|
"ERMENİ
LOBİSİNİN HEVESİ KURSAĞINDA KALACAK"
Mehmet
Nevruzoğlu ALİYEV
Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçisi
KKTC'li
milletvekillerinin AKPM'de temsil edilmesinin reddedildiği
oylamaya Azerbaycan milletvekillerinin katılmamasıyla
ilgili tartışmaları değerlendiren Azerbaycan'ın Ankara
Büyükelçisi Mehmet Nevruzoğlu Aliyev, "Azerbaycan-Türkiye
dostluğunun sembolü camdan vazolar değil, Bakü'de, Ceyhan'da
kurulmuş olan 150 bin tonluk çelikten petrol tanklarıdır.
Ermeni lobisi falan heveslenmesin, hevesleri kursaklarında
kalacak" dedi.
Haber Analiz: Azerbaycan'la Ermenistan arasındaki
Dağlık Karabağ sorunu hala devam ediyor. Bir yandan
da Minsk grubu kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için
çabalarını sürdürüyor. Azerbaycan perspektifinden soruna
yaklaşıldığında Karabağ'da sürekli bir barış ve çözüm
sağlayabilmek için nelerin yapılması gereklidir?
Mehmet
Nevruzoğlu Aliyev: Bir defa Dağlık Karabağ sorunu
diyorlar ama aslında Ermeni güçleri Aşağı Karabağ'ı
da işgal etmişler. Ne olduğunu hatırlayalım isterseniz.
Dağlık Karabağ sorunu, komşu Ermenistan Cumhuriyeti'nin
bazı dış güçlerin desteğini arkasına alarak, Azerbaycan
topraklarının yüzde 20'sini işgal etmesidir. Yani bu
bir işgalcilik olayıdır, etnik temizleme olayıdır. Biliyorsunuz
Dağlık Karabağ'da Ermenilerle beraber Azeri Türkleri
de bin yıllardır yaşıyorlar, bir defa bunun altını çizmek
lazım. Hala Çarlık Rusya'sının belgelerinde, ansiklopedilerinde,
kitaplarında orada oturan Ermenilerin büyük çoğunluğunun
Rus-İran savaşından sonra İran'dan göç ettikleri yazıyor.
Oradaki Ermenilerin büyük bir kısmının misafirimiz olduğu,
yerli ahali olmadığı belgelerlerle belli. Çarlık Rusyası
zamanında Ermenilerle Azerbaycan Türklerinin çatışması;
Rus İmparatorluğu'nda olaylar baş verince imparatorlukta
bir çatışma çıkarma, esas meseleden uzaklaştırma taktiği
olmuştur.
Sovyetler Birliği zamanında, Sovyetler güçlü olduğu
zaman bu mesele ortaya çıkmıyordu. Öyle ki Sovyetler
dağılmaya başladı; Gorbaçov yönetimi, -ki Gorbaçov'un
baş yardımcısı da Ermeni idi ve etrafında çok Ermeni
asıllı bilim adamları vardı- onlar bu meseleyi ortaya
attılar. İlk olarak 1987'de tanınmış bir iktisatçı olan
Abel Aghanbegyan Fransa'da "Biz Karabağ'ı Ermenistan'a
katacağız" diye bir beyanat verdi. İlk sinyaller
buradan başladı, yani Gorbaçov'un etrafını Ermeniler
sarmışken, Ermeni lobisi Moskova'da bu kadar güçlü iken,
bundan yararlanarak böyle sakince; "Karabağ'ı Azerbaycan'dan
alalım da Ermenistan'a verelim" gibi bir şey yapmak
istediler. Ancak başarılı olmadılar sonra Azerbaycan'ın
elini kolunu bağlayarak ve Ermenistan'a tam destek vererek
ordusunu kurmaya, silahlandırmaya başladılar. Orada
olan bir deprem de buna fırsat verdi. Depreme yardım
adıyla Ermenistan'a çok ağır silahlar getirdiler. Gorbaçov
yönetimi Ermenistan'ı silahlandırdı. Onun arkasından
Azerbaycan'da olağanüstü hal ilan ettiler. Sovyet orduları
Bakü'ye girerek Bakü'yü yerle bir ettiler, av tüfeklerini
bile topladılar, böylece Azerbaycan'ı silahsız korumasız
bıraktılar. Bunların hepsi Azerbaycan'ın elini kolunu
bağladı, Ermenistan'a güç verdi. Ermenistan da Sovyet
ordularının desteğini arkasına alarak Yukarı ve Aşağı
Karabağ'ı işgal etti, orada etnik temizlik yaptı. 700
bine yakın insanı sürdüler, 300 bin de Ermenistan'dan
sürmüşlerdi zaten. Neredeyse 13-14 senedir 1 milyondan
fazla insanı yağmurun, karın altında çadırlarda, vagonlarda
yaşamaya mahkum bıraktılar. Maalesef, buna da uluslar
arası camia, uluslararası teşkilatlar göz yumuyorlar
ve çok az yerde Ermenistan'ın işgalci olduğunun altını
çiziyorlar.
Bu olay, Ermenistan devletinin, Ermenistan ordusunun
başlangıçta Sovyet ordusunu arkasına alarak Azerbaycan
topraklarını işgal etmesi ve o topraklardan Azeri Türkleri'nin
sürülmesi olayıdır. 21'inci asırda bir devlet, komşu
devletin yüzde 20 toprağını işgal edecek, bir milyon
insanı kendi vatanında mülteci durumuna sokacak ve dünya
da seyirci kalacak. BM teşkilatının "Ermenistan
orduları Azerbaycan'ı terk etsin" diye dört kararı
var ama onlar aldırmıyorlar. Ermeniler batı dünyasının
şımarık çocukları. Allah korusun Azerbaycan bir karış
Ermeni toprağına girmiş olsaydı, dünyayı başımıza yıkardılar.
İkili bir standart var, hep bizim aleyhimize. Azerbaycan'ın
da aleyhine, Türkiye'nin de aleyhine. Ama şunun da altını
çizmek lazım ki, Ermenistan'ın bizim toprağımızın yüzde
20'sini işgal etmesine, bir milyon insanımızı mülteci
durumuna düşürmesine rağmen Azerbaycan çok hızla gelişiyor.
Azerbaycan'ın en azından senede yüzde 10-11 tarımı,
ekonomisi gelişiyor. Azerbaycan, Ermenistan'dan çok
çok güçlüdür, ekonomik bakımdan da her bakımdan da.
Ermenistan ise tam tersine üç buçuk milyonluk nüfusun
iki milyonunu kaybetmiş, 1.5 milyon insan kalmış, onların
da herhalde bilet parası yok. Ermenistan kötü durumda.
Azerbaycan çok iyi gidiyor çok büyük stratejik projeler
gerçekleştiriyor, batı ülkeleri ile Orta Asya'daki kardeşlerimizle
beraber. İnşallah biz topraklarımızı kurtaracağız, Azerbaycan
ordusu, Azerbaycan halkı yetenice güçlüdür ne pahasına
olursa olsun kurtarır. Sadece; biz bölgede barış istiyoruz,
savaş istemiyoruz.
İşgalcilerin
de anlaması lazım ki 21'inci asırda küçük olacaksın,
zayıf olacaksın ama herkese meydan okuyacaksın. Bunun
bir kökü de Ermenistan devletinin büyük Ermenistan hülyaları
ile yaşaması. Aşırı Ermeni milliyetçileri, "bugün
Karabağ'ı alırız, yarın Nahçıvan'ı alırız, sonra Türkiye'nin
bir kısmını alırız, Gürcistan'ın bir kısmını alırız,
denizden denize büyük Ermenistan yaratırız" hülyaları
ile yaşıyorlar. Meselenin kökü bu.
H.A.:
Karabağ sorununun çözümü için dünya devletlerine de
büyük bir rol düştüğünü mü düşünüyorsunuz?
M.N.A.: Tabi ki. Bu ikili standartlardan el çekilmesi
lazım. Bir Minsk Grubu yaratmışlar, onlar da çok pasifler,
yaptıkları bir iş de yok. Cumhurbaşkanları görüşüyor
ama Ermenistan yapıcı hareket etmiyor. Bütün dünyada
"Birleşmiş Milletler teşkilatı tarafından tanınmış
bir millettin toprak bütünlüğü" diye bir prensip
var. Bunlar diyorlar ki, oradaki olan 50 bin Ermeni'ye
bir bağımsız devlet. Biz diyoruz ki, orada bir 50 bin
ermeni kalmış biz onları bağımsız olarak tanıyamayız
ama mümkün olan en üst düzeyde özerklik verebiliyoruz,
vermek istiyoruz. Ama "Hayır biz bağımsız bir devlet
olacağız" diyorlar. Sayın İlham Aliyev söyledi
"Her 50 bir Ermeni bağımsız bir devlet kursa bunun
sonu olmaz." Herhalde İstanbul'da da bağımsız bir
Ermenistan kurulması lazım, Gürcistan'da bir 10 tane,
Moskova'da en azından 20 tane kurulması lazım. Bu standartlarla
bunları maalesef şımartmışlar. İnşallah yanlışlarını
anlarlar çünkü, kendi bölgelerini de mahvettiler, kendi
milletini de mahvettiler. Düşünebiliyor musunuz 10-12
sene içinde Ermenistan'ı 2 milyon Ermeni terk etmiş.
H.A.: Sizce Minsk grubunun üyelerinden biri olan
Türkiye, Karabağ meselesinin çözümünde nasıl bir rol
oynayabilir?
M.N.A.:
Türk devletine Türk halkına çok teşekkür ederiz. Türk
devleti, adaletin arkasında, doğruların arkasında. Bir
hayalin arkasından giden işgalcileri değil, mağdur duruma
düşmüş olanı destekliyor. Doğrudur biz aynı milletiz,
dilimiz aynı, her şeyimiz aynı, ama bunlar olmasa bile
mağdur olan biziz, 1 milyon mültecisi olan biziz, toprakları
işgal edilen biziz. Türkiye'nin bizi desteklemesi, adaleti
desteklemesi normal. Türkiye'nin desteği olmadan bu
işgalciler kudururlardı. Bu desteğin neticesidir ki
2 milyon Ermeni orayı terk etmiş. Yoksa yollar açık
olsa, trenlerle falan bunlara Avrupa'dan o taraftan
büyük destekler gelse bunlar daha çok şımarırlar ve
barışa da gitmezlerdi. Ekonomileri çöküyor, insanları
kaçıyor belki bu onları barış yoluna getirebilir. Yoksa
bu iş kesin savaşa gidecekti. Türkiye'nin desteği bu
işin barış yoluyla çözülmesine çok yardımcı oluyor.
Türkiye Ermenistan için de elinden geleni yaptı, Ermenistan
tarafına da ilaç verdi, hava koridoru açtı, vize verdi.
İstanbul'da 20-30 binin üzerinde Ermeni çalışıyor, Ermenistan
nüfusunun büyük bir kısmı da İstanbul'dan giden paralarla
geçiniyor.
H.A.:
Türkiye'de bir kesim yıllardan beri Ermenistan'la ilişkilerin
artık düzetilme vaktinin geldiğini savunuyor. Onlara
göre sınır açılmalı ve iki ülke arasındaki ticaret teşvik
edilmeli. Bu konuya Azerbaycan'ın yaklaşımı nedir?
M.N.A.:
Ben onları çok iyi biliyorum. Ben bundan 10 sene önce
söyledim, bazıları bunu garipsediler, ama Türkiye'de
güçlü bir Ermeni lobisi var, özellikle İstanbul'da.
Kendilerinin de 2-3 tane gazeteleri var ve onlar da
çok aktifler. Ben o adamlara, "Siz hep diyorsunuz
ki, Türkiye bunu yapsın, Türkiye şunu yapsın, niye işgalci
Ermenistan'a da 'Sen Türkiye ile, Azerbaycan ile iyi
ilişkiler içine olmak istiyorsan işgalcilikten vazgeç,
Türkiye'nin sınırlarını tanı, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü
tanı, Türkiye'ye karşı yalan soykırım masalları anlatmaktan
vazgeç' demiyorsunuz" diye bir kaç kez sordum.
İngiliz, Amerikan, Rus araştırmacıları son yüzyılda
2.5 milyondan çok Türkün Ermeniler tarafından katledildiğini
ortaya koydu. Azerbaycan'da da 100 binlerce Azeri Türkü
Ermeniler tarafından katledilmiş. 31 Mart 1918'de Bakü'de
bir günde 10 bin Azeri Türkünü kesmişler. Sonra Rus
ordusu Erzurum'a, Kars'a, Van'a girmiş; onlarla beraber
giren Ermeni çeteleri 10 binlerce 100 binlerce Türkü
kesmişler. Tarih bunu yazıyor. Ama İstanbul'daki Ermeni
lobisi hiç bunları söylemiyor hep "Türkiye yapsın"
diyor. Türkiye daha ne yapsın, orada deprem oldu oraya
ilaç gönderdi, hava koridoru açtı, vize verdi. İran
Gürcistan üzerinden ticaret gidiyor, Erivan'da bakarsanız
Türk mallarına sık rastlarsınız. Türk devleti buna imkan
vermese olmaz bunlar. Dediğim gibi İstanbul'da 30 bin
Ermeni vatandaşı çalışıyor ve en az 300- 400 bin Ermeni
onların gönderdiği para ile geçiniyor. Ermeniler ne
yaptılar.
Ben onlara bazen soruyorum; Türkiye size bu kadar iyilik
yaptı, siz de dünyanın neresinde imkanınız var, Türk
düşmancılığı yapıyorsunuz. Soykırım yaygarası çıkarıyorsunuz,
Ağrı Dağı'nı da babanızın malı gibi koymuşsunuz kendi
ambleminize, Türkiye sınırlarını tanımıyorsunuz, Türkiye'nin
toprak bütünlüğünü tanımıyorsunuz. Bunlar olacak şey
değil. Ama Türkiye'deki Ermeni lobisi bunları söylemiyor,
hep "Türkiye yapsın" diyor. Ben de onlara
diyorum ki, bu sevgi, muhabbet iki insan arasında da
karşılıklı olması lazım. İnsan birbirini severse bu
sevgi oluyor, dostluk oluyor, muhabbet oluyor değil
mi? Yoksa tek taraflı olmaz.
Ermenistan hep diyor ki, ben düşmanım sana çünkü soykırım
yaptın, toprağını da tanımıyorum, sınırını da tanımıyorum,
Ağrı Dağı da benim diyor. Türkiye'de diyor ki buyur
gel İstanbul'da para kazan bu senin vizen. Yine de Ermeni
lobisi bunu da az buluyor yok sen aç kapıları, demiryolu
da koy, Ermeniler daha rahat gelsin, bu doğru değil.
Ermeni lobisinin bu propagandası hiç doğru değil. Tek
taraflı sevgi olmaz, tek taraflı dostluk olmaz, iki
taraflı olması lazım. Bir tane küçük adımda Ermenistan'ın,
Ermenilerin atması lazım, atmıyorlar.
Ben Ermeni halkının hepsinin öyle olduğunu düşünmüyorum
ama Ermenistan'ı bugün yönetenler, Azeri Türkü olsun,
Anadolu Türkü olsun bir Türk düşmancılığını içindeler,
bundan vazgeçmeleri lazım. Bütün yanlışlar Ermeni tarafında,
bölgede iyi komşuluk ilişkileri geliştirmesi için onların
doğru adımlar atması lazım. Yapılan yanlışların hepsi
Ermenistan tarafında. Türkiye üzerine düşeni yapıyor.
H.A.: Bölgede bugüne kadar etkin olan güçlere
baktığımızda Rusya ve ABD karşımıza çıkıyor. Öncelikle
bu iki devletin soruna bakış açılarını nasıl değerlendiriyorsunuz.
Ayrıca Azerbaycan'ın, ABD ve Rusya ile ilişkileri ne
düzeyde?
M.N.A.:
Şimdi Rusya, Rus imparatorluğu adıyla, Sovyet İmparatorluğu
adıyla, şimdi Rusya Federasyonu olarak 200 senedir Kafkasya'da.
Altını çizmek lazım ki, bunları Ermeniler davet etmiş
oraya. Ermeniler, çarları "Bu Kafkasya çok güzel
yerdir, gelin orayı işgal edin" diye davet etmişler.
Neticede 1870'lerin başında onlar da gelmişler, Gürcistan'ı
ve Azerbaycan'ı işgal etmişler. O zaman Ermenistan diye
bir şey de yok ortada. Erivan Hanlığı'nın başında bir
Türk han. Nüfusun yüzde 15'i civarında Ermeni var mı,
yok mu o da belli değil. 70'in üzerinde cami Erivan'da.
Çarlık Rusyası zamanında, Ruslar gelmişler yavaş yavaş,
bütün dünyada ne kadar Ermeni varsa parayla pulla getirip,
orada kendilerine bir üs yaratmaya başlamışlar. Bugün
de orada en modern, en ağır silahlarla donatılmış çok
güçlü Rus ordusu var. Ermenistan bugün pratik olarak
Rusya Federasyonu ile bütün mümkün olan askeri anlaşmasını
yapmış. Stratejik partner olarak ayrı Ermeni orduları
da var, Rus ordusu da var, ortak orduları da var.
Rusya Federasyonu Parlamentosu, bundan birkaç sene önce
1 milyar dolardan fazla ağır Rus silahlarının Ermenistan'a
bedava verildiğini tespit etti. Silahların sınırları
var, bir anlaşması var biliyorsunuz. Rus ordusunun bazı
generalleri rüşvet karşılığı onlara müthiş silahlar
vermiştir. Ve bugün orada son derece ağır silahlarla
silahlanmış bir Ermeni ordusu var, Rus ordusu var, beraber,
durum böyle.
Orada Amerika'nın ekonomisi var, teknolojisi var, nüfusu
var ama Amerika'nın orada ordusu yok. Rus ordusu 200
senedir orada. Rusya'nın Gürcistan'da da, Güney Kafkasya'da
ordusu var, bir tek Azerbaycan'da ordusu yok. Yalnız
parasını verip kiraladıkları teknik bir istasyon var,
orada çalışıyorlar. Her türlü hava hareketlerini ve
kıtalararası balistik füzeleri tespit etme gücüne sahip
olan Gebele Radar İstasyonu, Sovyetler zamanında bir
istasyondu. Paramızı alıp Ruslara kiraya vermişiz, çünkü
zaten Sovyet zamanında onlar kullanıyorlardı. Boşuna
durmasın diye parasını aldık, o bölgede duran bizim
vatandaş para kazanıyor. Bunun dışında başka, bir tane
de olsa Rus askeri yok.
Ama
bugün Amerika'nın en büyük şirketleri bugün Azerbaycan'da.
NATO ile çok yakın işbirliğimiz var ve inşallah gelecekte
de NATO'nun üyesi olacağız. Avrupa Konseyi'nin üyesiyiz.
Avrupa Birliği'ne biz diyoruz ki; "Türkiye girsin
kapıları açsın biz de onun arkasından gideceğiz."
Biliyorsunuz, Azerbaycan çok zengin bir ülke, eğitimi
çok iyi seviyede, yüzde yüz, özellikle bizim hanımların
yüzde 60'ı üniversite mezunu, her türlü zenginliğimiz
var. Ben düşünüyorum ki bu Karabağ derdimiz olmasa (düşünün
toprağımızın yüzde 20'si işgal altında, her 6'ıncı,7'inci
kişi çalışmıyor, toprağı yok, onun herşeyini devlet
karşılıyor) bu yük olmasa 7-8 senede biz Avrupa'yı yakalarız.
Biz batı ile entegrasyonu istiyoruz, NATO'ya üye olmak
istiyoruz.
Ama Rusya ile de çok iyi ilişkilerimiz var. Bugün Rusya'da
2.5 milyon Azeri çalışıyor, çoğu oranın vatandaşı. Bende
olan bilgilere göre Rusya'da Azerbaycanlı 2 tane dolar
milyarderi var, bir çok Azerbaycanlı bilim adamı, bir
çok sanatçı var. Bizde de 200 binin üzerinde Rus nüfusu
var, parlamentomuzda 2 Rus milletvekili var. Bizim Ruslarla
hiçbir problemimiz yoktur. Rusya da her yerde açık açık;
"Biz Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanıyoruz"
diyor. Diğer taraftan bütün dünya da biliyor ki, bu
kadar küçücük Ermenistan'ın Rusya ile anlaşmaları olmasa,
Rus ordusu orada olması onlar bu kadar şımarmazlardı.
Ama dediğim gibi, Rusya'da demokrasi gün günden daha
iyiye gidiyor, biz Rus halkı ile, Rus parlamentosu ile
ilişkiler içindeyiz ve daha iyi olmasını istiyoruz.
Yolumuz batı demokrasisi, batı teknolojisi, batı medeniyeti,
Avrupa.
H.A: Azerbaycan'ın ekonomisinin iyi, eğitim seviyesinin
yüksek olduğunu söylediniz. Ancak tüm bunların yanında
bir de göçmen sorunuz var. Göçmen sorununun çözümü için
neler yapıyorsunuz?
M.N.A.: Her şeyini kaybetmiş bu göçmenler vagonlarda,
çadırlarda kalıyorlardı, biz onları en güzel otellere,
en güzel dinlenme tesislerine, boş binalara yerleştirdik.
Ama insanlar bunu istemiyorlar; "Biz ev filan da
istemiyoruz, bize kendi toprağımız lazım, bizim dönmemiz
lazım" diyorlar. Onun için bunun tek çözümü var
ki, o da insanlara topraklarını geri vermek. İşgalcilerin
bu işgalden vazgeçmesi lazım, değilse Ermenistan'ın
kendi toprakları da boş kalacak. Düşünebiliyor musunuz
Ermenistan, bütün stratejik, çok faydalı projelerin
dışında kaldı. Biz de isterdik onlarda Azerbaycan'la
Gürcistan ile beraber bu projelerde yer alsın, ortak
çıkarlarımız olsun, hep beraber güzel ilişkilerimiz
olsun. Ama bunların hepsinin üzerine çizgi çektiler
bu işgalciler ve kendileri kaybettiler. Bizim toprağımızın
yüzde 20'sini işgal etmişler ama bugün açlar. Gençlerini
metro gibi kapalı yerlerde kıstırıp zorla askere alıyorlar.
Fabrikalarını borçlarına vermişler, genellikle de Rusya'ya.
Ermenistan, ekonomisi olmayan, ticareti olmayan militarist
bir devlet, 1.5 milyon nüfuslu silah deposu.
H.A.: Bir de Ermenistan'ın güçlü lobileri var.
ABD'de olsun, Kanada'da olsun "Ermeni soykırımı
iddiaları" ile Türkiye'nin karşına çıkıyorlar.
M.N.A.: Doğru lobileri güçlü. Ermeni lobisi her
sene 100 milyonlarca dolar Türk düşmancılığına para
harcıyor. Orada da ikili bir standart var. Ben düşünüyorum
Ermeniler Müslüman olsa, biz Hıristiyan olsak bunları
öyle desteklerler miydi? Onları maalesef çok şımartıyorlar,
yüz senedir şımartıyorlar. Açık açık "Sen işgalcisin
çıkacaksın oradan" deseler bir gün duramazlar orada.
Tamam "Azerbaycan toprak bütünlüğünü tanıyoruz"
filan diyorlar ama 4 tane BM kararı var baskı yap, çıksınlar
işgal ettikleri topraklardan. "Hayır, yapmıyoruz
kendiniz halledin" deniyor. Biz "çık bu topraklardan"
diyoruz, çıkmıyor. 50 bin Ermeni bağımsız devlet olacak!
1 milyon Ermeni Kaliforniya da var orada da yaratsana
bağımsız Ermenistan, niye yaratmıyorsun? Eninde sonunda
bunlar kendileri pişman olacaklar ama artık nüfuslarının
yüzde 60-70'ini kaybetmişler, sanayileri çökmüş, fabrikalarını
satmışlar, bu büyük önemli projelerde belki de onlar
başrolde olacaklar, kaybettiler hepsini.
H.A.: Gürcistan örneğinden yola çıkarsak, Kafkaslarda
yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz.?
M.N.A.: Kafkaslarda son gelişmeler bence iyi
istikamette gidiyor ama maalesef Kafkaslarda bu cumhuriyetlerin
bağımsızlığından sonra yanlış işler yapıldı. Gürcistan'da
olaylar çıkarıldı, provake edildi, bölücülük dışarıdan
desteklendi. Azerbaycan'da bu Yukarı Karabağ'dan başladı.
Bunlar yanlış işlerdi, umarım düzelir. Güney Kafkasya
çok güzel bir bölge, zengin bölge. En büyük engel orada
Ermenistan'ın işgalcilik siyaseti. Bunun Müslüman Azerbaycan'ın
Hıristiyan Ermenistan ile mücadelesi olarak algılamak
doğru değil, Gürcistan'da Hıristiyan ama bizim onlarla
hiçbir problemimiz yok, çok iyi dostuz. Bu başkasının
toprağına göz dikme, işgalcilik siyasetidir.
Ermenistan bu siyasetten vazgeçerse her üç cumhuriyet
hep beraber çok güzel işler yapabilir. Ancak bizim Cumhurbaşkanımız;
"İşgal ettiğiniz bölgelerden çekilin, işbirliğine
başlayalım" teklifinde bulundu, ona da gitmiyorlar.
Bu neye benziyor; "Bir hırsız senin cebinden 100
milyonunu çalıyor, sen diyorsun ki 'kardeşim bunun bir
50 milyonunu ver', 'hayır vermiyorum' diyor." Bu
kadar şımarıklık olur mu? Ve karşısındaki de 100 kiloluk
bir ağır sıklet, kendisi de böyle 50 kiloluk bir şey
ama arkasında dayıları var. Eminim ki adalet ve zafer
sonunda gerçekleşecek. Azerbaycan her geçen gün daha
güçleniyor. Bakü -Ceyhan'ı, Bakü -Erzurum'u yapalım
inşallah ondan sonra Azerbaycan; ekonomisi ile, ordusu
ile çok çok daha güçlü olacak. Ermenistan'da her geçen
gün geri gidiyor çünkü yanlış yapıyor. Kendi kendini
dışlamış bu projelerden.
H.A.: Son zamanlarda Türk basınında da sıkça
gündeme gelen konulardan biri Azerbaycan'ın Kıbrıs konusundaki
politikasıydı. İlham Aliyev geçtiğimiz aylarda Türkiye'yi
ziyareti sırasında KKTC'deki referandumun ardından tanımayı
gündeme alabileceklerini söylemişti. Ama daha sonra
Türk kamuoyuna Avrupa Parlamentosu'ndaki Azeri yetkililerin
Kıbrıs'la ilgili tasarıya destek vermediği yansıdı.
Siz Bakü yönetiminin Kıbrıs politikasını nasıl özetleyebilirsiniz?
M.N.A.:
Azerbaycan yönetiminin Kıbrıs politikasını şöyle özetleyelim;
Politika nedir? Politika, mümkün olanları yapma sanatıdır.
Biri çıkıp uzaktaki yıldızdan pırlanta getireceğim dese,
siz inanır mısınız? 1 milyon ışık hızı ile gitseniz
1 milyon sene mesafe var. Politika mümkün olanları yapma
sanatıdır. Bu bakımdan Azerbaycan Kuzey Kıbrıslı kardeşlerimize
mümkün olan bütün desteği bugüne kadar vermiş, Cumhurbaşkanımızın
dediği gibi, destek bundan sonra da artarak devam edecek.
Mesela bizim binlerce vatandaşımız ki, bunun içinde
bakan da var, milletvekili de var, profesör de var,
artist de var, Kıbrıs'ı ziyaret ediyor, Cumhurbaşkanı
ile görüşüyor. Kuzey Kıbrıs'ın dünyada kaç yerde temsilciliği
var? Ama Bakü'de kaç senedir var. Kuzey Kıbrıs'tan heyetler
geliyor, bizden heyetler gidiyor. Bu yakınlarda Kuzey
Kıbrıs'a bizim Çevre Bakanlığı'ndan iki temsilci gitti.
Azerbaycan'da cumhurbaşkanımız en yetkili insandır.
Azerbaycan devleti adına tam yetkiyle konuşabilecek
tek insan cumhurbaşkanı, biliyorsunuz bizde cumhurbaşkanlığı
sistemi var. Dış politikanın da, ekonominin de, devletin
de tepesinde halkın seçtiği cumhurbaşkanı var. Azerbaycan'ın
politikasını, 125 milletvekilimiz var onların hiçbiri
tayin etmiyor. Cumhurbaşkanı kendi ekibi ile tayin ediyor
ve o konuşuyor. O konuşmadığı zaman Azerbaycan'ın dış
politikasını Dışişleri Bakanı konuşuyor. Dışişleri Bakanı
konuşmuyorsa büyükelçisi konuşuyor bu konuda. Onun için
böyle Ermeni lobisinin provokasyonu ile bazı gazetelerde
yazılanlar ciddi şeyler değil, onlar kasıtlı şeylerdi.
Benim
de sevdiğim, dostum bir gazeteci Ermeni lobisinin etkisiyle
mi nedir "Vazo kırıldı" diye yazdı. Vazo niye
kırılsın, Azerbaycan-Türkiye dostluğunun sembolü camdan
vazolar değil, Bakü'de, Ceyhan'da kurulmuş olan 150
bin tonluk çelikten petrol tanklarıdır. 1.760 km uzluğunda
çelikten Bakü-Ceyhan hattıdır. Böyle Ermeni lobisi falan
heveslenmesin, hevesleri kursaklarında kalacak. Türkiye
ile Azerbaycan arasında bizim kan bağımız var, can bağımız
var, dil bağımız var ve bunlar o kadar güçlü ki. O taraftan
da, bu taraftan da biri bir yanlış yapsa, o tür şeyler
bizim münasebetlerimize "vız" gelir. Bağımsız
Azerbaycan'ın kurucusu Haydar Aliyev biliyor musun ne
der; "Türkiye- Azerbaycan dostluğu kardeşliği,
ebedidir, sarsılmazdır, daimidir, sonsuza kadar devam
edecektir." Hakikaten de öyledir çünkü, Türkiye
için ne faydalı ise ne iyi ise; o, Azerbaycan için de
iyidir. Biz gece gündüz dua ediyoruz Keşke Türkiye'nin
ekonomisi Amerika'nın ekonomisinde de büyük olsaydı.
Türk ordusu Amerikan ordusundan da daha iyi silahlara
sahip olsaydı. Türkiye dünyanın en muhteşem devleti
olsaydı, çünkü onun muhteşem olması bizim de güçlü olmamız,
muhteşem olmamız demektir. Azerbaycan'ın güçlü olması,
Azerbaycan'ın zengin olması, Azerbaycan'ın müreffeh
olması Türkiye'nin de faydasınadır. Onun için bazıları
kasıtlı yapıyorlar.
Bizim mesela 6 milletvekilimiz var, kasten "8 oyları
vardı gittiler bize oy vermediler" dediler. Yalan
bizim 6 oyumuz var 2'si yedek. Onun biri kadın hamile
olduğu için gitmemişti oraya, kaldı 5. Kalan 5 kişiden
biri gidip oylamış, birisi ise tam radikal muhalefetten,
"Düşündüm ki ben oy verirsem Ermeniler- Yunanistan,
Karabağ Ermenilerini davet ederler" diyor. Bunu
da Türk kardeşlerimizin anlatması lazımdı. Karabağ meselesi
ile Kıbrıs meselesini karıştırmak yanlış. Orada 200
bin Türk, 400 bin Rum-Yunan 1960'larda ortak bir devlet
kurmuşlar. Bu 50 bin Karabağ Ermeni'si ise 8.5 milyon
Azeri'nin misafiri. Rus imparatorluğu tarafından getirilip
konulmuş misafir. Bunlar bambaşka şeyler. Bunu anlatsalar
idiler o tereddüt edenler tereddüt etmezlerdi. Gene
de ben dedim; tabi ki bizim o oylamaya katılmayan milletvekillerimiz
yanlış yapmışlar. 8 oy değil 18 oy da verselerdi bir
defa olmuyordu ama vermeleri lazımdı, gitmeleri lazımdı.
Eksik koordinasyondan eksik bilgiden kaynaklanan bir
şey yoksa Azerbaycan'ın Kıbrıslı Türk kardeşlerimize
desteği tamdır, bütün mümkün olanı biz yapmışız, yapacağız.
Onunda altını çizeyim keşke bizim toprağımızın yüzde
20'si işgal altında olmasaydı, biz daha rahat olsaydık,
daha da fazlasını yapardık.
H.A.: Türkiye ve Azerbaycan ikili ilişkilerini
ekonomik ve sosyal anlamda daha ileri götürmek için
neler yapılabilir?
M.N.A.: Ekonomik ticari ilişkilerimizin esas
problem o ki, Ermenileri hançer gibi sokmuşlar Türkiye
ile Azerbaycan arasına. Bizim paramızla yapılan demiryolu,
40 kilometre Ermenistan arazisinden geçiyor ve onun
demirlerini çıkarıp İran'a satmışlar. Köprüler vardı
onun taşlarını söküp satmışlar. Yani bizim aramızda
olan ekonomik ilişkilere en büyük engel, rahat büyük
miktarda ticari ilişkiler kurabileceğimiz teknik imkanların
olmaması. Mesela direkt bir denizyolu olsaydı, İstanbul'dan
Bakü'ye denizle gidebilseydik ne kadar güzel olurdu,
ne kadar ucuz olurdu. Uçakla götürünce pahalaşıyor her
şey. Veyahut üçüncü ülkelerden gidiyorsun gümrük alıyorlar,
para alıyorlar.
En
büyük engel Ermenistan'ın Azerbaycan toprağını işgal
etmesi, demiryolunu tahrip etmesi ve yüklerin nakliyatının
çok pahalıya mal olması. Bizim aramızda başka hiçbir
problem yok. Onun için Türk kardeşlerimiz buradan oraya
ticaret yapmak yerine gelip Bakü'de oturuyorlar orada
üretiyorlar, orada satıyorlar. 10 binin üzerinde Türk
kardeşimiz var orada. Hepsi Türk ama Anadolu Türkü.
H.A.: Azerbaycan ve Türkiye halklarının kültürel
olarak pek çok ortak noktaları var, bu iki halkın yeterince
kaynaştığını düşünüyor musunuz? Bu anlamda neler yapılabilir?
M.N.A.: Sosyal anlamda halkların kaynaşması için;
buradan güzel Ankaralı kızların gidip Bakü'deki bizim
güzel oğlanları sevmesini tercih ederim veyahut onların
burada, oluyor da. Aynı millet, aynı dilden, aynı dinden
olduğu için problem yok. Yani bunun için Azerbaycan
elinden geleni yapıyor. Biliyorsunuz vizelere ücret
vardı onu da kaldırdık. Düşünün ki 8 milyonluk Azerbaycan'dan
her sene 200 bin Azeri vatandaşı Türkiye'ye geliyor.
Turist olarak, okumaya yazmaya, ticarete geliyor. Ama
bu 70 milyonluk Türkiye'den Azerbaycan'a giden kişi
60-70 bin. Çok az, daha çok gitmeleri lazım. Bir atasözü
var; "Sadece tanıdığın kişiye gidip gelirsin akraba
olursun, akrabana gidip gelmezsen yad olursun."
diye. Gidip gelmemiz, bu hasretlere son vermemiz lazım.
H.A: Peki bu eksikliği neye bağlıyorsunuz?
M.N.A.: Bilemiyorum nedense uçak biletleri çok
pahalı. Türkiye'de kimseye anlatamadım. Bazen öyle oluyor
ki New York'a gidip gelmek çok daha ucuza mal oluyor
Azerbaycan'dan. İkincisi belki insanlar Paris'e Londra'ya
gitmek daha cazip geliyor. İnanın gelirseniz çok mutlu
olursunuz.
Bir defasında Bakü'ye gidip bir hafta kalan bir gazeteci
"Bir hafta kendimi Amerikalı gibi hissettim"
diye yazmış. Amerikalı nereye gidiyorsa İngilizce geçerli,
Amerikan doları geçerli, Bakü'de de Türkçe geçerli,
Türk parası geçerli. Kendinizi Türk gibi hissetmek istiyorsanız
Bakü'ye gidin diliniz geçerli, paranız geçerli.
Ben size bir şey söyleyeyim inanın hasretlik çok önemli.
Mesela 1990'lar gibi bir Türk Azerbaycan'a gelince bir
ay kalsa bir kuruş karşılamadan takside de geziyor,
yemekte yiyordu. Sen bizim misafirimizsin diye bir kuruş
almıyorlardı. Artık öyle devam etmese de 10 bin Türkümüz
var orada, o kadar hasret kalmamış. Şimdi taksilerde,
restoranlarda para alıyorlar ama gene de sonsuz sevgi
var. Oraya gidince yine de herkes size kolaylık sağlamakta.
Ben giden adamların pişman olduğunu duymadım. Pişman
olsalardı orada 10 bin adam oturmazdı, geri dönerlerdi.
Bazen öyle şeylerde oluyor mesela gitmiş orada berber
dükkanı açmış sonra Azeri öğrenciler almış bir de bakmışlar
ki bu öğrenciler berberliği ondan daha iyi yapıyor,
adam Türk iş adamlarına iş vermiyorlar diye küsmüş gelmiş.
Onu da söyleyeyim bir bond çanta ve 200 dolar ile kalkıp
Azerbaycan'a gelip, şimdi dolar milyoneri olan var.
Ama gönlümüz istiyor ki beraber bir şeyler üretelim,
oradan Orta Asya'ya, Kuzey Kafkasya'ya. Oralar çok büyük
bir Pazar, Rusya müthiş bir pazar dünyanın yarısı, Özbekistan
25 milyonluk bir pazar. Bakü'den bütün demiryolları,
su yolları hepsi Rusya'ya, Orta Asya'ya, İran'a gidiyor.
Bakü'de bir üs kurup orada ne üretseniz pazarlaması
çok kolay.
H.A: Türkiye'ye karşı büyük bir sevgi duyduğunuz
konuşmalarınıza yansıyor. İlk ne zaman geldiniz Türkiye'ye
ve kişisel olarak Türkiye ile bağınız nedir?
M.N.A.: Ben ilk defa Türkiye 'ye 1972'de geldim.
İstanbul'a üç saatliğine gemi ile geldim. Azerbaycan
Türkü'nün Türkiye'ye gelmesi çok zordu, çok büyük problemler
çıkarıyorlardı. Ben Fizik Profesörüyüm, yine daha önce
bir ay Ege Üniversitesine, İstanbul Üniversitesine konferanslar
vermeye geldim. Türkiye'ye ilk gelişim değil yani.
Türkiye'ye tüm Azeri Türklerinde olduğu gibi o kadar
derin hasret vardı ki, radyolardan dinlerdik. Sovyet
gelince kapattı sınırları, çok büyük hasret oldu. Yani
düşünebiliyor musun bir kardeşini 25-30 sene görmüyorsun,
onun hasretini çekiyorsun.
Ben Bakü, Azerbaycan hakkında ne söyleyebilirim, Türkiye
hakkında da onu söyleyebilirim, yabancı değilim. Türkiye'nin
iyisi de benim, kötüsü de benim. Ben iki sene de Paris'te,
onların en iyi üniversitelerinde çalıştım. Sovyetlerle
Fransızların beraber çalışmasına yönelik bir program
vardı, benim orada birlikte çalıştığım grup arkadaşlarım
Nobel Ödülü aldılar. Ben döndüm Bakü'ye onlar devam
etti. Ben isterdim ki, Ankara Paris'ten daha ileri olsun.
Gönlüm Türkiye'nin çok gelişmiş olmasını, çok kültürlü
olmasını, eğitimin son derece iyi olmasını istiyor.
En iyi orkestraların, en iyi tiyatroların, en iyi teknolojilerin
burada olmasını isterdim. Türkiye uçaklar üretsin Amerika
Türkiye'den alsın, mobil telefon üretsin Japonya buradan
alsın. Türkiye dışarıdan almasın kendi üretsin ve satsın.
İnşallah bunlar da bir gün olacak.
Ben Türkiye'nin güzel taraflarını görüyorum, çok güzellikler
var, insanı güzel, doğası güzel. Büyük Atatürk demiş
ki; "Aklın yolu" Ne komünizm demiş, ne kapitalizm
demiş, "izm" dememiş bir dogma dememiş. "İzm"
diyenlerin hepsi silindiler ama Atatürk, dimdik kalbimizde
ayakta. Ben istiyorum ki Türk insanı, bütün dünyada
olan Türkler Atatürk'ün gösterdiği yoldan sapmasınlar,
hızla o yoldan gitsinler, aklın yolundan. Aklın, bilimin,
aydınlığın yolundan gideceksin. Onu yapsalar Türkiye,
Amerika'yı da Fransa'yı da yakalar, Azerbaycan da öyle.
Benim evimde de, burada da büyük Atatürk'ün resmi var.
Başka büyükelçililerde göremezsiniz bunu. Ne mutlu Türklere
ki onun gibi büyüğü olmuş. Atatürk'ün gösterdiği yoldan
gidersek, o zaman Avrupa'ya da gireriz, yeter ki aklın
yolundan gidelim Atatürk'ün yolundan gidelim.
H.A: Teşekkür ederiz.
M.N.A.: Ben size teşekkür ediyorum buraya geldiğiniz
için. Bugün bayram günü (19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve
Gençlik Bayramı) tüm Türk dünyasının bayramı bu. Bayram
gününde de çalışıyorsunuz tebrik ederim. Biz de çalışıyoruz.
Çalışmak lazım. Ben biraz da bayramın çok fazla olduğunu
düşünüyorum. Atasözlerimiz bazen çok keskin oluyor,
atasözü ne diyor; "deliye her gün bayram"
ama bu bayram öyle bir bayram değil bu bayram güzel
bir bayram. Ama 9- 10 gün bayram tatili oluyor benim
kanımca daha çok çalışmamız lazım. Çalışmak... çalışmak...
çalışmak... her şey çalışmakla mümkün. Geride kalmışız,
bunları yakalamamız lazım. Bu da neyle oluyor bilimle
çalışmakla. Ne kadar bilgili insan olsa çalışmıyorsa
faydası ne. Büyük Atatürk de diyor ki; "Türk milleti
çalışkandır." Çalışmamız lazım. Her gün insanın
küçük bir başarısı yoksa, küçük bir zaferi yoksa bunun
hiçbir anlamı yok. Her gün küçük bir zaferimiz olması
lazım. Yalnız insan para için çalışmamalı. Bir adım
ileri gitmek için başarı, zafer kazanmak için çalışmalı.
O zaman biz herkesten önde olacağız.
Bu bayram gününde ki bu benim gözümde en büyük bayramdır,
bu bayram gününde siz çalıştığınıza göre ben size teşekkür
ediyorum. Bayramınız da kutlu olsun.
H.A: Değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız
için biz teşekkür ederiz.
Bu
röportaj www.HABERANALIZ.com'dan
alınmıştır.
|