|
ABD'de
Türkiye aleyhine açılan iki davayı kazanan avukat Günay
Övünç ile yapılan röportaj.
Ermeni'ye hukukî hodri meydan
ABD'de
Türkiye aleyhine açılan iki davayı kazanan avukat Günay
Övünç, tazminat davalarında Ermeniler'e pek şans tanımazken,
Ermenilerin buna yanaşamadıklarını da söylüyor. Övünç,
sözde soykırım Uluslararası Adalet Divanı'na getirilse
bile Türkiye'nin baskın çıkmasını çok daha muhtemel
buluyor Amerika'da Türkiye aleyhine davalara bakan uluslararası
hukuk doktoru avukat Günay Övünç (Evinch), Ermeni karar
tasarılarının hukukî değil siyasi belge oldukları için
Türkiye'ye karşı açılabilecek muhtemel tazminat davalarında
bir ağırlığı olamayacağını söyledi. Günay Övünç, Türkiye'nin
soykırım iddiaları ve tasarıları yoluyla hukukî olarak
gerek ABD'de gerekse uluslararası mahkemelerde ne ölçüde
sıkıntıya sokulabileceği konusunda Aksiyon'un sorularını
şöyle cevaplandırdı:
- Türkiye'de Ermeni soykırım tasarılarına karşı çıkılırken
çok seslendirilen bazı endişeler var. Mesela Ermeniler'in
yoğun olduğu Kaliforniya eyaletinde bu ve benzeri tasarılara
dayanılarak Türkiye'ye tazminat davaları açılabilir
deniyor. Bu konuda siz de endişeli misiniz?
Öncelikle bu son tasarının hukukî gücü pek yoktu, çünkü
bağlayıcı değildi. Senato ve başkanın onayına sunulmayacağı
için kanun niteliği taşıyamayacaktı. Ayrıca hükmedici
ifadeleri yoktu. Eyalet mahkemelerinde dava açma meselesine
gelince: Türkiye'nin davalı olduğu bir davada, eyalet
mahkemeleri yetkili olamaz. Amerika'da bir başka ülkeye
karşı açılan davalara sadece 'federal mahkeme'ler bakmakla
yükümlüdür. Neticede herşey Türkiye'nin gücüne bağlı.
Eğer Türkiye güçlü olursa, büyük devletler Türkiye ile
arasını iyi tutmaya çalışır ve anti-Türk etnik lobiler
bir şey yapamaz.
Bu Ermeni tasarısı son 15 yılda Kongre'ye gelen tasarıların
arasında hukuk bakımından en zayıf, ancak zamanlaması
en mükemmel olanıydı. Türkiye güçlendikçe ilerde bu
tür tasarıları geçirmekte daha da zorlanacaklarını bilen
Ermeniler, bu zayıf tasarıyı seçim zamanına denk getirip
zorladılar. Belki de bu, Ermenilerin son şansıydı.
Hukukî zayıflığın farkındalar
- Madem Türkiye'ye karşı eyalet mahkemelerinde dava
açılamıyor, Ermeniler'in soykırım iddialarına dayanarak
federal mahkemelerde Türkiye'ye karşı dava açma ihtimallerini
ve başarılı olma şanslarını nasıl buluyorsunuz?
Ben keşke dava açsalar da Türkiye objektif ve asil bir
ortamda kendini savunabilse diyorum. Fakat Ermeniler
buna yanaşmıyorlar. Çünkü argümanlarının zayıf olduğunu
biliyorlar. Bir siyasetçinin oy isteğini sömürdükleri
gibi bir yargıcı etkileyemeyeceklerinin farkındalar.
Türkiye'ye karşı soykırım iddiasına ilişkin herhangi
bir davanın ABD federal mahkemelerinin usul kanunları
çerçevesinde başarılı olma şansı az diye düşünüyorum.
Amerika'da 'Foreign Sovereign Immunities Act' (Dış Egemen
Dokunulmazlıklar Kanunu) adlı usul kanunu yabancı ülkeleri
dokunulmaz kılar. Bu dokunulmazlık ancak bazı çok özel
şartlarda kaldırılarak böyle bir davaya bakılabilir.
Öncelikle Türkiye'nin dokunulmazlığının kaldırılması
gerekir.
Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti arasında
organik bir bağ olduğunun ispatlanması lazım. Ayrıca
bir de zaman aşımı faktörü var. Anadolu'daki olaylar
BM'nin soykırım anlaşmasına Türkiye'nin imzasını atmasından
uzun yıllar önce gerçekleşmiş. Dolayısıyla 'hukukun
geriye işlememesi' prensibiyle de çelişiyor. Ayrıca
Federal Mahkeme mi, Uluslararası Adalet Divanı mı bu
davaya bakmalı sorusuna da bir cevap bulunmalı. Velhasıl
bütün bu şartların hepsinin gerçekleşmesi bana çok zor
görünüyor. Fakat diyelim ki usul açısından bütün bu
engeller aşıldı ve davanın esasına ilişkin celseler
görülmeye başlandı. Bence, soykırım suçunu açıklayan
1948 tarihli BM konvansiyonundaki unsurları ve şartları
yeterli bir şekilde ispatlamaları çok güç.
- Diyelim ki Amerikalı bir Ermeni, soykırımdan da
hiç bahsetmeden, elinde Osmanlı döneminden bir tapuyla
çıktı ve mesela "Arazim elimden alındı" diye
Amerikan mahkemesinde hak iddia etti. O zaman ne olur?
Orada da yabancı ülkenin dokunulmazlığını garanti eden
kanun devreye giriyor. Ayrıca dava edilen devletin özel
bir şahsın malına haksız bir şekilde el koyduğunun ispat
edilmesi gerekiyor. Bu tür davalarda davacının haklı
çıkabilmesi için devletin 'el koyduğu' maldan bir gelir
elde ettiğini ve o gelirle Amerika'da ticari çıkar sağladığını
ispatlaması şart. Mesela diyelim ki Türkiye o araziye
haksız şekilde el koydu, orada zeytin ekti ve o zeytinler
de bugün Amerika'da satılıyor. O zaman bir hak iddia
edilebilir. Fakat böyle bir zinciri oluşturmak ve ispatlamak
çok zor.
Bunun bir denemesini Kıbrıs Rum asıllı Crist'in Türkiye'ye
karşı davasında gördük. Crist, 1974 harekatında Türkiye'nin
arsasına el koyduğunu, oraya bir otel kurulduğunu, Türk
devletinin otelin gelirine ortak olduğunu ve bu gelirin
ABD'den F-16'lar satın alınırken kullanıldığını öne
sürdü. Rum tarafının ispat etmeye çalıştığı bu saçma
zinciri biz birkaç yerinden dağıttık. Ve bazı yalanlarını
ortaya çıkardık. Amerikalı hakim, Rum tarafı avukatına
böyle saçma bir davayla karşısına çıktığı için son derece
sinirlendi ve davayı düşüren kararı çok sert bir dille
yazdı.
Uluslararası Adalet Divanı
- Peki Büyükelçi Gündüz Aktan'ın Ermeniler'e önerdiği
gibi soykırım konusu Uluslararası Adalet Divanı'na götürülürse
ne olur?
Ben o durumda da fazla endişeye mahal olmadığı kanaatindeyim.
Mesele Adalet Divanı'na götürülürse, divanın önünde
iki seçenek olur. Ya meseleye sırf 'soykırım' olup olmadığını
ispatlamak açısından bakacaktır, ya da ayrıca Türkiye'ye
karşı cezai bir yaptırım uygulama meselesine de girecektir.
Uluslararası Adalet Divanı'nda BM konvansiyonunda tasvir
edilen şekliyle soykırım suçunu ispatlamak hiç de kolay
değil. Ayrıca Divan, uluslararası hukukun bazı kaçınılmaz
gerçeklerini bildiğinden bence işi soykırımı ispatlama
davası noktasında bırakacak, tazminat ya da ceza gibi
noktalara götürmeyecektir. Çünkü bir hukuk kararını
siyaset yönetirse suçlu bulunan ülke kendi milli çıkarlarını
öne sürüp o karara bir boş kağıt muamelesi yapabilir.
Nitekim Türkiye bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki
Louzidou davasında yaptı. Mahkeme, Türkiye'yi Girne'deki
mal varlığını 1974 Barış Harekatı'da el koymakla suçlayan
Kıbrıslı Rum asıllı Bayan Titina Louzidou'ya 700.000
dolar civarı bir tazminat ödenmesini emretti. Türkiye
ise mahkemenin kararını makul bir hukukî zemine dayanmadığı
ve siyasete alet olduğunu uöne sürerek reddetti ve karara
uymadı. Avrupa Konseyi Türkiye'yi Konsey'den atmakla
tehdit etti. Türkiye de 'Yapın da görelim' dedi. Ve
Konsey ne diyeceğini bilemedi. Bu örnekten hareketle,
Uluslararası Adalet Divanı ve benzer yargı kuruluşlarının
da işin başında kendilerini de zor duruma düşürmeyecek
makul bir tavır işine gireceklerini düşünüyorum.
ASALA ve JCAG gibi Ermeni terör gruplarının planı şöyle:
Soykırım suçunu Türkiye'ye kabul ettirmek, Türkiye'den
tazminat almak ve ardından Türkiye'den Ermenistan'a
toprak yontmak istiyorlar. Bunun bir benzerini PKK ve
PKK'yı destekleyen ülkeler terör ve şiddet yoluyla yapamadı
da, Uluslararası Adalet Divanı kararı ile mi yapacak?
Sanmıyorum.
- Ermeni karar tasarısının bir maddesinde dönemin
Dışişleri Müsteşarı Stuart Eizenstat'ın 9 Nisan 1999
tarihli bir mektubundan söz ediliyordu. Yanılmıyorsam
Eizenstat bu mektubu bir Ermeni kuruluşunun mektubuna
cevaben yazmış. Tasarıda 'Osmanlı Bankası'nca soykırım
dönemi sonrasında alıkonulan Ermeni emvalinin geri alınması
konusunu Amerikan hükümetinin Türkiye Cumhuriyeti'ne
karşı gündeme getireceğine söz verdiği' ifade ediliyor.
Bu mektubu nasıl yorumluyorsunuz?
O mektubu hatırlıyorum. Amerikalı liderlerin ve memurların
sözde Ermeni soykırım iddiaları ve Türkiye'nin savunmaları
ile ilgili yeterli bilgileri yok. Çoğu bu iddia ile
ilgilenirken konuyla yeni tanışmış oluyor. O mektup
Dışişleri Bakanlık Müsteşarı Stuart Eizenstat tarafından
çok saf bir şekilde yazılmış. Ermenileri memnun edecek
ifadeler var ama hükümeti bağlayıcı olmayan diplomatik
bir dille yazılmış. Biz o mektuba cevap yazdık ve mesele
diplomatik şekilde kapandı. Mevcut Ermeni karar tasarısı
o mektuba hayat vermez. Osmanlı Bankası'nın paraları
meselesine gelince, onun için Lozan Antlaşması'na bakmak
lazım. Eğer Lozan Antlaşması'nda Osmanlı Bankası'ndaki
hesaplardan ve münhasıran Osmanlı'nın Ermeni hesap sahiplerine
mükellefiyetlerinden bahsediyorsa, ancak o zaman hak
iddia edebilirler. Aksi takdirde, oradan da birşey çıkaramazlar.
Hakkımızı aramalıyız
- Amerika'da Ermeni lobisine karşı hukukî mücadele
yolları var mıdır ve nelerdir?
Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki Amerikan yargısı bağımsız
ve ciddi bir kurum. Şimdiye kadar Türkiye aleyhine açılan
iki hassas davayı kazandık. Bunlardan birisi Kıbrıs
Rum asıllı Crist'in, diğeri ise Pacific Consolidate
Industries (PCI) adlı Amerikan şirketinin Türkiye aleyhine
açtıkları dava idi. Benim düşüncem Ermeni meselesinde
de Türkiye ve Amerikalı Türkler olarak ABD yargısında
haklarımızı aramaktan çekinmemeliyiz. Hakarete uğrayan,
düşünce ve ifade özgürlükleri kısıtlanan Amerikalı Türklerin
haklarını mahkemelerde savunmak üzere makul bir mali
destekle, sistemli bir program başlatılmalıdır. Böyle
bir program dünyadaki diğer Türklere de örnek olacaktır.
Bunun yanısıra Sayın Mehmet Ali İrtemçelik'in öngördüğü
gibi 1915'te ne olduğunu ortaya çıkarmak üzere tarihçi
ve hukukçulardan oluşan bir uzmanlar komisyonu oluşturulmalı.
Bu uzmanlar, Türk, Ermeni ve başka ülkelerden de olmalı.
Osmanlı arşivlerinin tümünden istifade edilmeli. Yüzyıllarca
sevgi ve saygı içinde beraber yaşayan Ermeni ve Türk
milletlerine o güzellikler yeniden verilmeli.
(Bu
röportaj Aksiyon dergisinden alınmıştır.Sayı 308)
|