing,
Austria.
|